İSTANBUL’A KAÇIŞ

 2

Hani geçenlerde demiştim ya fotoğraf da yazı da geçtiğimiz yıldan bakalım kaç yıl öncesine kadar gideceğim diye. şimdiki fotoğraflar iki yıl evvelinden. Kafam o kadar karışıktı ve o kadar çok fotoğraf vardı ki bir türlü toparlayıp yayınlayamadım. Ha yayınladım ha yayınlıyorum derken hayıflana hayıflana geldik bu günlere. Sonunda şeytanın bacağını kırdım, aynen başlıktaki gibi. Hani bir ara esmişti de şeytanın bacağını kırıp soluğu İstanbul’da almıştım. Gerçi peşinden iki yıldır hiç kıpraşmam orası ayrı.

Otelime yerleşir yerleşmez Mado’da şöyle bir soluklandım. Adettendir, her gün bir dondurma. Daha önce de yazmıştım sanırım, biz ufakken dondurma istediğimizde Türkiye’ye gidince yersiniz, derlerdi. Nasıl yer etmişse zihnime şimdi ben de öyle yapıyorum. Türkiye’ye gidince yerim.

111

Manzaram müthiş. Otelim Sultanahmet Caminin tam karşısında. Tabii yataktan doğrulunca görebilmek için bir de odanızın penceresi olmalı. Önce arkadaşlarla buluşup tesettür fuarına gittik. Peşinden takı fuarı. Rahmetli Barış Manço takıları pavilyonu. Ve Cemil İpekçi, dünya gözüyle gördüm ya, daha ne deyim. Dönüşte uzun zamandır yapmadığımız bir şey yappıp çekirdek çitledik. Öncesinde yine birer dondurma. Onların külahı normal külahtı benimki ve bir arkadaşımınki çocuk dondurması gibi acayip bir külah, bu koca Mado’ya yakışmadı. Meğer açıkgözlük yapıp kornette külah istiyorum dicekmişiz. :(

34

Dostları olmalı insanın, nazının geçeceği… “yarın sendeyim” diyebilmeli…

5

Amerika’da kızın profesörüne tepesi atınca o da soluğu İstanbul’da alır. Ben o gün kahvaltıya nispeten geç o da nispeten erken çıkınca karşılaşırız. Tanışıp randevulaşırız. Doğrusu insanlarla bu kadar kolay tanışıp, anlaşıp, peşinden bir de randevulaşacağımı bilmiyordum. Bu arada öğreniriz ki o da kahramanlar diyarındanmış.

6

Ne yapalım diye konuşurken, tutturdum, ille de Kanlıca’da yoğurt yiyelim. Ama kalmamış öyle, koştura koştura gittiğimiz Kanlıca’da yoğurt plastik kaplarda sunuluyor. Hay ya Rabbim! Bildiğin yoğurt yani. Üzerine pudra şekeri serpip yiyorsunuz, niyeyse artık. Neyse yoğurdun hasını daha sonra gittiğim besi çiftliğinde yiyecektim.

10

Elimde bir İstanbul turist rehberi çocuklar gibi şen, bakıp bakıp geziyoruz. Hani bir de deneyimliyim ya (!), ben onu gezdiriyorum edasıyla. Sonra bir kayığa atlayıp tekrar geçiyoruz Avrupa’ya, nasılsa Evrupasız yapamıyoruz, denizi döve döve, duruma öyle bir el koymuşum ki kaldırmaya hiç niyetim yok, ver elini Emirgan, yol arkadaşım pek bir keyifli, pek bir kafa, her attığı adımda kahkaha atıyor, her gördüğüne seviniyor, hatta bir ara Finikelere binince “bir Türk dünyaya bedeldir” deyiverdi, uzun süredir Amerika’da yaşıyormuş, hatta bir ara Texas’ta yaşamış, sanıyorum kötü günlermiş.  7

1213

Herkeste bir Hamdi muhabbeti, a bak Hamdi deyince ben, ben de bir süredir duyardım, demek buraymış hadi gel çıkalım, dedi. Hamdi hınca hınç dolu arkadaşımın dediğine göre içli köfte müthişmiş, bir tane daha sipariş verdi. Ben anneminkinden başka içli köfte yemem.  Fakat yine de hassasiyeti olanlar için bir dip not düşeyim Hamdi alkollü. :(

89

Bir arkadaşımın oğluşunun sünnet merasiminde de bulundum. Sonra nasıl oldu bilmiyorum, tüm kızlar onda toplandık.

