LAHMACUN Á LA ANNEM

P1120119

Efendim gelelim nihayet annemin lahmacununa. Bu gün sadece lahmacun tarifi vermeyeceğim, aynı zamanda lahmacunun püf noktalarından da bahsedeceğim. Bu yazıyı yazabilmek için, inanın sabah namazından beri ayaktayım, neden mi? Gözlem çok önemli o sebepten.

Akşam ayrılırken pencere aralanmış, hanım sesleniyor ‘kameracııı, eğer çekim yapacaksan ve her aşamayı görmek istiyorsan erken gel, çünkü misafirim öğle namazından sonra yola çıkacak. Baktım kim kime sesleniyor. Meğer annem, bana seslenirmiş.

-Tamam anne, sabah namazıyla birlikte yoldayım. Bizde randevular namaza endeksli. Misafirimizin birisi de ikindi namazını kılınca yola çıkacakmış. Derken bir üçüncüsü yatsıdan sonra geleceğiz der. Aynı sofrada bir araya gelecek olan misafirler ne hikmet farklı vakitlerde yola koyulurlar. Bizimkiler bayağı relax. Hiç sıkıntı yok.

Püf nokta 1

Lahmacun yapmak için lazım olan dört önemli temel unsur

  1. cesaret
  2. azim
  3. demir döküm silex (lahmacun pişirici)
  4. malzeme

Ad 1 cesaretiniz yoksa hiç bu işin başına geçmeyin.

Ad 2 azimliyseniz lahmacun yapma adına hiç bir engeliniz yok.

Ad 3 bir lahmacunu pişirme cihazı olmazsa olmazlardan. İlk ikisine sahip olabilirsiniz ancak iyi bir pişiriciniz yoksa tüm sahip olduklarınız heba. Lahmacunun altına yağ sürülmez. Ola ki fırında pişireceksiniz mutlaka parşömen kağıdı kullanmanız gerekir. En iyisi odun fırınıdır aslında, lahmacun odun ateşinde ve taş üzerinde pişmeli. Ancak ev ortamında sahip olabileceğiniz şimdilik en iyi pişirici silex dediğimiz alet.

Ad 4 buraya kadar olanların hepsine sahip olabilirsiniz, ancak malzemeden feragat ederseniz bu iş olmaz. Malzeme aynen de aşağıda sıralayacağım gibi olmalı.

Hamur Malzeme ve hazırlanışı:

  • 2 kg un
  • Bir parça maya
  • Tuz
  • Sıvı yağ
  • Süt
  • Su

Fotoğrafta da gördüğünüz gibi hamurumuza lazım olan malzemeler sadece bu kadar. Kalabalık olduğumuz için ölçüyü fazla tuttuk. Hep yek ya da yek-i dü iseniz yarım kilo unla da pekala lahmacun hamuru yoğurabilirsiniz. Eğer hamurunuzu 2 kg unla yoğurmak istiyorsanız mutlaka fazladan bir kg ununuz daha olmalı. Ola ki su ya da süt fazla kaçmış olur, hem ufra için de lazım. Stokta her daim un bulunmalı. Kullandığımız tüm muhteva ölçüsüz, göz kararı.

“Lahmacun á la annem” olduğu için hamur yoğurma işlemi de annemce. Unu leğene dökün. Bir kenarına biraz sıvı yağ akıtın. Biraz tuz koyun, sonra da epey bir miktar su ve sütle mayayı da içine atarak hamurunuzu kenarından un alarak yoğurmaya başlayabilirsiniz. Sürekli tek eliyle alttan üste çevirerek annem hamuru yoğurdu. Kıvam şöyle: hamur leğeni bırakmalı, sonra elinizi de bırakmalı, ne sert ne de cıvık olacak. İşte kıvam bu şekilde. Sert olursa açamazsınız, cıvık bir hamur olursa da erir akar, sıcaktan yapışır, yine açamazsınız. Üzerini örtmek için ıslak bir bez ya da envai çeşit folyolar filan, hiç birine gerek yok. Bir tencere kapağını leğenin üzerine kapatarak mayalamaya bırakabilirsiniz.

Sabah 9.00 sularında soğuk malzemelerle yoğurduğumuz hamurun saat 11:00 gibi mayası gelmişti.

Püf nokta 2 Eğer işiniz acele ise, hamuru ılık süt ve ılık su ile yoğurup üzerini sofra bezi ile örterek sıcak bir ortamda mayalanmasını sağlayabilirsiniz. Sobanın başı olur, kalorifer peteğinin yanı olur, ısıtıp kapattığınız fırının içi olur, tamamen sizin imkanlarınız ve hayal gücünüze kalmış.

Biz bu arada annemle bir çukur yaptık. Lahmacun değil de çukur beni bugün bitirdi. O maviyi ne yapacaksın diye soran anneme bilmiyorum dedim. O halde neden alıyorsun? Anne mavisine bittim o yüzden alıyorum. Annem kriz geçiriyor. Derken aldıklarımı taşıyacağımı aklım kesmiyor. En iyisi pazarcıda dursun bir tur daha yapayım. Annem çekiyor poşeti ben çekiyorum, derken poşet yırtılıyor, tam bir kriz durumu. Annem beni bastırıyor, iki poşetimi de elimden kaptığı gibi tramvay yoluna koyulunca ikinci tura gerek kalmıyor.

Gelir gelmez lahmacunun içini hazırlamaya koyuluyoruz.

