SALÇA SAKLAMACA

P1050423

Uzunca bir süre ne yapsam da aldığım salça bozulmasa diye düşündüm. Sonunda buz kaplarında dondurup poşetlemeye karar verdim. Ola ki yanılır da yemek yapmaya kalkarsam bir kaç küp yeterli. Ne bozulma derdi, ne israf oldu kaygısı.

İsraf demişken, herkeste bir israf edebiyatı, ancak aynı herkeste bir müsriflik. Yani hem nalına hem mıhına vurma durumu… ille bu konuda o da bir şey söylicek.

Geçtiğimiz yıldan başladım, bakalım kaç yıl öncesine kadar gitceem. Fotoğraflar da yazı da geçtiğimiz yıla ait.

DİNGİN ŞEHİR AMSTERDAM’da

KADİR GECESİ 2013

P1050238

Amsterdam pek bir dingindir. Tabii aynı şeyi Amsterdamlılar için söylemek mümkün değil.

Dilerim Allah bu gece hürmetine gönlüme, gönlümüze, aileme, eşe-dosta, konu-komşuya, şehrimize, ülkemize ve dünyamıza

Dinginlik verir,

Akıl verir,

Feraset verir,

Birlik verir,

Dirlik verir. Amin.

Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle, bizleri affeyle. Amin

KIYMA NASIL KAVRULUR?

      P1050136

Baktım da şöyle bir kim ne arıyor. “Kıyma nasıl kavrulur” arama motorlarında en çok tıklanan soru. Gerçi kıymalı makarnada bir parça anlatmıştım ama bir kere de ayrı bir başlık altında anlatmak istedim.

Önce soğan sonra kıyma mı, yoksa tam tersi mi? Sonra kıyma kavrulurken yağ konmalı mı konmamalı mı? Efendim, annemin dediğine göre önce soğanı kavurup peşinden kıymayı ilave etmeniz de mümkün ancak bu şekilde soğanı yağsız kavuramayacağınız için yağ ilave etmeniz gerekir, dolayısıyla yemeğin yağ oranını yükseltmiş olursunuz.

Önce kıyma sonra soğan kavurma durumunda, ki biz neredeyse istisnasız hep bu yöntemi kullanıyoruz, kıymayı yanmayan bir tavaya alıyorsunuz, kıyma bıraktığı suyu çekince de soğanı ilave edip bir iki karıştırıp kapağını kapatıyorsunuz. Bakın burası önemli: kıyma suyunu çekmeli yoksa soğanlar kıymanın bıraktığı su ile haşlanır. Oysa istediğimiz soğanları haşlamak değil, kavurmaktır.

Fakat kıyma miktarı azsa eğer diyelim ki bir avuç kadar yani 100 gram kıymanız var bir adet de soğan doğradınız, işte bu durumda soğan ve kıymayı aynı anda tavaya atmanın pek bir mahsuru yok. Ara ara yine karıştırmak suretiyle önce hızlı ateşte daha sonra ateşi kısarak soğan ve kıymayı kavuruyorsunuz.

Yine çok önemli bir husus daha var: kıyma ocağa konduğu andan itibaren mutlaka kaşığın tersiyle ezilerek taneleri ayırtılmalı, aksi takdirde topaklanır. Makarna ya da diğer yemeklerde ağzınıza kıyma topakları gelir ki bu da yine yemeği ağzınıza attığınızda histe olması gerekenin aksi bir etki bırakır.

P1050130

P1050131

Bu fotoğrafta kıymanın suyunu bıraktığı halini görüyorsunuz.

P1050132P1050133

Sağ taraftaki fotoğrafta kıyma bıraktığı suyu çekmiş ve sadece yağı kalmış. Bu noktada soğanları ilave edebilirsiniz. Eğer kıymanızın yeşil ya da kırmızı taze biberli olmasını isterseniz bunları ufak ufak doğrayıp soğanları ilave ettiğiniz noktada kıymaya ilave ederek kavurma işlemine devam edebilirsiniz.

P1050134

Soğanlarla birlikte biz bu kez elimizin altında bulunan biberlerden de ilave ettik.

Kavurma işlemi bittikten sonra tuz kırmızı biber, eğer kavurduğunuz kıymayı salçalı bir yemekte kullanacaksanız bu noktada domates salçasını, ilave edip bir iki de bunlarla kavuruyorsunuz. Bu aşamada evinizde maydanoz varsa bunu da ilave edebilirsiniz.