2122

Sonrasında yine yıllardır görmediğim bir arkadaşımı buldum. Yanlış hatırlamıyorsam şeker hastasıydı, en iyisi bir demet çiçek almalı, ancak ortada yolunmuş ota benzer bir şeyler satan hani o biçim bir teyzeden başka çiçekçi filan da görünmüyor. Kadınla cebelleşe cebelleşe iki demet gül alıp düşerim yine yollara.”Get, burda durma amcang gormesing seni” diyerek beni bir sepetledi ki sormayıng gitsin. 

1516231417 

N.B. bir ara neden öyle söyledi anlamadım, Avrupa görmüş insanın hali başka deyiverdi. Neden öyle söylüyorsun deyince de sanırım bir açıklama yapmıştı fakat ben hatırlayamadım şimdi. Kendisi de Fransızca dilli bir dadı. Değişik bir durum, konuşacak çok şey var, yıllardır görüşmemişiz. Geleceğimi öğrenince bana bir kek yapar, yıllardır görüşmemiş olsak da nasıl da biliyor neyi seveceğimi. Neydi, hele bilmem hangi burçtan, lüküsüne düşkünmüş. O küçücük evinde ve o minikler miniği masasında örtü açmadan beni kahvaltıya bile oturtmadı. Her zamanki zarafet, dikkat, özen, Aman Allah’ım. Sonra kek ve kahve keyfi, sonra dondurma keyfi, sonra sevgili Beyza’nın hazırladığı zarif meyve saati, ertesi gün balık keyfi.

20

Bir ara yine Sultahahmet meydanındayım, bu kez Ahilerle birlikte. Bize helva ikram ediyorlar. Helva güzeldi, aç karnına iyi gitti. Sen yeter ki hak yolunda ol, Allah sen gitmeden rızkını gönderiyor. Param yok diye dertlenme. O’nun yolunda ol, bir sefer eyle!

1829

Elinde şu iki valizle o gar senin bu liman benim dolaşan birini görürseniz işte o benim.

  2425

 

Derken uçağa bir atış atıyorum kendimi, bir atış atıyorum… kaçırmakta iken son anda VIP kapısından geçiyorum da kapı kapanmadan kendimle birlikte adımlarımı da içine çakıveriyorum, horon teper gibi. Kan ter içindeyim. Bu tabi çok karşılaştığım bir durum değil. Koskoca hayatımda sadece ikinci defa böyle. Koltuğa kendimi atar atmaz bir battaniye çekiyorum üstüme, dokunmayın bana uyicam. Ama öncesinde hayır diyemeyeceğim şöyle mükellef bir kahvaltı var, bitmek bilmiyor kahvaltı tabağım.

26

“Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve Sen’den bir âyet (mûcize) ol­sun! Bizi rızıklandır; zâten Sen, rızık verenlerin en hayırlısısın”. (Maide:114)

2728

Havalimanından bindiğim trenden inmişim, metroya bineceğim, güzelim Amsterdam, canım güzel Amsterdam, bir yanda bulutlu ama berrak masmavi gökyüzü, uzayan ıslak yolları, öte yana baktığımda o tanıdık gri simasıyla bana adeta selam verir, hoş geldin der.

… ve derken iki yıldır hiç kıpraşmadan bacağımı kırıp oturuyorum şehircağazımda.

AMSTERDAM 2. EL KİTAP PAZARI

Deli cüsün cüsün her biri bir cüsün, derdi rahmetli anneannem. Yani deli çeşit çeşit, her biri bir çeşit. Bunun ne başlıkla ne de aşağıdaki yazım ve konumuzla uzaktan yakından bir alakası yok. Bu gün bunu söyledim kendi kendime, bu gün bunu hissettim, bu gün rahmetli anneannemin bu sözünü hatırladım. Bu gün haleti ruhiyem bu sözü hatırlattı bana. P1030875

De Kan 1986’dan bu yana Amsterdam’ın merkezi Dam meydanında aşağı yukarı 100 standlik büyükçe bir ikinci el kitap pazarı organize ediyormuş.  FB sağ olsun sevgili Hilal’den  duydum. Ve bisikletime atladığım gibi soluğu Dam’da aldım. Çok da istememe rağmen onunla karşılaşamadık fakat anladım ki aynı kartpostalcının başında ikimizde farklı saatlerde epey bir vakit geçirmişiz. Tabii burada gören göz olmak farklı. :) Benim kraliçem  yine yapmış yapacağını, kitap pazarını fethetmiş. :)

