NDSM WERF (IJHALLEN) BİT PAZARI

woensdag8-7-2009 139

P1110846    P1110816

Daha çok NDSM Werf bit pazarı adıyla tanınır (en-dey-es-em şeklinde okunur, werf de avlu anlamına geliyor). Fakat resmi adı Ijhallen vlooienmarkt yani Ijhallen bit pazarı. Sadece Amsterdam’ın değil, hatta sadece Hollanda’nın da değil Avrupa’nın en büyük bit pazarı. Diğer bir deyişle kıtamızdaki tüm bit pazarlarının şahı. Web sitesi bile var.

P1110793

P1110876 P1110885

Efendim NDSM vaktiyle tersaneydi. Bildiğiniz gemi tersanesi. Altmışlı yıllarda iş göçüyle gelen büyüklerimiz burada çeşitli kademelerde gemi yapımında çalıştılar. Örneğin o yıllarda NDSM’de kaynakçı olarak çalışmış pek çok Türk’e rastlamak mümkün. Gençlerden de duyarsınız ‘benim babam NDSM’de çalışmış, benim dedem NDSM’de çalışmış şeklinde.

P1110815 P1110804

Hala eski mimarisiyle şu an yıkık dökük duran bu binanın bir kısmında sanatçıların atölyeleri var. Örneğin bir mobilya tasarımcısı, ya da ebru sanatçısı, ya da ne bilim davulculara filan rastlamak mümkün. Ayda bir kez de hem binanın dışında girişte hem de binanın içinde devasa bir bit pazarı kurulur. Aşağı yukarı 450 tezgah bulunuyor. Girişi ücretli. Tuvaleti ücretli.

P1110868 P1110827

P1110812 P1110863

Ne ararsanız, ama ne a-rar-sa-nız mevcut. Yok yok bu pazarda. Kirli paslı olması hiç önemli değil. Annem hep bitli paklanın kör alıcısı olur der. Hollandacasıyla ‘gezelligheid’ denen olgunun dibine vurulduğu yer. Havanın soğuk olması, yağmurlu olması ya da ne bilim kundakta bebeğinizin olması, hasta bir köpeğinizin olması ya da sizin koltuk değnekleriyle yürüyor olmanız, evet bunların hiç birisi bu bit pazarına gitmemeniz için engel değil.

P1110869 P1110881

P1110855 P1110830

P1110880 P1110856

Ameliyat malzemeleri bile var.

P1110844  P1110840 P1110839 P1110838     P1110825 P1110820 

Gelelim fiyat konusuna. Ucuz mu? Değil. Evet ucuz değil. Dehşet fiyatlar söylüyorlar. Örneğin şu gördüğünüz fincanın tanesi on Euro. Yok efendim Royal Albert’mış. Neyse ne, olurunu söyle. Hatta satıcının bir tanesi Türk’tü. Ma-aile geliyorlarmış her ay satış yapmaya. Çok pahalı söylüyorsun dedim. Abla bu Royal Albert dedi. Vaaay, sen de nerden biliyorsun Royal Albert’i dedim. Bu işi yapıyorsan onu da bileceksin dedi. Ama öyle takım filan değil, bildiğiniz tek tük kalmış, eski fincanlar.

P1110795P1110794

P1110805P1110803

İşte şu gördüğünüz maymuncuk bile adeta burda fiyatlar maalesef böyle diyor.

P1110843 P1110849

Ben ne mi aldım? Annemlerin de hala sahip olduğu benim pek bir sevdiğim yetmişli yıllara ait kareli kumaş kaplı bir fotoğraf albümü aldım. Satıcı iki Euro deyince, gel etme eyleme bir Euro olsun dedim, senin dediğin de olmasın benimki de olmasın gel bir buçuk Euro olsun dedi. Hadi dedim olsun.