P1050135

Son aşama: soğan ve biberler tamamen kavrulduktan sonra tuz ve biberini ilave ediyoruz.

Bu kavurduğunuz sade kıymayı tüm börek, poğaça gibi hamur işlerinde, patates oturtması, ıspanak kavurması, patates kavurması (daha önce verdiğim bu tarif vejetaryen şekliydi, aynı tarifi kıymalı da yapabilirsiniz), ıspanaklı börek içi, makarna ve diğer aklınıza gelen kıyma kullanabileceğiniz tüm yemeklerinizde kullanabilirsiniz. Kahvaltılarda tost için bire bir.

Malzeme

  • 1/2 kg kıyma
  • 2-3 adet soğan
  • Tuz ve kırmızı biber

Yapılışı

  1. Öncelikle soğanı ince ince doğrayın.
  2. Kıymayı yanmayan bir tavaya alıp ezerek karıştırın.
  3. Kıyma yüksek ateşte bıraktığı suyu çekince doğradığınız soğanları içine atıp ocağın altını kısarak bir kaç karıştırın ve tavanın kapağını kapatın.
  4. Ara ara karıştırarak kıyma ve soğanları kavurduktan sonra biber ve tuzunu ilave edebilirsiniz.
  5. Eğer maydanoz da koymak istiyorsanız ince ince doğradığınız maydanozları bu aşamada ilave edip ocağın altını söndürebilirsiniz.

BU GÜNLERDE… ORTAYA KARIŞIK LAF SALATASI (!)

Bir tembellik, bir can sıkıntısı, bir kasvet, bir bunalımdır gidiyor. Baktım da şöyle  zoraki yaptığım son poğaçayı saymazsak  mutfağım adına bloğum adına aylardır aslında hiç bir şey yapmamışım. Evet yapmıyorum.

Bu arada yine de boş durdum sayılmaz, eskilerden  Temr Hindi, Kardemom, Bayatlamış esmerim ve çikolatalı kaymak  yazılarımı blog taşırken fotoğrafları yok diye yayınlamamıştım, fotoğrafsız motoğrafsız onları yayınladım. Hatta son ikisinin fotoğrafı bile var. Hatta bir de mercimek çorbasına fotoğraf buldum hani şu ucu bucağı kaçmış fotoğraf dosyamdan. İnsan hobi olarak yaptığını boğularak yapar mı? İşte ben onu da yaptım. Boğularak fotograf yerleştiriyorum. Boğularak dikiş dikiyorum. Kim beni fotoğraf çekmeye, yerleştirmeye, dikiş dikmeye zorluyor Allah aşkına? Nefsimden başka? Bu nefis de olmasa, her halde hiç kıpırdamıcam. Aslında boğulmamın sebebi bunları anlamadan, iyi bilmeden yapıyor olmam, onu da biliyorum. Hani her şeyin en iyisini yapmak isterim ya, işte en iyisi olmayınca ben boğulurum. İşin içinden çıkamayınca ben boğulurum. Ama her nasılsa bir şekilde yaparım. Zaten okumayı yazmayı da çok zor öğrenmiştim. Hatta anaokulunu bile çok zor bitirmiştim. :( :(  ne eziyet. Hayatım sürekli bir şeyleri elde etmek için çabalamakla geçti.

Anlamam ama bakma, bu arada dikiş makinem bozulunca makinemin çağanozunu söküp ayarladım ve taktım, nasıl yaptım buna ben de şaşırdım, sonra bir sevindim, bir sevindim, sormayın gitsin.

Ivır zıvır işlerle de uğraştım, uğraşıyorum, örneğin yıllar evvel dikmiş olsam da pek fazla kullanmadığım koltuk kılıfımı bozup bol bol çanta diktim. Öyle çanta deyip de geçmeyin, astarı bile var. Eski pantolonumu kesip çanta diktim. Annemden gelen Güllüoğlu çantasına çeki düzen verdim.