P1030862

Sorunun cevabı: ben Çapa, Beşiktaş, Avcılar ve tabii ki harikalar diyarı Tarlabaşı’ndan, Turan caddesi ve Basma Tulumba’danım. :) :)

P1030847 P1030832 P1030834 P1030835 P1030836 P1030837 P1030838

Kapı önü sokak çiçekleri P1030839 P1030840 P1030841 P1030842P1030845

Şu bisikletli yaşlı adam, o da kitap pazarı yolunda. Bisikletinin arkasına koymuş kitaplarını ucundan da kolinin tutarak düşmesin diye,  bir o yana bir bu yana yalpalanarak gidiyordu önüm sıra.

P1030843

Anna Frankhuis önü her zamanki gibi uzuuuunca kıvrım kıvrım bir kuyruk.

P1030846  P1030849 P1030850 P1030851 P1030852

Evet ikinci el kitap pazarı, fakat kitaplar ve kartpostallar ateş pahası idi. Makarna’nın İncili imiş mesela, ederi nedir diye sorduğumda adam içinde yazıyor diye açıp gösterdi. Gözlerime inanamadım. €10,-. Kartpostallara hiç bulaşmadım zaten üzerinde €4,- filan yazıyordu. Antika imiş bunlar, nereden diye sordum, müzayedelerden alıyorlarmış. Oysa ben yaşamını yitirmiş insanların döküntüleri arasından toparladıklarını düşünmüştüm.

P1030853 P1030854P1030856 P1030855

Bunlar da benim aldığım kartpostallar. Kartpostalları aldığım satıcıya sordum, anladığım kadarıyla bir pazar tezgahı için €95,- ödüyormuşsunuz doğru mu bu, diye. Evet öyle diyerek teyit etti beni. Eh peki ne kazanıyorsunuz? Hiç belli olmuyor, bazen hiç bir şey kazanmıyorum, bazen de az bir şey kazanıyorum fakat bu lokasyon, yani Dam meydanı süper, dedi ve çıkartıp dükkanının kartvizitini verdi bana.

P1030857 P1030858P1030863 P1030859 P1030860 P1030861 P1030864 P1030865 P1030866 P1030867 P1030868

Bu arada babalar ve bebeler başlıklı yazıma yeni fotoğraflar ekledim.

P1030870 P1030871 P1030872P1030879 P1030885

 

Nasıl da rüzgarlı, bulutlu bir gündü yine.  Hatta yağmur bile çiseledi.

P1030886 P1030887 P1030888P1030869 P1030891 P1030892 P1030893

Sevgili Ş’ye geçen ay diktiğim bir etek. Bir de masa örtüsü dikiyordum ama o henüz bitmedi. 

P1030833P1030831

Ve derken sevgili Ş’nin mütevazı sofrasına konuk oldum. Sadece patlıcan kebabı ve bulgur pilavı yeterli demiştim. Ama kime diyorum. Gerçi ben de az değilim, siz deyin yemeğin adını koydum, dolayısı ile arkadaşımın işini kolaylaştırdım, ben deyim sipariş vermiş gibi oldum. Neyse yedim, yedik, söyleştik. Allah olmayan tüm kullarına versin, kimseyi açlıkla terbiye etmesin. Arkadaşımın en kısa zamanda hacı sofraları olsun inşallah. Amin, amin, amin!

P1030895P1030896P1030894

BÜTÜN KIZLAR TOPLANDIK

 

8

Eski yeni iş arkadaşlarım, gönüllüler, gönülsüzler :), annem, bacım şöyle bir toplanalım dedim. Türkçe, Hollandaca, İngilizce, Fransızca ve Arapçanın ve dahi Berbercenin ortalıkta cirit attığı toplantılarımdan bir tanesi.

