MUHAMMED ZEYD

İsim o kadar ağır ve heybetli ki, Muhammed Zeyd’in yazısına başlık atarken bebek diyemedim.

Hediye konusu biraz karışık. Anne tarafından ilk torun Muhammed Zeyd bebek. Baba tarafından oğlanın oğlu. Baba kalabalık bir ailenin son çocuğu. Annenin geçtim ailesinden amca, dayı hep burada. Arkadaş çevresini hiç saymıyorum bile. Üstelik de yolu uzun yıllardır gözlenmiş bir bebek. Varın neler alınmış olacağını siz düşünün. Altın takacak da benim halım yok. Hal böyle olunca bebişin kendisine hediye hazırlamak bana israf ötesi geldi. İki gün sonra küçülüp bir işe yaramayacak üstelik de “acaba kime versem de bu kadar kıyafetin yükünden kurtulsam” diye anneyi de gereksiz bir sıkıntıya koyacak el kadar kıyafetler yerine benim sepetim, yükün büyüğü ile uğraşan, acar anneye.

Bebeği bir vesile kılarak anne için bir etek diktim. Kırmızıyı çok sevdiğini bildiğim için etek allı güllü dallı kırmızı bir kumaştan. Daha önce kendime pembe bir masa örtüsü dikmiştim ya, aynı kumaştan bir örtülük daha vardı, diğerini de Kıymet’e hazırladım. Malum o bir blogcu. Yine görünce benim çok hoşuma giden ve onun da işine yarayacağını düşündüğüm bıçaklı bir peynir tahtası almıştım. Sepetimdeki geri kalan ıvır zıvır ise mutfağında uğraşmayı seven blogcu bir anne için olmazsa olmazlardan.

Zeyd aslında bu paketin kendisine hazırlanmadığını hissetmiş olacak ki, annesi paketin haberini vermesine rağmen beklendiği günden daha sonra geldi. O kendisinin bir vesile olduğunu sanki biliyordu, annesi de varsın bir kaç gün daha merak etsindi.

Hemen sol üstte gördüğünüz benim Zeyd’e yazdığım kart. Evet, biliyorum farklı, :) madem mesele düşünmüş olmak, hatırda kalmak… Bakınca yüzünüzde ekstra bir tebessüm oluşturması zaten farklı olduğu için değil midir? Ziyarete giderken unutulduğu için sonradan yazılıp posta kutusuna atıldı.

Sağ taraftaki fotoğrafta bebeğin doğduğunu haber veren, adresime postalanmış bir kart var. Yine aynı kareye sığdırdığım içerisinde lavanta olan anahtar figürlü magnet tebrik etmeye gittiğimizde verilen küçük hediyecik.

Tabii bir yemek blogu yazarı olarak elimizde atıştırmalık tabağı olmadan gidemezdik. Annem bir esmerim yapmış, tam ‘üzerine isminin baş harflerini yazsak mı diyecektim ki “kızım, kekin üzerine Hindistan cevizi ve fıstıktan baş harflerini yazı ver hadi” diyerek lafı ağzımdan alır.

Ben yazımı yayınlayana kadar Zeyd ilk yılını kutladı kutlayacak.

 

ZÜMRA BEBEK

Hediyesi doğduğundan beri yemek masamın üzerinde paketlenmiş duruyordu. Nihayet o gün bu günmüş. Bir yemek blogu sahibi olarak Zümra bebeğe hoş geldin demeye elimiz boş gidemezdik. Ziyaretimiz bir iş gününe rast geldiği için yapımı kolay fakat çok lezzetli bir kekle hoş geldin demeyi düşünmüş daha önce de yayınladığım tencere keki hazırlamıştım.

Fakat nasip işte, ‘hiç kimse kimsenin kısmetini yemezmiş’ der annem hep. Son anda randevumuzun değişmiş olması ve tencere kekinin nasiplilerinin kaderde başkaları olması kelimenin tam anlamıyla kazanın vuku bulmasıydı.

