BUZDOLABI İŞLEVİNİ YERİNE GETİRMEZSE

 2buzd

Başta Martha Stewart olmak üzere, hemen hemen her blogda vardı bu başlık: buzdolabında neler var? Neredeyse ben de katılacaktım bu silsileye, ancak bir türlü içime sinmemişti. Örnek almak farklıydı ama kelimenin tam anlamıyla aynısını yapmak güncel deyimle ‘copy-paste’ olurdu, ki bu benim tarzım değil. Farklı olmak lazımdı. Gelin görün ki en sonunda  yayınladım. :) Ama ne yayınlayış, ne buzdolabı.

Bundan bir kaç yıl evvel Birmingham’dan bir misafirim gelmişti: Jennifer. Ben buzdolabından bir şeyler alıyorum, koyuyorum: tabak, çanak, masa örtüsü vs. vs. Jennifer  bir durur iki durur, sonunda ‘it’s very strange’ der güleriz. Evet, gerçekten de garip bir durumdu. Anlatırım sonra başından beri olanı biteni. Buzdolabım bozulmuştu vaktiyle, tamiri çok pahalı olduğu için yaptıramamış, bir yıl sonra yeni bir dolap almıştım. Ancak ne var ki bunu da atmaya hiç elim varmıyordu. Bir çizik, en ufak bir pas dahi yoktu hiç bir yerinde. En iyisi bir kenara koyup dolap olarak kullanmalıydı. Üstelik derin dondurucu hala çalışıyordu.

Buzdolabı  da bir şey mi, derken bir zaman sonra alt taraftaki derin dondurucusu da bozulur. Bu kısım da ayrı bir hazine. Tüm kumaşları almasa da en azından önemli bir kısmı için emniyetli bir barınak olur. Yanı sıra değişik dikiş malzemelerini saklama dolabı vazifesini de üstlenir  uzun zaman.

1buzd

Yemek bloğu diye her zaman yemek olmaz ya buzdolabında, hem hamile olanlar var, onları da düşünmek lazım. 😉

SEFER TASI

Annemler tatilden döneli ve bana bir sefer tası getireli artık ofise sefer tasımla gidiyorum.

Oldukça şık bir sefer tası. Yemeğin yanı sıra aşure, keşkül ya da krema yaptığımda bir de sefer tasıma koyunca öğle yemeğimin üzerine kuş bile kondurabiliyorum.

Nasıl yetiştirildiysem artık, dışarıdan yemek yiyemiyorum. Alışkanlık edinmemişim. Aç kalırım, yine de dışarıdan bir şeyler alıp atıştırmayı beceremem. Benim zamanımda marketten salata filan alınmazdı. Hatta marketten alış veriş yapmak israftan sayılırdı. Daha da ötesi ben Türkiye’de yaşarken market de yoktu. Dışarıdan yemek yenmediği gibi öyle abur cubur da alınıp yenilmezdi. Devir geçim devriydi.

Amsterdam’a taşındıktan sonra yoğurt yine evde yapılmaya devam edildi. Ekmek, artık sağır sultan da biliyor ki, Türk mutfağında çok önemli bir yer teşkil ediyor. Hollanda ekmeğine alışıncaya kadar ekmek bir süre evde yapılmaya devam edildi. Sonra Türk ekmekçiler açıldı da nispeten her gün evde hamur yoğurmaktan kurtulduk. Meşrubat mı? O da limondan elde edilen limonata, vişne ve çilek şerbeti idi. Atıştırmalık? Duyamadım… Cips mi? Mısır patlatmaya ne dersiniz? İşte böyle geçti yıllar. Sonrasında bir market furyası başladı ki sormayın gitsin. Salata bile artık marketten alınır oldu.

Sonra ne oldu bilinmez. Devir yine ufak ufak değişmeye mi başladı ne?

Ofiste arkadaşlar mutlu mesut bakıyorlar sefer tasıma, biraz da merakla. Her gün bir başka maharet çıkıyor içinden.

Bu gün sefer tasımda neler mi var?

İşte buyurun…

Bulgur pilavı, salata ve yoğurtlu krema.