P1110873 P1110872

P1110852 P1110850 

P1110864 P1110878P1110877 P1110819

Gözümün kaldığı şeyler oldu ama kararlıydım almadım. Fiyatlar gerçekten hiç hoşuma gitmedi. Başka yerlerde elli cente satılan şeyler orada bir iki Euro. Dehşet fark var arada. Sonra satıcılarda bir alım bir çalım. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Kibar insan yok muydu? Evet vardı. Bir babayla oğul fotoğraf çekerken poz bile verdi. Söz verdim kendilerine bu gün itibariyle fotoğraflarını gönderdim. Yine bir satıcı, fiyat sorduğumda kaç Euro ödemek istersiniz diye kibarca karşılık verdi. Adam kibar olunca benim de kibarlığım tuttu iki Euro öderim dedim. Sanırsam bu kibarlık bulaşıcı. Sonra içim bir yandı, kesin fazla söylemiştim. Keşke bir Euro deseydim. Öyle bir yandı ki içim gözüme kestirdiğim bir cam ürününü de yanında hediye olarak istedim. :) huyum kurusun. Adam hiç ikiletmedi hemen onu da paketledi.

P1110814 P1110813

Şu gördüğünüz bebek porselenmiş. Yanlış hatırlıyor olabilirim, kırk Euro mu demişti yoksa yirmi beş mi? Tam hatırlayamadım, geçmiş gün.

P1110802 P1110800

Şu sağda gördüğünüz vazolara Amsterdam deniyormuş, kızın söylediğine göre bunların koleksiyoncusu varmış. İşte bunda da gözüm kaldı. Yirmiden mi ne açmıştı ağzını, hem de ufacık bir şey için. Ama mavisi aldı beni götürdü.

P1110818 P1110817

İşte şu alttaki tabağa da bittim. Ama fiyat bile sormadım. O kadar yani. Neredeyse şeytana uyup şu yetmişlerden kalan tabakları alıyordum. Kararlıyım ya hani son anda bıraktım.

P1110862 P1110858 P1110857 P1110879

Soldaki fotoğrafta 1953 şubatında Hollanda’da yaşanan sel felaketini yansıtan bir harita tablo var. Dedeler de pul koleksiyonlarına dalmışlar. Hangisi satıcı hangisi alıcı pek belli değil. Bizim alt katımızda vaktiyle yaşayan dede ve ninenin de pul koleksiyonları vardı. Hatta hırsızlığa karşı sigortalı olduğunu anlatmışlardı bir defasında. Onlar öldükten sonra acaba oğlu gelini ya da torunları sahip çıktı mı yoksa o da mı böyle yalan oldu aklıma geldi bunları görünce. Dünya gerçekten boş ve yalan. Ama yine de uğraşıyoruz işte. Allah imandan ibadetten ayırmasın.

P1110866 P1110865

Bacım hem kurmuş tezgahı satışını yapıyor, hem örgüsünü örüyor.

P1110801 P1110871

Aslında kurallara göre yeni ürün ya da parti ürünü satmak yasak. Gel gör ki insanoğlu bu, yasak dinler mi? Yeni ürün satan tüccarlara sordum, gerçekten yeni miydi yani? Evet yeniymiş. Ama ben yasak diye biliyorum. Eskiyle yeniyi karıştırıp satıyorum. Bunlar yeni ürünler, şu gördüklerin de eski ürünler. İşte bu tip tüccarlardan da bi dolu var pazarda.

P1110842 P1110841

P1110832 P1110828

P1110799 P1110798 P1110797 P1110796

Çocukların sevdası tabii ki oyuncakçılar ve kitapçılar. Erkek çocukları, kız çocukları, bebe belek. Engelliler, yaşlılar-gençler, bisikletliler-yayalar, yalnızlar, aileler, arkadaş toplulukları, turistler, herkesler orada. Tabii bir de çocuklarda yeme içme hevesi. Onlara bir eğlence olsun. Ucuz pahalı onları pek ilgilendirmiyor. Onlar için felekten çalınan bir gün bu.

P1110823 P1110875

P1110822 P1110821

P1110835 P1110833

P1110848 P1110836

Bir anne- kız önüm sıra atışarak gidiyorlar. Anne diyor ki:

– İçiyorsun ve tuvalete gidiyorsun. Hayır, içme ve tuvalete gitme. Her tuvalete gitmen bir euroma mal oluyor. Tabii her bir içecek için de bir euro harcandığını düşünürseniz tek bir çocuk için sadece içecek ve tuvalet bazında bit pazarının masrafı beş euroyu buluyor. Girişin de ücretli olduğunu hatırlarsak bir bitpazarına gitmenin maliyetini varın siz hesaplayın. Tevekkeli değil bit pazarına nur yağmış denmesi.

