BİR İŞ GÜNÜ KAHVALTISI


Bugün pazar. Fakat ben çalışacağım. Kurban bayramı arifesindeyiz. Dolayısıyla işlerimiz çok yoğun. Sabahleyin hızlıca bir kahvaltı yaptım. Hazır aklıma gelmişken bir de fotoğraflayıp iki satır da yazayım da bir yayın olsun dedim.

Bir dilim kahverengi ekmek üzerine cömertçe sürülmüş pindakaas, yani yer fıstığı ezmesi, üzerine annemin yazın yaptığı kayısı reçeli ve üzerine- cimrice serpiştirilmiş- çocukluğumun vazgeçilmezlerinden çikolata parçacıkları, puur hagelslag.

Üzerine hafiften fıstık ezmesi sürülüp kapatılan ikinci bir dilim ekmek daha. Ve yanında tabii ki bir fincan filtreli kahve.

Bu da fotoğraf çekimi uğraşından bir görüntü.

Zaten fotoğraf çekme konusunda çok donanımlı değilim. Amsterdam perşembe gününden bu yana bir yağmur, fırtınadır gidiyor. Gerçi bu gün perşembeye nispeten oldukça iyiydi. Fakat hava yine de kapalı güneş hafiften göz kırpmaya çalışsa da kara bulutların bakışları daha bir gazaplı. Odada çektiğim fotoğraflara pek kulak asma. O sebepten fotoğrafı balkonumda çektim. Güzel de oldu hani.

KAR, KAHVE, KAHVALTILIK…

Ve en sonunda olanlar oldu…


Yazın Amsterdam için alışılmışın dışında, ortalığı kasıp kavuran sıcaklar aslında sert geçecek kışın habercisiydi. Ocak ayıyla birlikte kar bir yağdı, bir kalktı. Her defasında dua ettim ‘n’olur bu karın peşinden bir de don olmasın’ diye. Derken şubata girdik ve ilk güne gözümü açtığımda Amsterdam sanki duşunu almış ve kar bornozuna bürünmüştü. Ortalık bembeyaz fakat buna karşın güneş ışıl ışıl, gökyüzü mas mavi…

Olanlar oldu dedim ya, yani don oldu. Don güneşte eriyen kar suyuna erişince yerde eriyen kar kalkamadan buz tuttu. Eşşekten düşmüş karpuz gibi çatlayıp, parçalara ayrılarak dağılmadıysam da, tek parça olmakla birlikte üstüm başım çapıt gibi, kolumu kanadımı kımıldattıkça ıstıraptan yüzüm kırk kat oldu. Evet, evet bildiniz, daha sokağımı çıkmamıştım ki amman demeye kalmadan sağ tarafıma doğru öyle sert bir yatış yattım ki buzun üzerine hiç sormayın. Keyifli değildi bu kesin, yapışkan da değildi fakat ne hikmetse :( kalkmak için yaptığım her hamlede yine yattım. Ben senin uğruna yerlere serilmem, seni de zaten bana vermezler dedim bisiklet patikasına ve en sonunda doğrulup ayrıldım oradan. Etrafa baktım, millet o buzun üzerinde fildir fildir gidiyor hem de birbirini sollayarak. Bir de dönmüş bana “hanım efendi, iyi misiniz” diye hal hatır soruyorlar. Yahu de git yoluna şimdi serileceksin.

Zaten moralim bozuktu ya biliyordum ben bir şeyler olacağını. Şükür kırık çıkık yok. Her ne kadar kolumu kanadımı güç bela kımıldatabiliyorsaydım da işimi hiç ihmal etmedim. Her gün gittim geldim. Bundan bir kaç yıl evvel AMC’de toplantısına gitmek için yola çıkmış olmasına karşın geçirdiği feci bisiklet kazasıyla yine aynı akademi hastanesinin ilk yardımına kaldırılan arkadaşımın da bunda payı yok değil. O gün akşama kadar hastanede yatmasına rağmen tepeden tırnağa sızım sızım sızlayan eziklerine ve atlattığı beyin sarsıntısına aldırış etmeden ertesi gün kalkıp işinin başına geçtiğini anlatmıştı bana.

Moralim diyordum. Bunun peşinden mutfakta moralimi düzeltecek bir şeyler olmalıydı. Bulamadım. Zaten de her yanım sızı içindeydi ya ööyle geçti hafta sonları. Hafta ortası mı? Ona zaten kulak asma. En sonunda bu gün kalktım ve en azından bir kahvaltılık fotoğrafı çekeyim dedim.

Hurma, elma kakı, kuru kayısı, incir ve kurutulmuş erik. Bunlar benim hafta ortası sabah kahveme eşlik eden kahvaltılıklarım. Hem çok vitaminli, hem karın doyurucu.

Siz de deneyin! Afiyet olsun!