Püf nokta 3 Evet lahmacunun içi önceden hazırlanmaz. Tam yapacağınız zaman hazırlanır. Yoksa sasır, çünkü içinde çiğ soğan var.

İç malzeme ve hazırlanışı:

  • 2 kg kıyma
  • Soğan
  • Sarımsak
  • Domates, yeşil biber, dolmalık biber (evde vardı doğradık)
  • Maydanoz (sapları soğanla birlikte mutfak robotundan geçirilir)
  • Biraz tereyağı (yumuşak)
  • Bir miktar sıvı yağ (kıymanız çooook yağlı ise buna gerek yok)
  • Biber salçası, domates salçası
  • Tuz, kırmızı biber
  • Çok az bir miktar karabiber ve bir o kadar da karanfil.

Püf nokta 4 Evet karanfil lahmacunun olmazsa olmaz baharatıdır.

Bu saydıklarımdan başka da baharat konmaz. Koyarsanız da o ‘lahmacun á la annem” olmaz. Sonra “bizimkisi sizinki gibi olmadı” diye beni sorguya çekmeyin.

Soğanı, bol sarımsağı ve maydanoz saplarını mutfak robotundan geçirip karıştırma kabına dökün. Soğan ezilmemeli fakat dişe de dokunmamalı. Biliyorsunuz benim babam soğan yemez. Ama soğansız yemek de yemez. Biz annemizden böyle gördük. Lahmacunun içinde kesme şeker ebadında soğan asla, altını çiziyorum asla olmamalı.

Daha sonra yeşil biber, domates varsa renk renk dolmalık biberler kabaca doğranıp mutfak robotuna atılır ve hepsi çok ince kıyılıp diğer malzemeye eklenir.

Üzerine yağlı kıyma, eğer kıymanız yeterince yağlı değilse, az bir miktar yumuşak tereyağı ve az bir miktar sıvı yağ ilave edebilirsiniz. Hazırladığınız bu için hamura kolay sürülmesi için çok az bir miktar su da ilave edebilirsiniz.

Salçaları ve baharatları da ilave ettikten sonra bir güzel yoğuruyorsunuz. Baharat derken yukarıda sıraladığım gibi, tuz, kırmızı biber, çok az bir miktar karabiber ve bir o kadar da karanfil.

Vakıa şu, annem olmazsa ben aç kalıcam, ben olmazsam annem servissiz ve eşyasız kalacak. :) her aldığımdan sonra da kafam önce bi kırılır. Sonra kullanırken “Allah senden razı olsun denir”. Ailemin şaşmaz klasiği bu.

Gelelim o yapılışı anına, mutfaktan gelen o ilk lahmacunun pişme anı, merakla bekleyiş ve tabaklar elimizde o ilk pişen lahmacundan kaptığımız parçayı mideye indirmek. Bu arada salata babamın işi.

Yapılışı:

  1. Biz yumaklarımızı iki ceviz büyüklüğünde tutuyoruz. Bizim pişirme cihazımıza bu ölçü tam. Siz daha ufak yapmak istiyorsanız yumaklarınız da nispeten ufak olabilir.
  2. Daha sonra çok da ince olmayan ama kalın da olmayan bir şekilde yumağınızı ufak bir oklava yardımıyla açıyorsunuz.
  3. Kıymayı üzerine bolca bir miktar koyup elinizle ya da düz bir kaşık yardımıyla her yerine sürüyorsunuz. Kenarlara dikkat etmelisiniz. Kenarlar kuru hamur kalmamalı.
  4. Silexi önceden son ayarına kadar ısıtıyorsunuz, ayarı sürekli yüksek derecede olmalı.
  5. Hazırladığınız lahmacunu tek elinizin yardımıyla öteki elinize atıp bir çırpıda silexe yerleştiriyorsunuz. Bu aşamada lahmacun bir miktar sündüğü için hamuru da incecik oluyor. Püf nokta 5 lahmacun ince olmalı. Ve böylece lahmacun tam olarak da oval şeklini alıyor. Daha sonra bunun ortadan ikiye kesilmesi gerekiyor.
  6. Silexin lambası sönünce siz de bu arada bir sonraki lahmacunu yapınca, pişen lahmacunu çıkartıp diğerini koyuyorsunuz.

Püf nokta 6 pişen lahmacunlar üst üste konmaz. Bu durumda alttaki lahmacunun kıyması üstteki lahmacunun tabanını ıslatır. İki lahmacunun içleri üst üste gelecek şekilde destelenir. Yani lahmacunun alt tarafları sırt sırta gelecek.

Tabii lahmacun deyince ahalisiz olmaz bu. Tadı çıkmıyor sanırım tek başına. İlle paylaşılmalı. Komşunun kızı ufakken “anne lahmacun yap da komşulara dağıtim’ dermiş. Zil çalar Aylin elinde bir tabak lahmacun tıpış tıpış yukarı çıkar ve o tatlı diliyle “annnemiin selaaamı var” derdi. Yine annem bir şey yapıp bir komşuya göndermek istediğinde “ne dicem” diye sorardık. ‘Aylin kadar yok musunuz, annemin selamı var de, ver gel” derdi. :) annemle yıllardır uğraşırım, bu mahallenin kadınlarının harcadığı emeğe yazık. Eğer gerçekten siz bununla mutlu oluyorsanız, kafayı dağıtma yönteminizse, gelin size bir kafeterya açalım, her gün biriniz hamur yoğurup pişirsin, işi paraya çevirelim, enerji heba olmasın, öfkeniz geçinceye kadar hamur yoğurun. Yok!