Aslında güzel şeyler de olmuyor değil. Hani demiştim ya, “Pek çok fikrim var (bloğumla ilgili), fakat ne hikmet fikrim Hollandacasıyla yine Arapça f-k-r kökünden gelen ‘piekeren’dan öteye gitmiyor. Biliyorum ki hiç bir şey sebepsiz değil. Beşinci yıla adım attığımız şu saatlerde önümüzdeki yılın Efsus.org için daha aktif bir yıl olmasını diliyorum”.  Hani bunun üzerine Nesrin hanım da gönderdiği yorumunda  “…Umarım bundan sonra her şey gönlünce olur…” demişti ya… ve hani “Allah güzel sözlü kullarından razı olsun” deyip iki damla akıtmıştım ya bunları okurken…  Sonra emaillerime bakınca, olacak bu ya hani, Deli Annem’den kısa bir email gelmiş özetle yedekten büyük kare Lukapu kazanmışım. İşte bu emaili görünce hani bir gülümse belirmişti yüzümde…  Küçük de olsa bloğum adına bir kıpırdanma, bir kıpraşma. Ama teknoloji özürlü olunca insan bu da boğulması için bir neden. İşin içinden çıkamayınca kardeşimi çağırdım. Birlikte boğulduk.

Can sıkıntımın bir diğer sebebi de dünyamızda yaşanan haksızlıklar, hakkaniyetsizlikler. One World dergisini bilenler bilir. Her sayı elime geçtiğinde derdim bir kat daha katlanır. Eğer bir refaha sahipsek buna birilerinin sırtından sahip olduğumuz düşüncesi sıkar canımı. Sırtımızdaki gömleğin içinde 14-15 yaşında çocuk olan Bangladeşli, Pakistanlı bilemedin Çinli kızların göz yaşı, alın teri var. Daha çok kaliteyi, daha çok ucuza alma derdi var herkeste. Makinenin başında üç kuruş için hiç bir sosyal güvencesi olmamacasına har har günde belki on saat gözünün nurunu döken insanların hakkı var. Hoş yıllardır hiç bir dükkandan alış veriş yapmam, ama yine de rahatsızım işte.  Dün gibi hatırlarım kale içinde babamla birlikte ‘batan geminin malları bunlaaaar” diye bağırarak çökmüş atölyemizden elimizde kalan üç beş gömleği  sattığımız günleri. Bir ramazan ayı, önümüz bayram, “abi daha pantolon da alcam çocuğa, beş versem yeter mi? ” Ya kardeşim ben batmışım zaten beş versen n’olcak on versen ne?  Ver hadi kardeşim ver, “Abi hakkını helal et”. Helal olsun.

P1050144

Modaymış, peh! Şu omuzlara yüklenen yükün ağırlığını hissedebilir misiniz?

Dergide yazdığına göre Hollanda’da 29 Euro’ya satılan bir T-shirt Bangladeş’teki konfeksiyonda 18 Euro cente dikiliyor. 18 Euro değil, Euro CENT, yani bildiğiniz kuruş. Bunun tek bir adı var MODERİN SÖMÜRGECİLİK. Ya da İNSAN ÖMRÜ TÜCCARLIĞI! Medeniyet mi bu? Medeniyet bu mu? Bu medeniyet mi? Tüketiciye sormuşlar da, 50 Euro’ya aldığı pantalonu 55 Euro’ya almayı kabul ediyormuş, iş sanki sadece tüketiciye kalmış. Kimse patron ağalarından bahsetmiyor.

P1050145

Gerçi bütün bu olan bitenin, sigara içerken rahatsızlığınızı dile getirip, “ben görmeyeli sen kötü kötü huylar mı belledin bu sigara da neyin nesi”  dediğinizde, dudak bükülerek ve küçümsenerek telaffuz edilen “Alın terim mi sanki, ben cebimdeki paraya bir kere sigara alıp içtiğimi hatırlamam, bu senin geçen yıl getirdiğin sigara, yani babanın parası” sözünden ve zihniyetinden farkı ne ki? İnsanın kardeşi söylerse bunu elin Hollandalısı, İngilizi elin Bangladeşlisi için, Çinlisinin emeği için, söylemiş göz yaşını, alın terini hiçe saymış çok mu? Baba evladına “senin kardeşlerinden bir fazlalığın C’deki evin mi? Bir tavşan payı yaparsam o evi de alırım elinden” der mi? Artık oğlunun elinden başka nelerini aldı da “o evi de” diyorsa? Baba evladının ocağını söndürür, yuvasını yıkar mı? Tavşan payı yapmak ne demekse artık?

Ha, bu arada Face Book bana göre değil, onu da anladım, hoş zaten de tahmin etmiştim ya. İşte bir sıkıntım da bu: hem var, hem canımı sıkıyor: acayip bir ikilem. Yoksa tüm bu sıkıntılarım burcumun kahrından mıdır nedir? Kaygı bozukluğu mu? O zaten kesinlikle var, yok demedim hiç.