 P1110860 P1110861

Şu abinin paltosu milattan fırlamış gibiydi.

P1110808P1110807

Evvel zaman içinde Hollanda’da banyo takımları kum, sabun ve soda şeklinde üçlü takımlardan oluşuyormuş.

P1110806

 

P1110895P1110894

Yırtılan bisiklet koltuğunu kız koli bandıyla yapıştırmış, yine de pazardan vaz geçmemiş.

Valizini kapan, bisikletine atlayan gelmiş.

P1110826 P1110884

P1110889

Ufukta feribot göründü.

İşte şu gördüğünüz an koyunun kuzuya karışma anı. Feribottan inen akıncılar, ve ganimetleri toplamış dönen gaziler. Önce akıncılar inecek ki gaziler binebilsin.

P1110893P1110890

Satıcılar olduğu kadar pazarın ziyaretçileri de tip. Örneğin şu valizli teyze, uzuuunca saçları var, ağarmış olması hiç sorun degil, saçın yarısı örgülü yarısı değil, kahverengi palto, yeşil çanta, lacivert valiz, koyu mavi etek, eflatun pantolon mu pijama mı ayırt edemedim, bir de açık mavi sal. Ben mi? Ben ayrı bir tipim zaten. Günün anlam ve önemine uygun giyindim. Siyah ayakkabı, pembe çorap, deve tüyü rengi pantolon, üstüne mavi üzeri çiçekli entari, lacivert ceket.

P1110829 P1110888

P1110789 P1110882

O gün akşam arkadaşlara bit pazarına gittiğimi anlatınca n’aptın dediler. Tek kelimeyle ba-yıl-dım, dedim. Biz de o zaman yarın gidelim de bi de biz bayılalım diyiverdiler.

P1110810P1110809

Ulaşım şöyle: merkez istasyondan (CS’in tam arkası) Amsterdam’ın kuzeyine (Noord) kalkan üç tane feribot var. İşte onlardan en solda olanına NDSM Werf yazan duraktakine bineceksiniz. Feribot ücretsiz, yanılmıyorsam yarım saatte bir geliyor. Yaklaşık on beş dakika sürüyor yolculuk.

ndsm1

P1110792

Feribottan indikten sonra herkesin akın ettiği yöne doğru yürümeniz gerekiyor.

Ulaşım konusunda İngilizce okumak isterseniz şu linki tıklayabilirsiniz.

Ne zaman gidilir?

Ayda bir kere kurulduğu için kuruluş tarihleriyle ilgili en doğru bilgiyi web sitesinden alabilirsiniz.

Tam adres:

IJ-Hallen
T.T. Neveritaweg 15
1033 WB Amsterdam-Noord

WATERLOOPLEIN BİT PAZARI

 

2012 yılında kaleme almışım Noordermarkt bitpazarı yazımı. Hala yayınlıcam da yayınlıcam. Fakat bu cumartesi hiç olmadık bir şey oldu. Yıllardan sonra ilk defa Waterloo meydanındaki hani o belediyenin hemen dibindeki bit pazarına gittim. Niye mi? Anlatim.

Hani benim en bi, ama en bi sevdiğim pazartesi günleri kurulan ve hala yazdığımı yayınlayamadığım canım güzel Amsterdam’ımdaki canlar canı bit pazarım var ya işte orada bir ayakkabı gördüm izin günümde. Bordo. Ancak ne var ki ben lacivert istiyorum. Yıllardır lacivert ayakkabı ararım. Maalesef piyasada yok. Neyse 60’lı yıllarda yapılmış, inansam mı bilemedim, lacivert bir ayakkabı var ancak ben pek oralı değilim. İlle de o bordonun laciverti olacak. Adam dedi ki Waterlooplein’deki bit pazarında daimi yerim var, oraya sizin için getireyim, tam ayrılırken “tamam görüşürüz o halde, inşallah” deyiverdim, pek bir alışmışım ağzımdan çıkıyor. O da inşallah görüşürüz dedi. Aslına öyle aman aman abes değil. Hollanda literatüründe ‘inşallah’ var. Tabii herkes bilmeyebilir. Neyse gelelim bu cumartesiye. Tüm pazarı aradım taradım ve adamı buldum. Tek bir ayakkabı bile yok. İstediğim kadar fotoğraf çekebilirmişim.