Nasıl ve ne ile yenir?

  • Her şeyden önce lahmacun sıcak yenmeli. Eğer aile içinde yiyorsanız, en lezzetli olanı her pişenin kapılarak anında yenilmesi. Misafiriniz gelecekse ve önceden yaptıysanız, ki en akıllıcası önceden hazırlamaktır, mutlaka ama mutlaka lahmacun fırında, silexte ya da yanmayan bir tavada mutlaka ısıtılmalı. Yok misafirim gelecekti, önceden hazırlayım dediydim diye misafire soğuk lahmacun ye-di-ril-mez. Bu nokta önemli: mutlak surette sıcak yenecek!
  • içine salata ya da soğan, ya da maydanoz sarıp sarmamak size kalmış.
  • Yanında mutlaka ayran olmalı.
  • Üzerine çay olmazsa olmazlardan.

Gelelim bu günkü lahmacun serüvenimize. Anneme derim ki Allah rızası için bir lahmacun yapsan da İbrahim amcayı davet etsek. Olur kızım, der. Derken babamla da görüşüp amcamı ararım. Babam rahat durur mu bir hafta sonra ortak bir arkadaşlarını arar: Sıtkı hocam, fakat hiç kimsenin kimseden haberi yoktur, hele annem? Onu hiç sormayın. Derken, günlerdir saklıyorum, şiştim iyice daha fazla tutamicam, Sıtkı hocamlar da gelecekler der ve camiye gider. Görevlinin ailesi Türkiye’den gelmiştir. Hocam ne zaman müsaitseniz size geleceğiz der. Hocam da der ki “Hocam yarın biz size geleceğiz”. Babam da buyurun gelin der. Her geçen gün bir misafir daha eklenince ev de ufak tabii “Allah’ım hemen cumartesi olsun” diye dua etmeye başlarım. Endişem şu, gün geçtikçe birisi ekleniyor, ev de ufak olunca misafirlerimizi rahat ettiremeyeceğiz kaygısı bendeki, yoksa şimdilerin deyimiyle sıkıntı yok. Sıfır sıkıntı.

Ben:

-Nedir bu?

Annem:

– Sürpriz. Hani baban sürprizleri sever ya.

-Peki kendisi sürprizlerden hoşlanır mi?

-Bilmem.

Ben:

-Tamam ben ona bir sürpriz yapcam bi gün.

Sıtkı hocamla İbrahim amca birbiriyle karşılaşınca çocuklar gibi sevinir, kahkahalara boğulur, sonra kucaklaşırlar, “yahu bu nasıl bir sürpriz? Allah senden razı olsun” derler babama.

Babam:

-Heh heh, sürpriz yaptım.

Üç güzel insan

Hollanda’nın bağrında üç güzel insan

Eskileri yad ederler, zaten onlar gelmeden babam beni karşısına alır, Haarlem günlerinden başlar konuşmaya, ben hı, hı dinlerim. Babam anlatır, ben dinlerim. Sıtkı hocam, İbrahim, rahmetli Biber, rahmetli Hafız abi, Zeki abi, yok çiğ köfte günleri, yok kör Bekir bana anlatmadığı arkadaşı kalmaz. Babamın gözlerinden ve anlatmasından bir anda ruhunun o günlere uçup gittiğini fark ederim. Birbirlerine pansiyonlara ziyarete giderler, çiğ köfte yoğurup yerler, dünya meselelerini konuşur, memleket meselelerinden bahsederler, dini konularda aydınlanırlar, çay olmazsa olmazlarıdır. Sıtkı hocam bana der ki işte şu gördüğün iki adam var ya (Abdurrahman ve Ibrahim) işte bunlar var ya bunlar Hollanda’daki çoğu insanın imanını bu ikisi kurtardı. Bunların yaptığı hizmetler var ya, işte onlar anlatmakla bitmez. Baban ve İbrahim inanılmaz hizmetlerde bulundular bu memlekette. Rahmetli Emrullah hoca, tekrar rahmetli Hafız abileri, anlatırlar da anlatırlar. Anmadıkları, rahmet okumadıkları arkadaşları neredeyse kalmaz. Bir an ben bile doğmadığım günlere giderim adeta.

P1120115

Haarlem günleri

Hepsi farklı şehirlerdedirler. Leerdam, Amsterdam, Utrecht, Rotterdam… Fakat Haarlem dediniz mi orada bi duracaksınız. Hafta sonu iş çıkışı bu expatlar Haarlem’de buluşurlar. Yatsı namazını birlikte kılıp, kendilerince felsefi sohbetlerde bulunurlar. Aralarında hattat bile vardır. Arada Hafız abileri sizin eviniz yok mu, gidin evinize derse de biz burada yatcaz deyip çay içmeye devam ederler. Derken bir de bakarlar sabah olur. Sabah namazını kılınca dağılırlar, dağılamayanlar orada konaklar.

Evet Haarlem günleri, babamla fazla paylaşımımız yoktur aslında. Fakat Haarlem günlerini bana çocukluğumdan beri anlatır. Ben de dinlerim. O sebepten hiç alakam olmamasına rağmen Haarlem günleri deyince durup dinlerim, sanki çocukluğuma ait bir şeydir. Babamın ruhu uçar adeta, karşımda adeta sadece bir beden kalır. Çocukluğumdan beri çok ilginç gelir bu bana hep.

