OMAR MUNIE FLAGSHIP STORE, DEN HAAG MÜZE GÜNÜ ve daha bir çoğu

 

Eylül hüzünlüdür, sonbaharın habercisidir de ondan mıdır, yoksa dünyaya geldiğim aydır da ondan mıdır bilemedim, ama bir hüznü vardır eylül’ün. Ölümü mü hatırlatır, ondan mı hüzünlüdür? Aslında her bir ölüm yeni bir hayattır; her bir ölüm bir başka dirilişin habercisi. Yoksa benim için bir doğuşu hatırlatır da onun için mi hüzünlüdür? Neyse, içinden çıkamadım.

 

Çanta meraklıları Omar’ı tanırlar, hani şu dünyaca ünlü çanta tasarımcısı, Somali asıllı Hollandalı çocuk. Hani şu Allah’ın ‘yürü kulum’ dediklerinden. Çocuk dediysem, ben tanıştığımda çocuktu şimdilerde yirmili yaşların son yıllarını yaşıyor. Bundan tam olarak üç yıl evvel tanışmıştık. O gün bu gün bir şekilde görüşürüz. Geçenlerde bir davetle karşılaşırım, tam da bundan yıllar yıllar evvel doğduğum güne denk gelen gün olunca bu davet, şeytanın bacağını kıramasam da şöyle bir çatlatayım dedim. Nicedir de gitmek istiyordum dükkanına bu vesileyle dükkanını da görmüş olurum hem.

 

Bir cumartesi sabahı için oldukça erken sayılan bir saate kameramı kaptığım gibi atlarım bisikletime ver elini tren istasyonu. Yaklaşık bir saat sonra Den Haag’tayım. Tam Türkçesiyle söylemem gerekirse La Hey (La Hague, Hollanda TBMM’sinin bulunduğu şehir). Başkent Amsterdam ama meclis La Hey’de. Bu şehre çeşitli vesilelerle pek çok defa gitmiştim. Ancak hep belli bir adreste belli bir binaya girip çıktığımdan şehirde pek çok farklı yere gitmiş olsam da anladım ki şehrin kendisini hiç görmemişin. Pek bir şaşırdım. Amsterdam’dan oldukça farklı. Otuz kırk katlı devasa binaların, binalarının arasında da geniş geniş caddelerinin olduğu buna rağmen tramvayları eski ve kırmızı deri koltuklu kocamanlar kocamanı bir merkeze sahip belde.

 

Omar beni elinde bir kavanoz çilekle kapıda karşıladı. Selamün aleykum dedim. Ve aleykum selam dedi ama bir de ‘ben seni pek çıkartamadım, pardon da’ edası vardı suratında. Neyse kendimi tanıttım, hoş beşten sonra kardeşleriyle ve diğer elemanlarıyla tanıştırdı. Ömer ve tüm ekip gelen tüm misafirlerle tek tek ilgileniyorlardı, gün boyu bu böyle devam etti.

 

Hep görmek istemiştim, sonunda gördüm, çanta ve yan ürünleri yanı sıra bizim Türkçesiyle ikindi çayı dediğimiz high tea konseptiyle arkadaşlarınızla vakit de geçirebiliyorsunuz. İsterseniz de kendi çanta tasarımınızı yapıyorsunuz. Bu çocuk işi biliyor.

 

Gün boyu çay kahve içip bol bol çilekli çikolata ve valrohna temelli el yapımı bonbon atıştırdım, sohbet ettim. Servis mükemmeldi. Derken oradan ayrılıp tüm Noordeinde caddesini dolaştım. Çok güzel tasarım ürünler satan dükkancıklar vardı, ateş pahası tabii. Bir ara dükkanın birinde hani şu meşhur bit pazarım var ya, işte oradan aldığım Japon kaseleri gördüm, ben kaça almıştım hatırlamıyorum, orada tanesi 6,95 idi. Derken önünde çiçekler bulunan açık bir kapıyla karşılaştım, daldım içeri. Antremsi ince bir sokaktan geçince darmadağın bir avlu çıktı karşıma, ve küçük bir çiçek dükkanı, önünde sohbet eden insanlar. Sormadan duramadım, çiçekler satılıkmış, fotoğraf çekmeme de izin verdiler. Kim görüyor burada adeta saklı dükkanı dedim. Bilenler geliyormuş, bir de kapıdaki çiçekleri görüp avluya dalan benim gibi herkes görüyormuş orayı. Broşür vermek istediler, Amsterdam’dan geldiğimi söyledim, olsunmuş her yere sipariş gönderiyorlarmış, üstelik Amsterdam’dan gelen ve aynı günde evlenecek olan iki Türk kız kardeşin tüm düğün çiçeklerini onlar hazırlamışlar. Görseniz kulübe gibi küçücük bir dükkan, kadın üst katında yaşıyor. Bayılıyorum şu Hollandalı çiçek dükkanlarına. Çiçekçi dediğin böyle olmalı. Fotoğraf çekimi ve sohbetten sonra ayrıldım.