Birden a, a, Türk çay bardağı mı görüyorum. Derken Frank başladı Türk çay bardaklarının hikayesini anlatmaya. 1970’li yıllardan kalmış. Bir Türk arkadaşlarından hatıra. İlle tutturdu ben bu bardakları size hediye etcem diye. Hani o gün ayakkabıları getirmemiş başka mal getirmiş ya bir nevi kendini suçlu hissetti de özür babından mı hediye etmek istedi neyse. Aile kaza geçirip yaşamını yitirir, kendi annesi babası da yaşamlarını yitirir. Ben de olacak bu ya, Allah rahmet etsin deyiverdim birden, yani tam olarak ‘Allah yarhamuhu’ dedim, bu kez de amin’le karşılık verdi. Artık ben mi bir bakış attım, yoksa o mu dayanamadı karısının Müslüman olduğunu söyledi, nasıl olduysa velhasıl karısı müslümanmış. Ne yani Hollandalı karısı Müslüman mıydı yani. Yok, Hollandalı değilmiş, Mali’liymiş. Bak sen Allah’ın işine.

Neyse tüm pazarda bol bol fotoğraf çektim, hava da güzeldi. Ben buraya yıllar yılı neden gelmemişim diye hayıflandım. Üstelik bir keresinde uçakta gördüğüm turistlere bit pazarına da uğramalarını sıkıca tembihleyince hani şu belediye binasının dibindeki pazar mı diye sordular, rehberde öyle yazarmış. Bu nasıl turist rehberi Noorderkerk bit pazarı yazmıyor, siz bırakın Waterloo’yu gelin beni dinleyin demiştim. Kırk yılda bir bilgelik tasladım, vakıa o ki tasladığım bilgelikten bugün utandım. Yine de bit pazarı deyince ille de Noorderkerk bit pazarına salın beni.

Fakat bence her iki bit pazarının da keyfi ayrı. Eğer çapıt yanı sıra tabak çanak cinsi almak istiyorsanız mutlaka bir pazartesi sabahı Noorderkerk dibindeki bit pazarına uğramalısınız. Diğer her şey için Waterloo meydanındaki pazar çok keyifli. İlk fırsatta bi daha gitcem insallah.

Nasip kısmet iste, bit pazarlarıyla ilgili yazı serime Waterloo ile başladım.

Adres: Waterlooplein yani Waterloo meydanı.

Daha teferruatlı anlatmam gerekirse şöyle: ister bisikletle hızlıca, ister yürüyerek salına salına, Dam meydanını geçiyorsunuz, Dam straatı da geçiyorsunuz, Oude Hoogstraat, peşinden Nieuwe Hoogstraatı da geçiyorsunuz. Sonra sağa dönüyorsunuz. Biraz daha gittikten sonra sağdaki binanın arkasında zaten o size kendini haber ediyor.

AMSTERDAM 2. EL KİTAP PAZARI

Deli cüsün cüsün her biri bir cüsün, derdi rahmetli anneannem. Yani deli çeşit çeşit, her biri bir çeşit. Bunun ne başlıkla ne de aşağıdaki yazım ve konumuzla uzaktan yakından bir alakası yok. Bu gün bunu söyledim kendi kendime, bu gün bunu hissettim, bu gün rahmetli anneannemin bu sözünü hatırladım. Bu gün haleti ruhiyem bu sözü hatırlattı bana. P1030875

De Kan 1986’dan bu yana Amsterdam’ın merkezi Dam meydanında aşağı yukarı 100 standlik büyükçe bir ikinci el kitap pazarı organize ediyormuş.  FB sağ olsun sevgili Hilal’den  duydum. Ve bisikletime atladığım gibi soluğu Dam’da aldım. Çok da istememe rağmen onunla karşılaşamadık fakat anladım ki aynı kartpostalcının başında ikimizde farklı saatlerde epey bir vakit geçirmişiz. Tabii burada gören göz olmak farklı. :) Benim kraliçem  yine yapmış yapacağını, kitap pazarını fethetmiş. :)

