DUYGULAR KARIŞINCA KARIŞAN SURATLAR

P1110718   

Hafta sonuna kavuşmuş olmamın sevinciyle bir çehre sabitleyim dedim. Duygu durumu karışınca tüm suratlar da birbirine karıştı.

P1110719

Bakla ağızlı, portakal burunlu, passievrucht gözlü suratçıklar farklı ifadelerle çıktı ortaya.

P1110720

Ağız göz bir tarafta.

P1110721

ALMAK ÜZERİNE

Ne bir gün almamak üzerine ne de bir gün gelip almak üzerine yazacağımı hiç ama hiç aklımdan geçirmemiştim. Bu gün yaşadığım bir travma üzerine yirmi yıldır yapmak istediğim ancak bir türlü her nasıl olduysa almadığım bir şey aldım. Aman nasıl olsa vardı işte, boş ver de dediysem, buna dayanmalıyım da dediysem, o kadar da çıt kırıldım değilim, hayır olmamalıyım dediysem de yirmi yıl sonra bu gün zıpkın gibi fırladım ve bisikletime atladığım gibi kendimi bir dükkanda buldum. Dükkanın adı Gama.

Önce Gama personelini biraz karıştırdım. Dedim ki zil almak istiyorum. Kapı zili. Tarif ettiler reyonu, eleman yardımcı olsun dediler. Gittim ve zilleri görmek istediğimi bildirdim. Fakat hepsi pakette ben sesini duymak istiyorum. Duymadan almak istemiyorum.

-Bizim zillerimizin sesini duyamazsınız. Sesini duyup almak istiyorsanız Praxis’e gitmeniz gerekiyor diyerek uzaklaşıyor eleman. Tekrar danışma mı neyse işte oraya gidiyor ve epey bir süre sırada bekliyorum. Bu kez karşımdaki bir teyze mi desem abla mı desem, ama öyle böyle değil bayağı bir uzun boylu.

-Pardon en yakın Praxis nerede?

-Praxis mi? Bilmem.

-Bakın bana acilen bir zil lazım. Ancak sizin zilleriniz denenmeden alınıyormuş. Oysa ben zilin sesini duymak istiyorum. Bu imkan da sadece orada varmış. Adeta Allah rızası için nerede var o dükkan söyleyin demeye getiriyorum.

Abla mı, teyze mi neyse işte , bir hışımla, bunu size kim söyledi diye sorar. Pardon yanlış bir şey mi söyledim, yasak mıydı yoksa? Bu arada benimle birlikte tekrar zillere doğru yürümeye başlar. Tavrından ve hareketlerinden rütbenin bayağı bir yüksek olduğunu anlamam zor olmuyor. Bana sorar, tarif edebilir misiniz nasıl birisiydi? Ben hiç oralı değilim, bir benim yüzümden birisinin fırça yemesini istemiyorum. İkincisi ben bir travma içindeyim, kimseyle uğraşacak halim yok. Derken bu yüksek rütbeli abla hem benimle ilgileniyor, hem de kulağındaki CIA ajanı gibi kulaklıktan bir anons geçiyor.

-Kim demin buradaki zil bakmak isteyen hanımı Praxis’e yönlendirdi? Bu arada benimle ilgilenmesi için bir başka eleman buluyor. Eleman emrine amade ve pek bir kibar. Meğer sistem şöyleymiş, zillerin bulunduğu reyonda bir cihaz var. Siz zil kutusunun üzerindeki kodu giriyorsunuz, makine da size zilin nasıl çaldığını duyuruyor, gayet basit yani. Derken zilimi alıyorum. Yetmiyor yanında bir de pil alıyorum. Pil yetmiyor, pili de A marka alıyorum. Eleman benimle kasaya kadar gelip beni kasiyere teslim ediyor. Çünkü zili de pil paketini de açmıştır, kasada sorun yaşamamı istemiyor. Derken kasadan geçerken drop görüyorum. Travma yaşıyorum ya, yıllardır yemediğim dropa şöyle isteksiz bir bakıyorum. Sonra gayri ihtiyari elimi uzatıp bir paket alıyorum ve başlıyorum muhtevayı okumaya. Derken sıra geliyor. Diyorum ki kasiyere okumam bitsin belki bunu da alcam. Kasiyer deneyimli, jelatin mi aradığımı sorunca kısaca evetle cevaplıyorum. Vardı, yoktu bir kere de kendisi okuyor, tamam yok dediysem de kız yemin billah etmiş adeta, bir de bir kaç kasa ilerideki meslektaşına bağıra bağıra soruyor elindeki paketi havada sallayarak bunda jelatin var mı? Nihayet collegasından da onayı alınca gönül rahatlığıyla hesabı geçiyor da ben de dükkandan çıkabiliyorum.