P1120118

Sıtkı hocama derim ki: hocam hiç derdimiz bitmiyor, şofben bozuk, sıcak suyumuz yok. Ve bu şofben uzun zamandır bozuk. Hane sakinleri gerçekten de ya soğuk suyla ya da taşıma suyla banyo yapıyor. Hani bir organizasyon yapıcam da işiteceğim paparadan korkuyorum, hiç enerjim yok.

Ibrahim amcam der ki, kızım sen onlara haber vermeden bestellen yap, onlar evde yokken de usta gelsin taksın gitsin. Amca sen ne diyorsun,* Valla benden günah gitti. Ben bu sözü tutcam.

* aylar evvel aldığım tabakları içeri sokabilmek için dün önce merdivenin başına koydum. Sonra bir yığın karın ağrısıyla ancak içeri sokabildim. Annem ertesi gün der ki bana, bizim evde bir lamba cini dolaşmış geçen. Ben de “neredeyse iki gündür ses seda yok, acaba anlamadılar mı? Nasıl oldu da hala telefonum çalmıyor” diye düşüncelerdeydim. Meğer biriktirmişler. :)

P1120124

Sıtkı hocam imam Şafi’nin Divanından bahseder. Bican hocam da gelince açar telefonunu okur da okur, tercüme eder. Okur tercüme eder. İmam Şafinin Divanının Türkçeye tercümesi varmış, ilgileneler bulup alıp okusun. Annem hocama ayaklı kütüphane der, sanırım bu babamın lafıydı. Sıtkı hocamın duasıyla akşamı bitirir evcağızlarımıza dağılırız. Aile önemlidir. Eş-dost önemlidir. Misafir önemlidir. Ev önemlidir. İnsanın başında bir damın olması gerçekten çok önemli. Allah tüm evsizlere ev, tüm yurtsuzlara yurt versin. Amin.

Anne Allah senden razı olsun. Seni bu gün çok yorduk. Ama lahmacunlar nefisti.

Annem:

-Bir başçı da bin işçi derler. Başçı olmak, yani çekip çevirmek, organizeyi yapmak çok önemli, onu sen yaptın kızım. Allah senden razı olsun.

Ben:

Heh, heh kıvamında.

BABAM VE ARKADAŞI İBRAHİM AMCA

P1110640  

Tüm bildiklerimi unuttum. Tüm ezberleri bozdum. Tüm alışkanlıklardan vaz geçtim. Aa aaa, çok özgürüm! Bu arada özgürlük nedir bilir misiniz? Vazgeçebilmektir özgürlük. Bu konu derin, biz soframıza dönelim.

Bildik, ezberledik ve alıştık deyince insanın aklına lahmacun, içli köfte, sarma-dolma, tavuklu yemekler, et yemekleri, köfteler, patlıcan kebapları, yeşil fasulye, ve saire ve saire geliyor. Ha bir de olmazsa olmazlardan pirinç pilavı var, bir de mercimek çorbası. Düşündükçe bu liste uzayıp gidecek. Ha bir de tatlılar var: sütlaç, keşkül, baklava, revani, şeker pare gibi… İşte bu akşam bütün bu bilinenlere sırt çevirdim. Bir bildiğim daha var o da ‘misafire bulgur olmaz’  anlayışı. Bunu daha önce de yazmıştım. Bu anlayışı da hiçe saydım.

Anneme yapacağım yemekleri madde madde geçince, tüm şaşkınlığıma ragmen annem “çok iyi” dedi. İtiraf ediyorum ben bir baş kaldırış bekliyordum ama neylersiniz ki insan her zaman umduğu tepkiyle karşılaşmıyor. Eğer annem onayladıysa o işten korkma, pek bir mesud oldum, korkusuzca atıldım.

Listem şöyle:

  • Mercimek cıyıklaması (çorba yerine) iki gün önce vaz geçtik, çünkü bunun içinde bulgur var, üstüne dibine yakma olmaz, o bulgur, bu bulgur.
  • Erişte çorbası (çorba mı yemek mi tam çıkartamadım ama sulu olduğu için daha çok çorba sanırım).
  • Dibine yakma (pirinç pilavına alternatif, ana yemeğimiz)
  • Fırında patates (pişman değilim)
  • Yeşil salata (çok tüketmemiz lazım)
  • Börek (bu kadarcık kusur kadı kızında da olur)
  • Kabaklı cheesecake (Hollanda-Türkiye sentezi, siz bunu bilinen şekliyle doğu- batı sentezi şeklinde de okuyabilirsiniz).
  • Ve son anda yaptığım me’muniye tatlısı.

Gelelim misafirime. Bu akşamki misafirim ağır top. Ağırlığı adından, yapmış olduğu çalışmalardan, makamdan, mevkiden değil. Baba arkadaşı olması. Hepsi bu. Evet sadece bu. Her bir misafir kıymetlidir. Annemin dediğine göre misafire hizmet Allah için hizmettir. Ancak babanızın ya da annenizin arkadaşı deyince orada bir durun. Üç yıldır mı desem daha mı fazla İbrahim amcaları davet etmek istedim. Evveliyatı var tabi. Sonra ben onlara gittim. Sonra Reyhan yenge hastalandı. Sonra Reyhan yengenin hastalığı kısa bir sürede iyiden iyiye arttı ve geçtiğimiz yıl kendisini kaybettik. Allah rahmet etsin. Sonra biz taziye ziyaretinde bulunduk. Sonra araya başka başka şeyler girdi. Nasip kısmet işte. Derken nihayet randevumuz gerçekleşti.