P1030862

Sorunun cevabı: ben Çapa, Beşiktaş, Avcılar ve tabii ki harikalar diyarı Tarlabaşı’ndan, Turan caddesi ve Basma Tulumba’danım. :) :)

P1030847 P1030832 P1030834 P1030835 P1030836 P1030837 P1030838

Kapı önü sokak çiçekleri P1030839 P1030840 P1030841 P1030842P1030845

Şu bisikletli yaşlı adam, o da kitap pazarı yolunda. Bisikletinin arkasına koymuş kitaplarını ucundan da kolinin tutarak düşmesin diye,  bir o yana bir bu yana yalpalanarak gidiyordu önüm sıra.

P1030843

Anna Frankhuis önü her zamanki gibi uzuuuunca kıvrım kıvrım bir kuyruk.

P1030846  P1030849 P1030850 P1030851 P1030852

Evet ikinci el kitap pazarı, fakat kitaplar ve kartpostallar ateş pahası idi. Makarna’nın İncili imiş mesela, ederi nedir diye sorduğumda adam içinde yazıyor diye açıp gösterdi. Gözlerime inanamadım. €10,-. Kartpostallara hiç bulaşmadım zaten üzerinde €4,- filan yazıyordu. Antika imiş bunlar, nereden diye sordum, müzayedelerden alıyorlarmış. Oysa ben yaşamını yitirmiş insanların döküntüleri arasından toparladıklarını düşünmüştüm.

P1030853 P1030854P1030856 P1030855

Bunlar da benim aldığım kartpostallar. Kartpostalları aldığım satıcıya sordum, anladığım kadarıyla bir pazar tezgahı için €95,- ödüyormuşsunuz doğru mu bu, diye. Evet öyle diyerek teyit etti beni. Eh peki ne kazanıyorsunuz? Hiç belli olmuyor, bazen hiç bir şey kazanmıyorum, bazen de az bir şey kazanıyorum fakat bu lokasyon, yani Dam meydanı süper, dedi ve çıkartıp dükkanının kartvizitini verdi bana.

P1030857 P1030858P1030863 P1030859 P1030860 P1030861 P1030864 P1030865 P1030866 P1030867 P1030868

Bu arada babalar ve bebeler başlıklı yazıma yeni fotoğraflar ekledim.

P1030870 P1030871 P1030872P1030879 P1030885

 

Nasıl da rüzgarlı, bulutlu bir gündü yine.  Hatta yağmur bile çiseledi.

P1030886 P1030887 P1030888P1030869 P1030891 P1030892 P1030893

Sevgili Ş’ye geçen ay diktiğim bir etek. Bir de masa örtüsü dikiyordum ama o henüz bitmedi. 

P1030833P1030831

Ve derken sevgili Ş’nin mütevazı sofrasına konuk oldum. Sadece patlıcan kebabı ve bulgur pilavı yeterli demiştim. Ama kime diyorum. Gerçi ben de az değilim, siz deyin yemeğin adını koydum, dolayısı ile arkadaşımın işini kolaylaştırdım, ben deyim sipariş vermiş gibi oldum. Neyse yedim, yedik, söyleştik. Allah olmayan tüm kullarına versin, kimseyi açlıkla terbiye etmesin. Arkadaşımın en kısa zamanda hacı sofraları olsun inşallah. Amin, amin, amin!

P1030895P1030896P1030894

SON KRALİÇE GÜNÜ/ TAÇ DEĞİŞİMİ/ DEVİR TÖRENİ

Koninginnedag40

Babam bir süre önce yurt dışına çıktığında bir kraliçelimiz vardı. Döndüğü gün yani 30 nisan 2013 günü artık kralı olan bir ülke vardı karşısında.  Her başlangıcın bir sonu olduğu gibi kraliçe Beatrix’in görevinin de beklenen sonu gelmişti. Evet artık bir kralımız var, böylelikle  neredeyse bir asırdır kutlanan 30 nisan kraliçe günü de tarihe karıştı.