SU

Kirli su

Biliyorum, iğrenç bir görüntü. Yüzleşmek acıdır, acıtır. Sahip olduğumuz suyun kıymetini bilebilmek ve paylaşabilmek dileğiyle.

Son anda da olsa kurtardım. Geçtiğimiz ay bahsetmiştim, her ayın son cuması bir arkadaşımın yazısını yayınlayacaktım.

Bir zamanlar alt kattaki komşuların musluğu kapatmalarını beklerdik.  Çeşmeler bir türlü  kapanmazdı ki gece 12:00’den aşağı su beşinci kata çıksın. Hele de ertesi gün eğer sular kesilecekse evde ne kadar tencere, bidon, kap kaçak var, hepsi doldurulup sergilenirdi. Yine o günlerde bulaşık bir kabın içinde yıkanır durulamak için de su dolu iki kap kullanılırdı. Yani bir günün bulaşığı toplam üç tencere suda yıkanıp kaldırılırdı.

Hatta okul günlerinde sabah kalktığımızda su bulunmadığından elimizi yüzümüzü karla yıkadığımızı dün gibi hatırlarım. Hey gidi günler…  Benim için bunlar şimdilik geçmişte kaldı. Şimdilik diyorum çünkü yarınımızın garantisi yok. Dilerim Allah gördüğümüz günden geri koymaz hiç birimizi. Fakat 2013 yılında hala su bulamayan pek çok insan var dünyada. Bu nedenle içinde bulunduğumuz yaz günlerini ve yaklaşan Ramazan ayını da bir fırsat bilip su hakkında yazmak istedim.

İstanbul’un hiç bir kahrını çekmemiş gençlik şimdilerde hariçten gazel okuyor sanki. Neyse ki bu gençlerin arasından medar-ı  iftiharımız Elsa’lar da çıkıyor. Hamd olsun.

Ricam üzerine…

Aşağıdaki satırlar sevgili Elsa’nın kaleminden.

“Su ihtiyacım olduğunda musluğa gidip, çeşmeyi açıyorum. Bunu yaparken acaba su zararlı mıdır güvenli midir diye düşünmüyorum. Yaşadığınız yer Hollanda olduğunda bu sanki çok doğalmış gibi görünür. Çeşmeyi açarsınız ve temiz  içme suyu akar. Dünyanın diğer bazı bölgelerinde bırakın temiz içme suyunu, suya ulaşmak doğal olmaktan başka her şeydir.

Bütün bir  hayatın  başlangıcı…

Su hayatın başlangıcıdır, hatta susuz hiç bir şeyin var olması mümkün değildir. Hayvanlar, tabiat ve insanlar; hepsi suya bağımlı. Buna rağmen dünya genelinde su sıkıntısı ile karşı karşıyayız. Bu nedenle Islamic Relief suya ulaşımı gerçekleştirmeyi en  önemli projelerinden biri olarak görüyor. Bir ‘su ülkesinde’ yaşıyor olmamız temiz içme suyuna ulaşamayanlar için bize bir yükümlülük ve sorumluluk veriyor. Hollanda’da bulunan meyve ve gül gibi çeşitli ürünlerin gelişmekte olan ülkelerden geldiğini ve bu ürünleri yetiştirebilmek  için çok fazla suya ihtiyaç olduğunu çoğunlukla aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz. Yani bu ürünleri ithal ederek aslında virtüel olarak su ithal ediyoruz. Tabii sürülen her sefa ile birlikte bir sorumluluğun da olması gayet mantıklı.

Dünya çapında su kuyuları açarak bir anlamda ‘geri verme’, Islamic Relief’in, hayırseverleri sayesinde yerine getirebileceği bir sorumluluk. Suyu taşımakla yükümlü olanlar genelde kadınlar ve çocuklar. Bölgedeki bir kaç su kuyusunun var olması onların yaşamlarında köklü bir değişim meydana getirir. Böylece çocuklar bütün gün su taşımak zorunda kalmaz ve okullarına devam edebilirler. Toplumun genel sağlığı ve hijyen artar. Kadınlar su getirmek için her gün kuş uçmaz kervan geçmez yerlere gitmeyeceklerinden daha güvenli bir yaşam sürerler.

Elsa van de Loo

2010-2011 yılı BM Hollanda gençlik temsilcisi

Yine aynı yıllarda Islamic Relief’in Elçisi