10

12  4 579

Dil gibi ikramlık konusu da biraz karışık ve renkli. Gönderdiğim mailde “Türk usulü demlenmiş Hollanda çayı yanı sıra Türk ve uluslararası mutfaklardan ikramlıkların yer alacağı bir birliktelik” yazınca başlangıcı aşure ile yapmak kaçınılmazdı. Hem uzun zamandır aşuremi tatmak isteyenler de vardı. Sonrasında Müslüman olanlar ve akşam namazı eda etmek isteyenler için bir namaz molası ve devamında en sevdiğim çay faslı.

3

On beş kişilik kalabalık bir grup olduğundan ve herkes her şeyi yemediğinden ya da diğer bir deyişle pek çok nane molla olduğundan ikramlıklar adet olarak çok görünse bile kişi başı yukarıdaki sebeplere bölündüğünde aslında öyle değil.

6

Vejetaryenler için kendi yaptığım ekmek eşliğinde patates kavurması, peynirli ıslama börek, ot oburlar için sebzeli makarna salatası, benim gibi et oburlar için tepsi köftesi, kırmızı soğan eşliğinde annemin lahmacunu ve turşu. Ve yine benim gibi tatlı severler için bir geleneksel bir de moderin tat: şeker pare ve mangolu çizkek.

RAMASLAR VE BİZ

Tanışıklığımız taa, ben dünyaya gelmeden öncesine dayanıyor. Babamın meslektaşı, aynı mahallede yaşarız yıllardır. Birisi kuzeyin batısından, diğeri güneyin doğusundan gelir vaktiyle ve Amsterdam’da buluşurlar.

10

RC’nin doğum günüdür. Annem kalkar bir pandispanya gönderir fırına ve pastaya girişir. Bizimkiler ne vakittir doğum günü kutlarlar anlamadım. Doğum günü çocuğu da şaşırır bu işe. Annem bu pasta işini bana devrettiğinden beri pasta yapmazken, eski günleri anarak bir rulo pasta yapar. Ben böyle başarılı bir pandispanya görmedim. Görüntü konusunda çalışmamız gerekse de lezzet olarak muhteşem bir pasta yapmış annişim.

11

Ben son günlerde adet olduğu üzere, mangolu bir çizkekle katıldım oturuma. Tabii, uhm, yine adet üzere sabah kahvemin yanına bir dilimini yürüttüm.

IMG_0002 IMG_0005IMG_0003

Ramaslar bir süredir Türkiye’ye giderlerken ‘güle güle’ye, geldiklerinde de ‘hoş geldin’e gideriz. Yaşlarının bizimkilerinkinden büyük olmasının rolü var bunda. Zaten gelmeleri ile gitmelerinin arasında öyle pek uzun zaman yoktur. Bu nedenle de iadeyi ziyaretler de olmaz. Ancak bu defa olaya el koyup bu geleneğe bir ‘dur’ dedim. :)

Sahi kaç yıldır Ramaslar bize gelmiyordu acaba? En iyisi onları davet etmek. Tam aksiyon adamıyım vesselam. Keşke her konuda böyle kafama koyduğum gibi eylem gerçekleştirebilsem. Birileri keşke her konuda fiiliyata izin verse.

3

Tabiiki tüm bunları bir günde yemedik. Geçtiğimiz yıllardan fotoğraflar.

Neyse, bizimkiler onay verir, onlar da kırmayıp gelirler. Fena da olmaz hani. Onlar bize nasıl ve neden geldiklerini, babam da bu davetin  öncesinde bizim nasıl ve neler konuştuğumuzu gülerek anlatırlar karşılıklı.

42

Pek çok çekilmiş fakat nedense yayınlanmamış fotoğraf var. Bu vesile ile hepsini yayınlayayım istedim.

5

İki meslektaş

8

Benim çizkek denemelerimden narlı cheesecake ve Sevgili Şerife’nin sofrası.

67

IFTAR @ FARDAU


Bu yılki kadar çok iftar davetine hiç gitmemiştim. Neredeyse iki yıldır randevulaşmaya çalışıyoruz. Bu kez onun evinde, Allah ne verdiyse. Bir gün yine karşılaştığımızda Ramazanda iftara davet etmek istediğini söyledi. Önce tereddüt ettim. Taaa Den Haag’dan gelecek, akşama kadar çalışmış olacak, zaten tam zamanlı çalışıyor, sonra yemek yapıp misafir ağırlayacak, hem de beni. Yoo, yoo, bunu ona yapamazdım. Hayır, bekliyorum… Hayııır, çok yorulursun... Gelirdin gelmezdin konuşup danışırken daveti kabullendim. Davet edenden başka aslında giderken ben yoruluyorum o da ayrı ya, neyse… Bu yıl kimseyi iftara davet etmedim. Sanıyorum geçen yıl da mı davet etmemiştim ne? Bir saniye yo, bu yıl bir arkadaşım geldi, hem de yatıya, ama sadece bir tane.

