NANE VE RAYHAN

Hiç hesapta yokken tam da ne yapsam da yayınlasam diye düşündüğüm ilk günlerin birinde, yani tam olarak ilkyazım olan künefeyi yayınladığım gün kocaman bir Bart Smith poşetinden yeşil rayhanlar ve içerisinde envai çeşit böcek olan nane desteleri çıkınca neredeyse kafeteryamın açılısını bu otlarla yapacaktım.

Herhalde Bart Smith’e gitmediğimi ve hatta orada oyuncaktan başka bir şey satılmadığını tahmin ediyor ya da biliyorsunuzdur. Ben tam annemlerden çıkmış evime gidecektim ki, henüz bisikletime binmeden, annemin kağıt çöplerini de atayım da diye düşünerek kağıt konteynırına doğru ilerlerken yolda duran arabadan M. Ablanın inmesi ve otların annemin evine çıkmadan, sokağından transit geçmesiyle bana gelmesi de bir oldu.

Allah’dan aynı gün babam künefe yapmıştı da ben de ‘kafeterya açılış yazısını otlarla mı yapcaktım, yani şu kadere bak, neye niyet neye kısmet’ diye dertlenmekten kurtulmuştum. Zira o kadar çok otu yıkamak ayıklamak benim gibi pimpirikli birisi için bir hayli vakit almıştı. Gecenin birinden sonra da hiç bir şey yapacak mecalim kalmamıştı. Hatta salata kurutucusundan (centrifuge) geçirmeme rağmen iki hafta da yemek masasının üzerinde kurumasını beklediğimi hesaba katacak olursak evin içini mis gibi bir nane-rayhan kokusu almasının dışında bu süre içerisinde evde başka hiç bir şey yapıp yayınlayacak yer de kalmamıştı hani. Neyse ki böylelikle kış hazırlığımızı da yapmış olduk. Çok keyifliydi (!).

Fakat nedendir bilmem, belki de çocukluğumdan kalan bir aşinalıktır, ben rayhanın eflatun olanını seviyorum. Geçen yıl Türkiye’den getirtip ektiğim tohumlardan sadece bir tane rayhan çıkınca onu da koparmayıp tohuma kesilinceye kadar bekledim. Böylelikle elde ettiğim tohumları bu baharda yeniden ektim. Çok cılız olmalarına rağmen yine de bir saksı oldular ve rayhan rayhan kokuyorlar.

Ben rayhan ekme maceramı geçtiğimiz hafta (ben bu yazıyı yayınlayıncaya kadar bu geçtiğimiz hafta kısmı iki hafta önce şeklinde okunacak duruma geldi) annemle bahçesine baskın yaptığım F. Ablaya anlatınca eksik olmasın bahçesinden bana bir demet köküyle eflatun rayhan söküp verdi. Ben de onları ayrı bir saksıya ektim. Şükür ki saksıdan yana oldukça bolum.

Hazır rayhandan bahsetmişken yine rayhanla ilgili bir hatıramı anlatmadan geçemicem. Çocukluğumdan beri hatırlarım. Annem ne zaman bir yemeğe rayhan atmak için elini rayhan kavanozuna uzatsa ‘irayhanım ek beni, ark altına dik beni’ dizelerini tekrarlar ve ben de neden hep bu dizeleri tekrarladığını sorduğumda annesinin de bir yemeğe rayhan atarken böyle söylediğini, oradan gelme bir alışkanlık olduğunu söylerdi. Genç yasta çıkmış memleketten 3-5 günlük tatiller hariç bir daha annesiyle birlikte olamamış, anacağızını hatırlardı herhalde. Tabii bu dizelerden çıkartmamız gereken bir ders olduğunu da hemen ilave ederdi annem. Dersimiz rayhan ekmek isteyenlere: rayhan bol suyu sever o sebepten de ark altına dik beni dermiş. Yani na’pıcaz? Rayhan ekenler rayhanlarına bol su vermeyi unutmıcaklar. Ben de annemden öğrendiğim gibi rayhan kavanozuna elimi uzatır uzatmaz bu dizeler geliyor aklıma ve annemle birlikte anneannemi de hatırlıyorum.

Naneyi herkes bilir de peki nerede kullanılır bu rayhan?

İtalyanlar pizzaya da koyuyorlar fakat rayhan bizim mutfağımızda 3, bilemediniz 4 alanda kullanılır.

  1. İçli köfte
  2. Patates kavurması
  3. Çoban salata
  4. Çiğ köfte de dahil, bulgurdan yapılan tüm gıyma* çeşitleri

*Bunu ileride anlatacağım inşallah.

Bu arada her ne kadar iletişim sorunları yaşasak da, hala istediğim pek çok teknik meseleyi anlatamamış olsam da kardeşim drs. A. Z. Ö.’ye bilgisayarımla ilgili program yükleme başta olmak üzere tüm teknik konulardaki yardımlarından ötürü sonsuz şükranlarımı iletiyorum.