P1110652

Türk erkeleri çiçek almasını bilmez diyenler hele beri gelsinler.

İbrahim amcayla babamın tanışıklığı bundan yaklaşık elli yıl öncesine dayanıyor. Gezgin babam 1966 yılında adım atar Amsterdam’a, henüz 24 yaşında çıta gibi delikanlı. İbrahim amca ondan daha kıdemlidir, 1964’te üstelik bir miktar İngilizce bilgisiyle gelmiştir, o bakımdan konu dil olunca 1-0 öndedir. Namaz vakitlerini ayarlayabilmek için babam haftada en az bir gün güneşin doğuşunu ve batışını izlemeye çalışır. Böylelikle sabah ve akşam namazlarının vakti bellidir. Geriye kalan üç vakit de gün doğumu ve batımına göre ayarlanır.

Babam genclik Ibrahim amca

Bir şey dikkatimi çekti. O günlerde gençlik beyaz gömlek giyer ve kravat takarmış. Gömlek her daim ütülü.

Tam olarak nerede ve nasıl tanışırlar? İbrahim amca babamların tercümanlığına gelir, öylelikle bir tanışıklık başlamıştır zaten. İşte orada ne olursa olur, tercümanı fıtık ederler. Sürekli bir haksızlık vardır, beriki denk duramaz ver ha karışır. Derler ki sen tercümansın, paranı al otur, suya sabuna karışma. Ancak gel gör ki tercüman delikanlının kanı öyle böyle değil bayağı bir delidir, duramaz yerinde alır başını gider.

Daha sonra babam bir kaç arkadaşıyla bir ekip kurar, der ki, Hollandaca biliyorsun gel İbrahim sen de katıl. “Adama demişler ya hani, ne iyi yaptın, sana da bu yakışırdı, denizde boğulmakta olan birini kurtardın. Adam sorar ‘beni denize kim itti?’. Amcam bu örneği verir ve beni denize atan işte senin baban, der.

P1110651

Gelelim yemeğe, “yediğin içtiğin senin olsun, gördüğün güzellerden ne haber” derler ama, bu bir yemek bloğu olduğu için ben yemekleri de sorcam. O günlerde neler yenilip içildi? Ibrahim amca der ki, bir zamanlar Balistraat’a gelirdik, orada buluşur, sohbet eder, yer içerdik. Yine babanlarla birlikte hep birlikte bir sofradayız şimdi senin evinde. Yıllar çabuk geçiyor.

Efendim o günlerde lahmacun, içli köfte, burma tatlısı filan olmazsa olmazlarıdır bizimkilerin. Bir de eti kendileri kestikleri için her kesimden sonra tava kebabı. Yokluk çektikleri günler de olmuştur, çok sıkı çalışırlar, imkansızlıklar içinde imkan bulmaya çalışırlar, pek çok rahattan feragat ederler, gönüllülük bazında dernekçilik çalışmalarında daha altmışlı yıllarda ve yetmişlerin başında onlar atarlar hep ilk adımı.

 

Oldukça iyi de beslenirler, beslenmek önemlidir. Harama helale dikkat ederler. Etin beslenmedeki yeri kuşkusuz tartışılmaz. Diğer taraftan önemli bir husus var ki insan yediğine içtiğine dikkat etmeli, öyle her bulduğunu yememeli, özenli olmalı. Bu sebepten iyi ki memleket yemekleri var. Ve iyi ki bu gün soframı dibine yakmayla taçlandırdım. Ve iyi ki blogum var.

Ne mutlu beslenmesini bilenlere. Ve ne mutlu şükredenlere.

İKİNDİ ÇAYI

P1100370

Çay sofralarını pek bir severim. Sadece ben mi , sanırım bütün Türkler sever çay sofralarını. Evet ben de fark ettim. Nedense gece gece şovenliğim tuttu. Çay meclisinde aslında Türk’ten başka Lazlar Kürtler de vardı. Hatta ben Türk olarak azınlık bile sayılırdım. Türklüğüme rağmen bayağı bir Kürtçe edebiyat parçaladım. Ve pek çok Kürt’ten daha fazla Kürtçeye vakıf olduğumu fark ettim. Gece gece ne çok şey fark ettim.

P1100381P1100369

Evet çiçekleri pek bir severim. Hele de kesme çiçek. Ancak arkadaşlar çok zahmet etmişler. Çok teşekkür ediyorum.

Bu kez çocukluk arkadaşlarımla bir arada idik. İlk okul çağlarından beri tanışmalarına rağmen uzun yıllar birbirlerini görmemiş iki hemşeriyi getirdim bir araya. Bunun yanı sıra ben üniversitedeyken ilkokula giden yine ailece tanıştığımız ortak bir arkadaşı daha getirdim yanlarına. İkramlıklar öyle aman aman değildi sanırım. Sanırım diyorum, ben ikram olur diye tepsi köftesi yapmıştım hemi de minyatür. Ancak onlar sofraya oturur oturmaz yok Zeynep teyzesinin içli köftesi şöyle olurmuş da, böyle olurmuş da. Tutturdular hep bir ağızdan bir içli köfte muhabbeti. Aman bana bir bay geldi sormayın. EEEEh ama, diye son noktayı bir nara atarak koydum.