 

16 numaralı tramvayla gittiğim Noordeinde caddesini baştan sona salına salına gezdikten sonra 11 numaralı tramvayla dönecektim. Fakat şehre ayak bastığım tren istasyonu ile (Den Haag Hollandse spoor) şehirden ayrıldığım tren istasyonları (Den Haag Centraal Station) birbirinden farklı.

 

Yine şehre ilk vardığımda tramvayla geçerken merkezdeki caddelerden birinde Simit Sarayı’nı görmüş ve pek bir sevinmiştim. Şehirden ayrılmadan bir simit yiyeyim dedim. Dükkanı açanların, emek verenlerin kendilerine de gelmiş- geçmişlerine de rahmet diledim. İyi ki varsınız! Gördüğüm bir kaç önemli eksiği web sitelerine girerek bildirdim, dilerim el atarlar.

 

Evime geldiğimde neredeyse akşam olmuştu, üstümü başımı temizleyip bir bardak kaynamış su aldım ve koltuğuma şöyle bir oturmuştum ki zil çaldı. Dokuzuncu kolordunun taarruzuna uğramıştım. Mutlu yıllar diyerek kapıdan girdiler, birinin elinde çiçek, diğerinde çikolata, diğerinde lahmacunlar bir diğeri hacdan gelen bir arkadaşın benim için getirdiği hediye ve bir kek kalıbı paketi… sahi siz/biz ne zamandan beri doğum günü kutluyoruz diye sormadan geçemedim. Bugünden beri, dedi bir tanesi. Duyan duymayana söylesin, onlar altı eylül iki bin on dört gününden itibaren artık doğum günü kutluyorlar.

 

Geçenlerde marketten tam ayrılırken birden çikolata düşmüştü aklıma. Bir zamanlar pinda rotsjes dediğimiz fıstıklı çikolatalar yerdik, uzun zaman oldu ondan bir alayım diyerek çikolata reyonuna daldım. Ne var ki bütün rafları tekrar tekrar tek tek dolaşmama rağmen bulamadım. Her defasında dediğim gibi kel kız gelin olurken çarsı pazar kapanırmış diyerek ayrılmıştım oradan. Tabii bundan kimseye söz etmedim. Tevafuk olacak ya abimin getirdiği çikolata paketinin içinden tam altı paket pinda rotsjes paketi çıktı. SubhanAllah! dedim.

 

Sadaka vermek önemlidir. Hazreti Ali’nin narla olan imtihanını bilirsiniz. Efendim vakıa şöyle gerçekleşir. Hani bir gün Hz. Fatıma (RA) iştahsız olmuştu da eşi canının ne istediğini sorduğunda o da  “Ya Ali, nar istiyorum” buyurmuştu ya. Hazreti Ali Efendimiz de kalkıp çarşıya gider borçla da olsa bir nar satın alır. Ancak evine gelirken yol kenarında bir ihtiyar hasta görüp elindeki tek narı ona vermişti. Yaşlı adam şifa bulur. Hazreti Fatıma validemiz de evinde şifa bulur. Hazreti Ali Efendimiz Fatıma (RA)’a utana sıkıla hadiseyi anlatınca eşi ona üzülmemesi gerektiğini söyler. O sırada kapı çalınır ve Hz. Salman elinde bir tabak narla (hatta tam olarak gelen narların sayısı ondur) karşılarında duruyordur.

ESMER FRENK/FRENK DE BRUNET


Anneme telefonda Esmer Frenk’ten bahsedince “kızım Frenk Hollandalı değil mi, o olsa olsa Sarışın Frenk olur, bari sarışın de sen şuna” dedi. Oysa Frenk benim elime geçmesin yeter ki ben onu evirir çeviririm, sonra o sarışını yaparım esmer. :)

Bundan yıllar evvel çalıştığım kurumda departman sorumlularından biri idi Frenk. Sinolog idi kendisi, uçaktan paraşütle atlardı. (Tabii paraşütsüz atlamak intihara teşebbüs olurdu). Önüm-arkam, sağım-solum hep Hollandalıydı, fakat kaç tane Hollandalı görmüştüm ki Çin dili ve edebiyatı okumuş olan. Bir tatil dönüşü tatilde yaptıklarını duyunca, hani Hollandalıların dediği gibi pek de kesit şeyler değildi yaptıkları “ailende var mı senin gibi başkaları da? diye sorduğumda ‘yok, ailemdeki tek deli benim’ demişti. Günün birinde bu delinin adının yapacağım pastaya isim olacağı hiç aklımdan dahi geçmemişti.