Evvelki yıl kraliçe gününe  dair kutlamalardan bahsetmiştim. Geçtiğimiz yıl başımızda pek çok kalabalık, hastane, ameliyat ıvır zıvır bir yığın hengame vardı. Kraliçe gününde Volendam’a neden gittiğimizi ne yaptığımızı anlamasam da bir kaç fotograf çekmeme rağmen bir türlü yayınlayamamıştım. Bu yıl baktım ki son kraliçe gününü idrak ediyoruz, kendimi bir arkadaşımla Vondel parka attım.

Koninginnedag15

Klasiğin kraliçesi Dominique, Almanya’da gideceğim keman kursum için para biriktiriyorum, bana yardımcı olur musunuz?

Vondel park bu günde özellikle çocukların sanatsal ve sportif faaliyetler sergilediği bir mekan, bu yönüyle inanılmaz derecede eğlenceli.

Koninginnedag27

Koninginnedag1

Şimdilerde bir cupcake modası bir cupcake modası sormayın gitsin. :) Cupcake €1,30 limonata ücretsizmiş.

 

Koninginnedag4

Bu tatlı bıcırığın kısacık da olsa filmini de çektim, becerip de bir yayınlayabilsem.

Koninginnedag5

Koninginnedag7

 

Koninginnedag12

Sokak dansçıları çocuklar,

Koninginnedag2 Koninginnedag3

 

Koninginnedag 48

“Uyuyarak zengin olacağım.” :) :) :)

Koninginnedag6 Koninginnedag8  Koninginnedag10 Koninginnedag11 Koninginnedag13

Koninginnedag49

Dondurmacı çocuklar.

Koninginnedag14 Koninginnedag16 Koninginnedag17

Bu Hollanda bayraklarının bir şeritle yapıldığını bilmiyordum. Mireille de bilmiyormuş, ikimiz de ilk defa görüyorduk.

Koninginnedag21

Hollanda’nın ilk kemik müzesiymiş.:) Kemik satın almak serbest. :)

Koninginnedag23

Size gösterilen küçük karenin içine bir kral ya da kraliçe çizmeniz karşılığında para kazanıyorsunuz.

Koninginnedag24

pantolon asılmaca.

Koninginnedag26

Su balonlarında koşmaya çalışan çocuklar.

Koninginnedag29

Öğle molası. Sağ tarafta gördüğünüz kitap yaptığım iki alışverişten bir tanesi.

Vondelparkta epey dolaştıktan sonra Mireille’nin evinde bir namaz ve atıştırmalık molası verdik. Ve peşinden bisikletlerimize atladığımız gibi kendimizi Amsterdam’ın kalbi Jordaan’da bulduk.

Koninginnedag31

Küçük bir kapı önü “bahçesi”.

Koninginnedag33

Şehirdeki pek çok güne özel turuncu vitrinlerden bir tanesi.

Koninginnedag18 Koninginnedag19 Koninginnedag20 Koninginnedag22 Koninginnedag25  Koninginnedag28 Koninginnedag30Koninginnedag9 Koninginnedag32 Koninginnedag34 Koninginnedag35 Koninginnedag36

İş başında emniyet görevlileri.

Koninginnedag37

Gelinlikçi de olsa, günün anlam ve önemine uygun süsleme sanatı. :)

Koninginnedag38 Koninginnedag39  Koninginnedag42 Koninginnedag43 Koninginnedag44 Koninginnedag45 Koninginnedag46

Ve atlı polisler.  

Kraliçe Beatrix’in kraliçelikten feragati, Willem Alexander’ın krallığı devralması imza seremonisi. Dam Meydani Kraliyet sarayı balkon faslı. Tam bir gelin kayınvalide dayanışması… Bu filmin 9.dakikasında artık prenses olan babaanne Beatrix gider ve sari elbiseli üç minik prensesçik el sallamak için acar kral ve kraliçenin yanına gelirler.

34. saniye “Yüceler yücesi Allah yardımcım olsun!”