Randevumuzdan bir gün önce hanımdan bir mail gelir: randevumuzu saat sekiz buçuğa alabilir miyiz? Öyle olursa yemek pişirmek için daha çok vaktim olacak ben de strese girmeyeceğim. Sana yemek pişireceğim için heyecanlanıyorum.

-Ah çocuk yapma… Sen strese girersen ben acayip rahatsız olurum. :( Sahi ben gelip sana yardım edeyim, ya da gelirken bir şey getireyim, tatlı tuzlu ne yapayım?

-Hayır gerçekten bana yardım etmeni ya da bir şeyler getirmeni istemiyorum. Her şeyi ben yapacağım. Stres filan yok, sadece randevumuzu biraz erteleyebilirsek iki ayağım bir pabuca girmeyecek.

-Tamam, sekiz buçuk, merakla bekleyeceğim!

İşten eve geldiğimde şöyle bir etrafa bakınıp düşündüm, acaba ne götürsem? Gerçi ıspanaklı kek yapmıştım, fakat onu yiyorsun bitiyor, kalıcı bir hatıra değil. Örneğin daha önceden diktiğim bir önlük? Ya da özel olarak Fardau için dikeceğim bir namaz eteği? Evet evet, en iyisi bir etek dikmek. Hemen kumaşlarıma doğru yönelip kısaca bir baktıktan sonra bir tanesini seçip kestim. Bir tane de kendime mi yapsam ne? Evet, evet, bu kumaş çok güzel… hemen bir tane daha, yan dikişler, etek ucu, lastik takma işlemi ve ütü. Sonrasında bir de uygun fisto ya da dantel seçip etek ucuna diktim mi tamam bu iş. İftar saatine kadar iki tane şık eteğim oldu. Birisi ona, diğeri bana. Ve bisikletime atladığım gibi soluğu Fardau’da aldım.

 

Zili çalıp beklerim, hiç bir tepki yok. Bir kere daha çalarım, derken bir müddet sonra kapı açılır… İçeri girip seslenirim, yine tık yok. Merdivenleri çıkmaktan başka çare yok. Evin kapısı açık, huuuu, huuu, neredesin, kimse yok mu?  “Selamun aleykum, gir içeri” diye karşılık verir oturduğu yerden. Onu içerde oturma odasının baş köşesinde fıstık ayıklarken bulurum.

-Ve aleykum selam… da… ev sahibi nerede? :) Ne yapıyorsun? :) :) İnanamıyorum. Bu kız Hollandalı mı? Şaşkınlık içerisindeyim. O ise adeta master chef’de vakitle yarışmakta zaman daralmış da hiç istifini bozmadan kendinden gayet emin Antep fıstığını ayıklamaya konsantre olmuş. Hanım yemek yapmakla meşgul, telaşlı bir şekilde oraya buraya koşuşturur, hızlı hızlı konuşup kahkahalar atar. Eşyaları öteye beriye çeker, masayı kurar. Bu haliyle sanki karşımda annemi görmüştüm.  Ben şaşkın bir şekilde olanı biteni gözlemlerken gün batmış, zaman gelmiş… iftar zamanı. Ya Allah, bismillah!

Havuç çorbası, zeytinli tatlı patates, Türk ekmeği, kıymalı talaş böreği, son anda, Antep fıstıkları ayıklanmış, hurma ve kayısıları doğranmış olmasına rağmen,  yapımı tarafımdan durdurulan kuskus. :) Tatlımız üzerine bal gezdirilip, ceviz, Antep fıstığı ve Frenk üzümü serpiştirdiğimiz Yunan yoğurdu. Tabii öncesinde bol su, çay ve hurma.

Fardau ‘un bana, ama sadece bana :P, hazırlamış olduğu iftar yemeğimizi yedikten sonra akşam namazımızı kıldığımız gibi bisikletlerimize atlayıp kendimizi Amsterdam’ın kalbinde, hanımın evine sadece beş dakika bisiklet mesafesinde olan Fatih camiinde buluruz.