P1100364P1100365P1100366P1100380

Tamam itiraf ediyorum. Tutturuncaya kadar tüm misafirleri tepsi köftesine kobay olarak kullancam. Kimsenin kaçışı yok. Hatta kendilerini o denli kaptırmışlar ki içli köfte muhabbetine, tepsi köftesinde kullandığım baharattan bile bi-haberler.

P1100379P1100367

Şu boş tabaktan anlaşılacağı üzere minyatür eclair’in hepsini bitirdik. “Bakın kızlar size focacia yaptım” dedim, Kıymetli günlerin hanımefendisi yerinde yani İtalya’da yediğini söyleyiverdi. Köfteden zaten annemin kızı olduğum için kaybetmiştim. :(
Havasızlıktan ne yapacağını şaşıran ben, tüm havamı eclair ile attım. Canım güzelim eclair iyi ki seni hazırlamışım.

Misafir umduğunu değil bulduğunu yer. İçli köfte out, tepsi köftesi in. :)

Mantar salatası.

Eclair tarifim henüz yok ancak hamur şuale krem hamuru. Dolgu krema için Çikolatalı ganaj tarifime,

Focacia için poğaça tarifime bakabilirsiniz. Fazladan bir bardak saf yoğurt suyu var. Üzerinde de baharat olarak kekik.

Zeytinliyi zaten biliyorsunuz.

Ve henüz yayınlamadığım bana göre bir baş yapıt olan, tahtı tek başına doldurma ağırlığına sahip vakur, minyatür tepsi köftesi.

 

Hep derim, arkadaş önemli eş-dost önemli. Ve çay sofraları, iyi ki varlar. İyi ki sizler varsınız.

 

MARMARİS’te üçüncü gün

 

Marmaris’i bir de bisikletle turlamak var. Atladığımız gibi püsükletlerimize soluğu sahilde alırız. Sahile gelince sağ tarafa dönüp az gider uz gider, keloğlan misali, ancak kelimenin tam anlamıyla dere tepe düz gider içmelere varmışken ayaklarımızı denize değdiririz. Hava yağmurlu. Sonra tüm yolu tekrar gerisin geri gelir, bir parça daha uzağa gider ve soluğu Mado’da alırız. Garsonumuz şirin bir kızcağız. Sorduğumuz çeşidi hiç önermediğini söyleyip çıtır aralı dondurmayı tavsiye eder. İyi ki de tavsiye eder. Ben bir mesudum ki sorarsanız küserim kıvamında. Şükür ki garsonumuzun önerisini dinleriz. Bazen söz tutmak iyidir azizim.

Eve gelince M. beyin hazırladığı yemeği yer pazara çıkarız. Pazarda Salih amca ille feez bukhumdan beni takip eding diye bizi tembihler. Bir de kamerama poz verirken eline bir demet enginar alması yok mu. Çok şirin yurdum insanı. Vatan, millet, Sakarya yürü be azizim.

Alış verişimizi de yapınca eve gelir akşamki mevlid okumasına yetişiriz. Mahallede sabahtan beri bir hummalı hazırlık, belediyeden izinli yollar kapatılmış, catering firması hazırlıkları tamamlayıp kazanları kurmuş, odun ateşleri yakılmış, ah o odun ateşinin mest eden kokusu, tabaklar melamin. Yemek servisçi teyzeler bir taraftan yıkıyorlar, diğer taraftan yeni gelenlere yeni yeni servis hazırlanıyor. Menüde pirinç pilavı, kuru fasulye, nohutlu et yemeği, keşkek, yoğurtlu patates ve biber kızarması ve tulumba tatlısı var. Bazıları sadece yemek yiyip gidiyor, bazıları duaya da katılıyor. Adetler biraz farklı burada. Önce yemek ikram ediliyor, akşam namazını müteakip mevlit okunuyor. Eh tabii içinde ilahiler, Kuran-ı Kerim tilavetleri salavatlar da var ancak ağırlık mevlit okumasında. Allah kabul etsin. Ölmüşlerin ruhuna onların peşinden her yıl okunması, onların hatırlanması, yad edilmesi ne güzel.

Hoca bir ara dua ederken “insan kılığındaki şeytan şerrinden sen bizi muhafaza et Allah’ım” deyince önümdeki teyze (!) dönüp gözleri pörtlemiş bir şekilde bana bakar ve derinden bir amiiiiin der. Belli ki çok çekmiş. Neden bilmem M. bey yine en son gelir, yemekleri bitiremeyince de ziyan olmasın diye hepsini toparlayıp bir kaba doldurur ve eve getirmemizi söyler. Yahu bu adam gerçekten dokhudur mu diye sormadan duramam. Yok ya geri zekalı geri zekalı demesi benim için kaçınılmaz kopma anıdır. Hatta biz giderken bi başın sağ olsun deyin gelin der. Kim öldü deyince de geçen yıl annelerinin öldüğünü öğrenirim. Tabii tuhaf bir durum, geçen yıl ölen için neden bu yıl Kuran okunur ki. Meğer iş başkadır. Aile beldenin yerlilerinden varlıklı bir aile, yedirip içirmeyi de sever, geçmişlerinin ruhu için her yıl Kuran okutur, ya da onların deyimiyle mevlid okutur, tüm mahalleliye ve çevre köylere ikramda bulunur. Eh kardeşim ya, eh kardeşim ona başın sağ olsun denmez ki. Allah kabul etsin’dir o.