Buraya kadar olan satırlar geçen yıl yazılmıştı. Şimdi durum farklı.

Artık tutunarak yürüyordu Zümra. Bebek şekerinin üzerindeki tarihi görünce bir yaşında olduğunu fark ettim. Geçtiğimiz yıl Zümra için bir albüm paketlemiştim ya, hani bir  türlü randevulaşamamıştık annesiyle. Nasip kısmet bir yıl sonrasındaymış meğer. Aklıma gelince birden akşam paketimi açtım ve uzun zamandır yapmak istediğim gibi artık kumaşlardan bir kılıf diktim albüme.

Daha önce kendime bu tarz bir şal yapmıştım.

 

Esin kaynağım ise babamın yıllardır eskiyen adres defterine yeni kılıflar dikmesiydi. Kılıfı albüme her geçirdiğimde tekrar çıkartıp unuttuğum bir şeyi ilave ederken tamamen bittiğinde gece saat 12.00’yi geçiyordu. Tam yatmıştım ki içine yazmak istediğim şiiri yazmadığımı hatırladım. Amaaan, dedim. Bir kez daha o paketi açmayacaktım. Hele bilgisayarı hiç açmayacaktım. Nasıl olsa internet bağlantıları vardır, gittiğimde yazardım… Ne Zübeyde yabancım, elimizde büyüdü ne de ben aman aman protokolcüyüm. İyi ki de bu albümü hazırlamıştım. Bir yaşında olmasına rağmen, odasında da tüm eşyaları A’dan Z’ye diziliyken, hala albümü yokmuş meğer bizim Zümra’nın. Çok isabetli bir hediye oldu.

Bu defa atıştırmalık olarak hazırladığım ise bir iki yıl daha geçseydi eğer neredeyse Zümra’nın yapıp bize ikram edeceği kısır. Pek yakında yayında.

 

YÜSRA BEBEK

Dört aydan fazla olmuştu kartını yazıp hediyesini hazırlayalı. Ofiste başına bir iş gelmesine ramak kalmıştı. Nihayet bir kına gecesinde karşılaştık da geçtiğimiz hafta için randevulaşıp hoş geldin diyebildik iş arkadaşımızın bin bir badireyle dünyaya getirdiği bebişine. Allah analı babalı büyütsün. Mutluluklar versin. Amin.

Arkadaşlardan bir tanesi kıyafetler küçülecek diye endişe etmişti bir ara. Oysa bilmezdi ki ben hemen görüşemeyeceğimizi düşünerek bedenleri büyük tutmuştum. Annemle birlikte bebek görmeye gitmemiz gerektiğinde bazen kıyafetler küçüldüğü için ziyaretten vazgeçtiğimiz vakıadır. Üstelik bebeği tebrik etmeye gelen herkes küçük bebek kıyafeti getirince tüm paranın heder edildiğini düşünenlerdenim. Neyse ki benimle aynı düşünceyi paylaşan bir müdür bey var.

Pembe rengin ağırlıklı olduğu pek çok şeker kıyafetin yanı sıra bebek için yemek tabakları, anneye özel bir hediye, sonra yine annenin ister kahvesini ister sıcak sütünü içebileceği pembe bir kupayı içi kırmızı pötikareli bir sepetin içerisine yerleştirip şeffaf bir hediye paketi ambalajı kullanarak paketleyip tepesinden bir kurdele yardımıyla bağladık.

Bu da bebişin bize hediyesi.

Anne bize neler mi hazırlamıştı?

Buyurun.

Ortada gördüğünüzü (biz bütün tepsiyi bitirdik, malum iş çıkışı gitmiştik) annişimiz göz kararı yapıyormuş, benim için kabaca bir tarif verdi. Ben adını yufkalı harman börek koydum. Pek yakında tarifini vereceğim.