Alış veriş yapmak için yeminli de değildim ama, nasıl olduysa oldu nbu alış veriş beni tatmin etmiyor. Atıyorum kendimi bir dükkana daha… bir kaç ihtiyaç alırken bir kaç da çikolata alıyorum indirimde(!) ya hani. Bütün bunların öncesinde hatta zilin de öncesinde öğle suları başka lüzumlu alış verişler yapıyor yanı sıra hiç almadığım granola bar alıyorum, hemi de bir kaç paket. Aman indirimdeymiş.

Hatta onun da öncesinde bir başka dükkandan iki tane mektup açacak alıyorum. İnanın bunları kendim için aldıysam namerdim. İkisini de hediye paketi yaptırıyorum. Allah’ım nedir bu? Almak için gerçekten yeminli değildim. Arefe gününün alış veriş çılgınlığı mı bulaşıyor bilemedim ki?

Bugün arefe. Yarın Noel’in birinci günü.

Bu arada Noel demişken Türkiye’de yılbaşı ağacı diye evlerinde çam ağacı süsleyen hemşerilerime de serzenişte* bulunmadan geçemicem. O ağaç yıl başı ağacı değil. Noel ağacı! Hatırlatayım Noel bayramı 25 ve 26 aralık günlerinde kutlanıyor. Duyan duymayana bilen bilmeyene haber salsın. Evet haber etsinler de yarın Noel’in birinci günü geçmeden kutlamalar başlasın. Yanlış günleri yanlış tarihlerde kutlamayalım. İnsanları ikaz etmek insanlık görevim.

Sonra da gelelim bizimkilerin kutlarken bile adında bir anlam kargaşası yaşadıkları güne. O sizin kutladığınız yıl başı değil bir kere, yıl değişimi. Yani Hollandacasıyla söylemem gerekirse jaarwisseling. Yılın son günü olan 31 aralık gecesiyle oude jaarsavond ya da oude jaarsdag, yeni yılın ilk günü olan bir sonraki gün yani eski ve yeni, oud en nieuw.

Diğer taraftan Noel’le ilgili kısa kısa bir kaç bilgi vermek istiyorum. Dünya çapında yaklaşık iki milyar insan her yıl 25 Aralık’ta, yüz milyonlarca insan da 6 veya 7 Ocak günlerinde Hazreti İsa’nın doğumunu kutluyor. Diğer taraftan milyonlarca kişi de Noel’i hiç kutlamıyor. Neden mi?

Şöyle ki: bunlardan bazıları Hıristiyan aleminden değil. Örneğin Müslümanlar, Yahudiler veya Hindular Noel’i kutlamıyorlar. Ateistler, agnostikler ya da İlah kavramını kabul etmeyen hümanistler gibi bazıları ise Noel’de yaşandığı söylenen olayların efsane olduğunu düşünürlermiş. Ancak ilginç olan şu ki, Hazreti İsa’ya inanan çok sayıda insan da Noel âdetlerini uygulamayı reddederler. Neden mi? Buna en az 4 neden gösteriyorlar. Merak edenler internete girip şöyle bir arama yapsınlar bakalım neymiş bu nedenler.

Yahudiler diğer bir deyişle Museviler ne mi kutluyor? Yahudiler/Museviler, ne diyorsak artık, Khanuka denen bir bayram kutlarlar. Bereket bizimkilerin haberi yok :)

*Serzenişin sözlük anlamı yakınmadır. İnsanlar sevdiklerinden olumsuz bir hareket gördüklerinde, serzenişte bulunurlar. Kötü bir niyetim yok yani.