Yine evimizdeyiz, pardon villamız demeliyim. Buradaki evlere villa deniyor. Daha önce hiç bir villaya gitmemiş hiç bir villada gecelememiştim, eğer Villa Agustus’u saymazsak tabii. Onda da zaten gecelememiştim. Yine filtrelenmiş kahvelerimize hava katarak içer ve günü şükürle sonlandırırız.

TÜM BOHEMLER BİR ARADA

P1060917

Uhm, tabii ben hariç. Yoksa serden geçti mi dersiniz, avare mi, arıza mı bilemem. Ancak gerçek şu ki akşama doğru san’at ve zanaat erbabının hepsi bir arada.

P1060895P1060906P1060905P1060897P1060900P1060914P1060916P1060896P1060901P1060915

Tramvayı ve metroyu da sayarsak tamı tamına altı vesait değiştirerek kavuştum gecenin karanlığına. Hemi de 2 Euro 30 cent daha fazla ödedim ki beş dakika evvel kavuşayım diye. Yolculuğum tam olarak şöyle gerçekleşti. Bir gün evvel internetten bakar iyice bir bellerim nasıl gideceğimi, istasyondan doğruca giden bir trene binip hedefe tek bir trenle ulaşacağım güzergahı seçtim. Otomatikten tek gidişli tek bir bilet yerine iki adet bilet çıkınca yetkiliye danışmak icap etti. Arkadaşlara söyleyin şu bileti iade edip paranızı alın. Ancak arkadaş belli ki beni canımdan bezdirmek ister. Aktarmalı giderseniz daha erken varacaksınız hedefe, diyerek elimdekini almak için heves etmez bile. Doğruca perona koşturup iki dakika sonra kalkacak olan trene yönlendirir beni. Elimde valizim, sırtımda kamera çantası, ha bir de omzumda bahar çantam. 11 no’lu perona koşarak atlarım trene. Schiphol havalimanında indikten sonra bir yandan kulaklarımdan dumanlar diğer taraftan ben çileden çıkarım. Sanki indiğim trenden inmemem gerekiyordu gibi gelir. Bir şeyi yanlış yaptım ama ne? Bir yetkili bulup, iki göz iki çeşmeye ramak kala sorarım. Öncesinde çok kızgın olduğumu herkesken çok kendime kızgın olduğumu söylerim. Adamlar gayet sakin. Biletlerime bakıp, aslında inmemem gerektiğini söylerler. Eğer tek vesaitle gideceksem inmicekmişim. Eh tabiiki tek vesaitle gitmek istiyorum. Yok efendim ben fazladan bir bilet daha ödemişim, hani daha hızlı gitmek istiyormuşum ya. O sebepten özel bir trenle gidecekmişim, de daha hızlı ulaşacakmışım hedefime. Hayır öyle bir isteğim yok, bilet aldığım otomatik bana öyle bilet verdi. İnsan yanlışlık yapamaz mı yani ne? Ya da ne bileyim otomatiğin azizliğine uğramış olamaz mıyım? Neyse ki yapacak başka bir şey yoktur. ‘Özel’ kırmızı trenimi beklicek Shiphol havalimanından Rotterdam’a gidecek, sonra Rotterdam’dan Dordrecht’e geçecek, sonra da Allah kerim dicektim. Ellerindeki cihaza bakıp aradaki farkın sadece beş dakika olduğunu söylediler. Leyla bu, kendisine beş dakika önce kavuşturmak için yaptırıyor işte n’aparsın. Tek bir trenle 9.26’da ulaşmak yerine, bin bin in, in in bin şeklinde ve istasyonlarda bekleyerek evimden itibaren bindiğim tüm vesaitleri sayarsam tamı tamına 6 vesait değiştirerek Leyla’ma kavuştum. Çok şükür.

 P1060919P1060920

Aman hanım bir kahvaltı sofrası hazırlamış bana, bir servisler çıkartmış, bir hazırlıklar yapmış, kendiyle pek bir mutlu, pek bir gurur duyuyor kendisiyle, pek bir sevinmiş garibim.

P1060921P1060922P1060924P1060925P1060926P1060923P1060930 P1060936P1060940P1060947 P1060950 P1060953P1060955P1060956P1060957

P1060958P1060960

Hazır Çin yufkasından börek, ekmekten peynirli kanepe, mısır ununu karıp bir tepsiye döşeyip çeşitli şeritlere kesip fırınladığı adına da mısır cipsi dediği gevrek. Bir meyve tabağı, kiviyi doğrayıp tabağın çevresine yerleştirir ortasına da bir salkım üzüm kondurur. Sen bilmezdin böyle şeyleri nedir bu? Bunu da internetlerden öğrenmiştir, bunu öğrenip yapabildiği için ayrıca mesut, o cin gibi gözler parıldıyor. Ah internet sen nelere kadirsin ve ah nefis sen neler yaptırıyorsun insana.

P1070110

Akşam da elmalı tart ki üzerine file badem bile serpiştirmiş, bir de puskevitten yaptığı sütlü tatlı tarzı bir şey daha. Aman ben bir mesudum bir keyifliyim. Hazır malzemelerden de olsa kırk yılda bir arkadaşım bana özenerek bir sofra hazırlamış, gününü bana ayırmış ya nasıl mesud olmam. Hep derim ya insanın arkadaşları olmalı şöyle teklifsiz gideceği diye.