TATİL VE BAHAR TEMİZLİĞİ

Yıllık iznimden on günlük (hafta sonlarını hiç saymıyorum bile o sebepten on günlük) almama rağmen bu yıl tatile çıkmadım, çıkamadım. Onun yerine evde dip köşe bir bahar temizliği yaparak değerlendirdim tatilimi. Sahip olduğum tek pazartesi günü maandag  yaptım, hem de iki kez. Pek bir eğlendim. Aldıklarımdan bir tanesini anneme hediye etmek istedim. Paramı çar çur etmemen gerektiğini hatırlatıp  istemedi. Sadece bir Euro, çok para harcamadığımı söyledim yine istemedi. Say ki 250 gr kıyma yedim, o lazımmış kıymayı yiyip vitamin alacakmışım. Ama ben yarım kilo bonfile yemiş gibi mutlu ve enerjik olmuştum, yüzümde güller açmıştı. Babam sadece ‘afiyet olsun’ demekle yetindi. Nihayet annem aldığım bıçağı kabul etti. Sonra haftanın diğer günleri her gün bir çukur  yapıp çukurun tadını doya doya olmasa da çıkartabildiğim kadar çıkardım. Bir de geçtiğimiz pazar günü çukura kumaş pazarı kurulmuştu, kumaş pazarlarında aslında pek de öyle aman aman hem kaliteli ve dahi ucuz bir şey yoktur. Fakat madem kuruldu ziyaret edip bir hatırını almadan olmazdı.

Ön planda görülen fiyatlar nispeten ucuz olanları. İlan-ı fiyat edilmeyenlerin ederleri küçük rakamlarla üzerlerinde yazıyor. :)

De baas is gek” yani ‘patron deli’ymiş.

Bakın ne yazıyor. Opruiming=temizlik (yani toplama anlamında temizlik) adam dükkanında bir mıntıka temizliğine girişmiş anlaşılan. Ne var ne yok dökmüş pazara. Parçası beş Euro. Allah aşkına beş Euro’nun neresi ucuz? Dese ki iki parçası €5,- ve her bir parça da en azından 2,5 metre olsa hadi neyse dicem.

Geçtiğim gün diş doktorumda randevum vardı. Hal hatır sorunca tatilde olduğumu fakat tatile çıkmak yerine bir mıntıka temizliğine giriştiğimi söyleyince, ‘indirdiniz  mi tüm dolapları’ diye sordu. Yok, canım o kadar değil. Dolapları indirmeye fırsat kalmadan tatilimin son gününü de idrak ettim. Dolaplar da yazdan kışa geçiş temizliğine kalsın artık. Fakat ha taşındım ha taşınacağım derken, malum kollarım da hassas olunca, dört beş yıldır yıkayamadığım perdelerimi ve tüllerimi bir güzel yıkadım. (Bunu İstanbul’da yaşayan bir arkadaşıma telefon konuşması esnasında anlatınca hayretini hiç gizlemedi. Ne??? Dört beş yıl mı dedin? Evet, canım dört beş yıl. Normalde her yıl yıkardım. Her yıl mı? Evet, niye ki? Normalde perdeler ve tüller yılda iki kez yıkanırmış. Bazı titiz olan hanımlar her ay bile yıkarmış, karar ise iki ayda bir yıkamakmış. Yok, daha neler. Yahu bu İstanbullu hanımların başka işi gücü yok mu? Hem bizden sonra gelecek bir nesil var, nereye gidiyor o kadar sabunlu su?) Perdelerim o kadar kirliydiler ki makinede kiriyle pişmemeleri için önce ıslatmak durumunda kaldım. Perdelerimi ıslattığım sodalı su ile de bir güzel balkonlarımı yıkadım. Böylelikle kışın tüm kiri pası da gitti, her iki balkonum da misler gibi oldu. Allah’dan iznimi almamla birlikte neredeyse tüm tatilim boyunca yağmur yağdı da rahatça balkonumu yıkayıp serin serin perdelerimi ütüledim. Kendimi yormadan tabii tüm bunlar. ‘Aralarda’ dikiş bile diktim. Bu araların neden tırnak içinde yazıldığını bazı arkadaşlar şıp diye anlamışlardır eminin. O nisan ve mayıs sıcakları haziranda da olsaydı ütü beni hayli yorardı.

Ara ara mutfağa girdiğim de oldu tabii. Fakat ortada kayda değer bir şey olmadığından şimdilik bir tarif yok. Sanırım daha çok deneyim kazandım.