FINDIK BURUNLU YÜZ

P1110604

Hafta sonuna kavuşmuş olmanın mutluluğuyla tüm evrene bir gülen yüz gönderiyorum. Tam anneme ne yapacağımı anlatıyordum ki, “ben de tam onu soracaktım, bunlar masanın yeni dekorasyonu mu?”. Anne, anne, beni yine güldürdün. Allah da seni güldürsün. Amin.

Böylelikle anlıyorum ki cam masada yüz olmaz. Ne kadar eşya varsa yansıması çıktı. Ya da gündüz çekmeliyim yüzlerimin fotoğraflarını.

ALMAMAK ÜZERİNE

Bu gün FB aracılığı ile karşılaştım bloğuyla. Hatunun adı Selma Hekim, bir yıldır almamaya çalışıyormuş. (Bakın Almanya’da çalışmıyor, almamaya çalışıyor, doğru okudunuz.) Takdir ettim. Deneyimlerini paylaştığı bloğuna şöyle bir baktım, sadece almamak değil, tasavvuftan ve yogadan etkilendiğini “bir lokma bir hırka” felsefesinden yola çıktığını anlatıyor. Hatta bu yola girince sigarayı bırakmış. Aklın yolu birdir. Fakat farkındalık herkeste aynı frekansta değil. Bloğu bugün keşfetmiş olmanın heyecanıyla ben de bir şeyler yazmak istedim.

EVİMDE OLMAYANLAR VE OLMAMASINA HALA SEVİNDİKLERİM.

  • Magnetron
  • Televizyon
  • Bulaşık makinesi
  • Vitrin
  • Dresuar (doğru yazdım mı bilmiyorum)

Evet bunlar benim evimde yok, yani yeni değil bu, yıllardır böyle. Aşağı yukarı bir yirmi yıllık hikaye. Evimde var olanlardan bahsetmiyorum tabii. Ancak bu saydıklarımı evime koymayı tüm ısrarlara ve kışkırtmalara rağmen hiç düşünmüyorum.

Zaman zaman bloğumda yemekle ilgili değerlendirmelerden bahsediyorum zaten. Fakat bu vesileyle diğerlerinden de bahsedeyim. Her ne kadar etrafımda pek çok kimse bunları anlamasa bile. Yanlış anlamalara sebep olmamak için baştan söyleyeyim. Bu yaptıklarımın baş kaldırmakla ya da bir şeyleri ispatlamakla ya da cimrilikle ya da pislikle uzaktan yakından alakası yok. Böyle düşünenler varsa zahmet edip yazımı hiç okumasınlar.

Ben böyle yetiştirildim. Bizim zamanımızda böyleydi yani. Bir şeyden başka bir şey yapılırdı. Eskisi olmayanın yenisi olmaz derdi annem hep. Çanta lazım annem dikerdi. Kalem cüzdanı lazım annem dikerdi. Güneşliklerimizi yazmıştım zaten annem şeker çuvallarından dikerdi. Maalesef bizden sonraki nesil böyle yetişmedi.

Yaptığımı itiraf ettiklerim:

  1. Ambalajları saklayıp sonra yine kullanmak.
  2. Çiçek paketlerinden çıkan rafyaları bile saklamak ve lazım olduğunda kullanmak.
  3. Hediye edeceğim çiçekleri büyük oranda kendim dikip yetiştirmek.
  4. Birisine hediye götürmek istediğimde önce evi arayıp taramak. (Hele bu madde hiç yanlış anlaşılmasın, evdeki vazoyu henüz hediye olarak götürmedim).
  5. Genelde kendim bir şeyler yapıp hediye etmek.
  6. Çamaşır makinesinden dökülen sularla balkonu yıkamak
  7. Çamaşır makinesinin özellikle son suyuyla yerleri silmek.
  8. Yerleri sildiğim sularla ya sokağı yıkamak ya da tekrar balkonu yıkamak.
  9. Elektrikli süpürgeyi mümkün olduğu kadar kullanmamak, bu uygulama için halınızın olmaması gerekiyor.
  10. Bulaşıkları bir kabın içinde ve elde yıkamak.
  11. Bulaşık duruladığım suyu biriktirip özellikle mutfağın yerlerini silmek.
  12. Bir şeyi çok sevdiysem eğer yırtılıncaya kadar giymek.
  13. Sonra onu pijama niyetine giymek.
  14. Tamamen yırtıldıktan sonra toz bezi yapmak.
  15. Toz bezi için yeterince eskidiyse tahta bezi yapmak.
  16. Başına bir kaza gelmiş ya da bazı yerleri kullanılamayacak kadar yırtık olan kıyafetlerden çanta dikmek.
  17. Hiç bir şekilde kullanılamayacak olan tekstil ürünlerini el işi dersinde kullanmaları için ilkokullara vermek.
  18. Dolapları toparlayıp ihtiyaç sahiplerine kendi elimle vermek. Bunları vermek için kapı kapı kurum aramamak. Yani zihniyet evde bir mıntıka temizliği yapayım değil. Bir iyilik yapayım olmalı. Hatta derneklerdeki ihtiyaç sahiplerine verilecek kıyafetleri düzenlemeye gitmek.
  19. Yaklaşık 12 yıldır bisikletle mobilizasyonu sağlamak, toplu taşıtları kullanmamak. (Hem kan dolaşımı için çok iyi, hem de keseye müthiş katkı sağlıyor).
  20. Hava alanına taksiyle değil trenle ya da metroyla gitmek.
  21. Bit pazarlarını, eskicileri, antikacıları pek bir severim bunu herkes biliyor zaten. İhtiyaçları mümkün olduğunca buralardan tedarik etmek.
  22. Suyu gerekli gereksiz şar şar akıtmamak.
  23. Suyu soğutmak için hele hiç boşuna akıtmamak. Soğuk su istiyorsanız ya buzdolabına bir şişe su koymak ya da buz kullanmak.
  24. Pazara giderken sadece dolaşmak amacıyla gittiğimi bilmek ve bu bilinçle pazarı dolaşmak.
  25. Becerebildiğim kadar kreatif etkinliklerde bulunmak.
  26. Mümkün olduğunca şu çığrından çıkmış, furya haline gelmiş İ harfi ile başlayan A harfi ile biten o dört harfli alış veriş canavarı dükkana gitmemek. Siz anladınız onu.
  27. Poşetleri tekrar tekrar kullanmak.
  28. Çiçeklerimi meyve, sebze yıkadığım sularla sulamak.
  29. Kapıma ‘reklam istemiyorum’ etiketi yapıştırmak.
  30. Sonra annemlerin kapısına da bu etiketlerden 3 tane yapıştırmak.
P1050716

Bu hayır, hayır versiyonu. Bunların bir de hayır, evet versiyonu var.

Şimdilik aklıma gelenler bu şekilde. İlerde yaptığım halde yazmayı unuttuğum maddeler olursa yine ekleyebilirim. Neticede bilimsel bir çalışma değil bu.

MAYDANOZ SAKLAMACA

 P1050984

Salça saklamacadan sonra şimdi de sırada maydanoz saklamaca var. Annemin uzun yıllardır uyguladığı bir metot bu.

Maydanozları yıkayıp ayıklayıp varsa eğer centrifuge’den geçirerek suyunu tamamen alıp desteliyoruz. Bir gece buzdolabında temiz bir kurulama bezinin üzerinde bu şekilde beklemesinde fayda var. Eğer böyle bir gereciniz yoksa da yine temiz bir mutfak bezinin üzerinde mümkün olduğunca tek sıra olarak dizip aynı şekilde bekletiyoruz.

Sonrasında ağzı hava almayacak şekilde kapanan bir konserve kavanozuna saplar aşağı gelecek şekilde koyup kapağını kapatarak doğru buzdolabına. Benimkiler iki haftadır duruyor, arada çıkartıp kullanıyorum. İlk günkü gibi taze ve canlı.

Bunun için özel olarak bir kavanoz almanız gerekmiyor tabii. Ben boşalan peynir kavanozumu kullandım. Ha bu arada, maydanozun saplarını çöpe atmıyoruz. Kaynatıp tuz ve limon takviyesiyle tatlandırıp içiyoruz, çorba yapımı da serbest.