P1070111

Gerçi ben bizim hanımla biraz fazla teklifleştim galiba. Hazır yeri gelmişken onu da şöyle özet geçim. Aylardır randevulaşmaya çalışırız bir türlü olmaz. Derken geçtiğimiz hafta randevumuz varken açar telefon sorar, sahi sen bana mı gelecektin? Bilmem gelmicek miydim? Hanım bir düğüne gidecekmiş de falan filan. Ya kardeşim pazartesi pazartesi ne düğünü? Derken salı malı bir şeyler der.

P1070112

Açar ertesi gün sahi sen bana mı gelecektin? Yoo, öyle bir şey demedim. Grrrr.

P1070113

Derken bir akşam çıkar gelir randevudan önce, yanında çocuklar: ille gel, bekliyorum. Valla ben gelirim gelmesine de sen bir arıza çıkartmayasın? Çocuklara sorarım anneniz yine çamura yatmasın gene? Yok yatmaz dediler. Gariplerim çamura yatmanın ne demek olduğunu bile bilmezler besbelli. Randevu yaparız.

P1070114P1070115

Akşamında bir telefon, yok efendim filan arkadaşı da gelecekmiş de onla beraber gelirsem yol arkadaşım da olurmuş. Yahu kardeşim ben istemiyorum yok arkadaşı filan ben sabah ezanıyla birlikte çıkıp gelcem, kahvaltımı hazırla, beni sepetlemeye çalışma, kalk evini akla pakla!

P1070116P1070133 

Neyse ki onun lafına kanıp da yol arkadaşı filan aramam. Ertesi gün o da arkadaşlarına telefon edip sorup soruşturur programın kaçta başladığını. Yatıp kalkıp şükreder yol arkadaşı konusunda sözünü dinlemediğim için. Yoksa tamamen çileden çıkacakmışım. Çünkü onlar öğle gibi yola çıkıp ikindi vakti orada olacaklardır. Oysa ben sabah ezanıyla çıkıcam ki vakitlice tekrar evime dönüp ertesi gün işime gideyim. Ben bohem miyim kardeşim. Benim hayatımın planlı olması lazım.

  P1070122

P1070123P1070124

 

P1070126P1070125

P1070129

P1070131Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Melinda kısa bir keman konseri verir. Türk kahvemizi yudumladıktan sonra ver elini Villa Agustus. Senin Villa Agustus dediğin bir cafe, der. Hayır beni kandıramazsın. Oteli vaaar, alış veriş dükkanı vaaar, bahçesi vaaar, baharat ve sebzeleri-yeşillikleri vaaar, açık mutfak, sonra oteli vaaaar, sonracıma toplantı salonları vaaar. Velhasıl var da var. Ay kız sen bunları nerden biliyong ya? Tövbe estağfurullah. Beni ne kadar cahal görüyorsa artık. Her bir şeyi o bilecek. Villa’yı ayrı bir yazıda anlatayım. Sonra dayanamaz der, biz oraya hep gidiyoz, orası çok güzel. (Allah’ım ya Rabbim).

P1070118P1070119

Villadan sonra Endonezyalı bir arkadaşı da alıp melez bir aileye uğrar diğer arkadaşımızla buluşup meclisimize katılırız. Öncesinde yine bir yeşil çay faslı. Çorbamızı içtikten sonra tekrar malikane. Ama malikane öyle böyle değil, uçmuş gidiyor. Benim geleceğim gün için bir de tamirci çağırırlar eve. Hani kırk yılda bir gidiyorum ya, hiç unutmayım o günü diye zağar. Ortalık tamamen talan olmuş, toz duman dolap yapılmakta. Bu hengamenin içinde yine bir çay faslı olur yanında elmalı tart ve sütlü tatlı.

P1060962P1070106

Nedendir bilinmez, bacımın çorabının biri hep deliktir. Ancak makyaj ve saç boyası her daim olmalı. Araştırmacılar tüm dikkatlerini yoğunlaştırmalarına rağmen hala bu duruma bir anlam veremediler.

P1070107P1070108

Akşama doğru yeni bir katılım daha, sonra akşam yemeği. Yemek öncesi Noralia’nın duasına katılır hep birlikte amin deriz. Sabah kahvaltısı duasını Melinda yapmıştı. Derken Deva’nın da katılımıyla, Noralia’nın eşliğinde Melinda hanımın bale gösterisi. Ayaklara dikkat. Her bir şeklin bir adı var. Derken akşam namazı ve yine bir çay faslı. Bu arada neden olduğunu anlamadım ama kayısı kakı üzüm filan kavanozdan yeniyordu. Sanırım hanım pek bir yorulmuş. Benim gözüm saatte, biraz daha durursam ortalık düğün alanına dönecek, saat başı biri geliyor eve. Ve derkeeen, dananın kuyruğu kopuyor, laf kumaştan açılınca, döşemelik kumaşlar çıkıyor ortaya.

P1060949P1060952

Çarşafçı geldiiiiii haaanııııııııım. Alacaksam alacakmışım yoksa çöpe atacaklarmış. Ben kumaşlara sahip çıkınca herkes sahiplenir. Beğendiklerimi aldım, n’apacaksam? Zaten bir gün evvel 25 metre kumaş almıştım, neden aldığımı da bilmiyorum ya.