Dikiş makinemin örtüsünü, her ne kadar babam ‘artık kaldır şu örtüyü, dikiş makinesinde örtü olmaz’ dediyse bile, ben buranın bir ev olduğunu sanayi olmadığını hatırlatarak, yıkayıp ütülerken, ütü masamın hem örtüsünü hem de altlığını yenilemeyi ihmal etmedim.

Altmış kapıya yetmiş değnek çalarak dolaştım. Yine dayanamayıp pek kaliteli ve pek uygun fiyata güzel güzel kumaşlar aldım. Tatile çıkamamıştım ama o kumaşları katlayıp yerleştirirken ve bazılarını dikerken adeta dünya turu attım. Kim bilir onların pamuğu kimler tararından hangi ülkede toplanmış, nerede işlenmiş, nerede dizayn edilip, kumaş olarak dokunmuş, boyası nerede hazırlanmış, desenleri nasıl çizilmiş ve benim elime kaç el değiştirdikten sonra geçmişti? Kesilmiş olanları dikmeden hiç bir şey kesmicek ortalığı daha fazla dağıtmayacaktım, söz vermiştim kendime, fakat gelin görün ki sözümü tutamadım. Bir kaç lastikli yazlık etek diktim. Önce bir tane ile başlamıştım, sonra şunu filana, bunu da filana derken bir kaç tane daha kesip diktim. Bu arada bir yıldır bekleyen pantolonlarımı nihayet kısaltabildim. Düğme dikilmesi gereken tuniklerimin düğmelerini diktim. Bir kaç dolap da yerleştirmedim değil hani. Örneğin en başta kaşıklığımı yerleştirdim. Hatta annemlerin kaşıklığını bile yerleştirdim. Atılacakları atıp tutulacakları tuttum.

 

Annem bu şala yıllar evvel başlamış, şimdi bitirdi.

Annemlerde bir kaç köşe bucak karıştırıp artık parçaları buldum. (Hatta annemin yarım kalmış dantellerini ve örgülerini bulup eline tutuşturuverdim. Bir tanesini annem hemen yapıp bitirdi bile. Geçtiğimiz yıl da yine annemin artık yünlerini bulup değişik bir şekilde ördürmüştüm ona. Aslına bakarsanız ben örgüden pek anlamam ama güzel anlatırım vesselam). Bu parçaların nispeten büyük olanları ile bir arkadaşımın kızlarına çok şirin etekler diktim. Diktiğim bu eteklere yine annemlerde bulduğum uygun fistolardan ve sutaşlarından çekmeyi de unutmadım. Küçük olanları ile de kırk yama dikmek için ilk adımı attım.

 

Hep böyle üçgenler yapmak istemişimdir. En küçük ama birazca da uzun olanları saç örgüsü gibi örüp balkon kapılarıma bağcık olarak diktim. Kafamın içi bayağı rahatladı. Köpüklü köpüklü dişlerimi fırçalamış gibi hissettim zihnimi.

Sonrasında balkonumu da temizlemiştim ya, geç olmakla birlikte karagözlerimi de bu vesile ile ektim. Hafiften çıkmaya başladılar. Daha sonra çukurdaki çiçekçide 1,5 Euro’ya kiraz-domates buldum. Ne zaman oradan bir buçuğu görüp bir şey alsam kasada iki buçuk oluyor diye emin olmak için elemanı çağırıp ‘bunlar bir buçuk mu?’ diye teyit ettirdim. Gerçekten de öyleymiş. İki tane domates aldım. Biri bana diğeri anneme.
“Bir kilo domates fiyatına, akar yoook, kokar yok, artık her yıl yeriz” dedim anneme. Yoksa o her yıl yenen çilek miydi? Annemle güldük. Domates bir yıllık olur, o her yıl yeniden çıkan tabii ki de çilekti. Olsun biz de çekirdeklerini kurutur seneye yeniden ekeriz. “Bak işte o olur” dedi bizim hanım. Yoksa pahalı mı almıştım? Neyse ki pahalı sayılmazlarmış.

Bir de bir arkadaşımın daveti üzerine ufak çaplı, yani tek kişilik, bir balık ziyafetine icabet ettim.

Pazartesi itibariyle bismillah diyerek işimin başına geçtim. Oh çok özlemişim. Biraz da oraya el atmak lazım. Bilgisayarımın klavyesinden başladım. :)