Ana malzeme

  • 2 kutu kırmızı, 1 kutu siyah Frenk üzümü

Pasta pandispanyası Malzeme ve yapılışı

  • 2 adet iri yumurta
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 1 çay bardağı şeker
  • 1 çay bardağı süt
  • 1 paket vanilya şekeri
  • ½ paket tereyağı (125 gr.)
  • 1 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  1. Öncelikle yumurta ve şekeri beyaz köpük oluncaya kadar mikserle çırpın.
  2. Sonrasında süt ve eritilmiş tereyağını da ilave edip çırpmaya devam edin.
  3. Elenmiş un, kabartma tozu ve kakao karışımını da ilave ettikten sonra bir iki karıştırıp yağlanmış ve parşömen kâğıdı yerleştirilmiş bir tepsiye döküp önceden ısıtılmış fırında aşağı yukarı 35 dakika kadar 180 derecede pişirin.
  4. Mutlaka kontrolünü yapıp fırından alın. Her fırının pişirme suresi değişik olacağından pandispanya ya da kek pişirme suresi dakikayla değil mutlaka bir bıçak batırılarak kontrolü yapılıp fırından alınmalı.

Çikolatalı ganaj Malzeme ve yapılışı

  • 3 paket %55 kakao oranlı sütsüz çikolata (450gr.)
  • 3 paket kaymak (750 ml)

Akşamdan 3 paket kaymağı bir taşım kaynatıp kırdığım çikolata parçalarının üzerine döküp bir müddet, yani çikolata parçaları eriyip kremam bir miktar koyulaşıncaya kadar, el mikseri ile karıştırdım. Ve tamamen soğuduktan sonra buzdolabına kaldırdım.

Pasta tabağı Zehra’nın, spatula Beyhan’ın hediyesi.

Beyaz pasta kreması  Malzeme ve yapılışı

  • 2 su bardağı süt
  • 4 yemek kaşığı şeker
  • 2 yemek kaşığı un (tepeleme)
  • 1 yemek kaşığı nişasta (tepeleme)
  • 1 yemek kaşığı vanilyalı şeker

——————————

  • 1 su bardağı yoğurttan elde edilmiş katık
  • 50 gr. oda sıcaklığında tereyağı
  1. Yukarıda çizgiye kadar belirtmiş olduğum bölümdeki tüm malzemeyi soğukken karıştırarak pişiriyoruz.
  2. Kaynadıktan sonra tencerenin altını kısarak bir kaç taşım daha pişirip ateşten alıyoruz.
  3. Soğuduktan sonra, ama tamamen soğuduktan sonra kremanın içerisine katık ve tereyağını (eritmeden, oda sıcaklığında ve parçalar halinde) ilave edip elektrikli bir el çırpıcısıyla (staafmixer) kremamız tamamen homojen bir hal alıncaya kadar çırpıyoruz.

Pasta inşası

  1. Pasta kekini keskin bir bıçak ve naylon iplik yardımıyla enlemesine 3 parçaya ayırın.
  2. Birinci kata çikolatalı ganaj yayıp üzerine akşamdan yıkayıp ayıklayarak bir süzeğe aldığınız Frenk üzümlerini serpin.
  3. Üzerine ikinci katı yerleştirip beyaz pasta kremi yayıp yine Frenk üzümlerini serpip üçüncü katı yerleştirin.
  4. En üst ve yanları çikolatalı ganajla kaplayıp tamamen soğuduktan sonra bir çay süzeği yardımıyla kakao serpip yine Frenk üzümleri ile süsleyin.

ŞUALE KREM HAMURUNDAN FRENK ÜZÜMLÜ ATIŞTIRMALIKLAR


Büyük bir özlemle kavuştuğumuz hafta sonu ne acı ki yine bir çırpıda kayıp gitti elimizden. Zaman hızla akıp geçiyor.

Bu günkü dersimiz şuale krem hamuru. :) Gelin şuna hepimizin de bildiği tulumba tatlısı hamuru diyelim fazla abartmadan. Tatlımızın tulumba tatlısıyla arasında bir fark var: yağ yerine fırında kızartıyorsunuz. Bir fark daha var: şerbete banmak yerine içine krema doldurup üzerine çikolata sürüyorsunuz. Hepsi bu. Neymiş? Abartmaya hiç gerek yokmuş! Fakat kim demiş herkes tulumba tatlısı yapabilir diye?

Aslında kocaman bir eclair yapacaktım. Taşıma sorunu olacağından kocamanından vazgeçtim. Fakat şekil konusunda çalışmam gerektiğinden ne eclair diyebiliyorum, ne de profiterol. En iyisi buna şuale krem hamurundan atıştırmalıklar diyelim.

“Endaze olmazsa el öğünmezmiş” der annem hep. Çok doğru. Malzeme yetersizliğinden istediğim şekle erişemedim. Hamuru ilk önce annemden aşırdığım krema torbasından sıkmaya çalıştım. Yırtık yerlerinden hamur taşıp çıktı. Sonunda pes edip o yırtık torbayı attım ve kaşıkla devam ettim. Fakat bir gerçek var ki o da şu: uzun aradan sonra ilk defa yapmama rağmen şıp diye oldu. Ne hamuru hazırlama aşamasında ne de pişirme aşamasında hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadım. Bir insanın eline pasta ancak bu kadar yakışabilir sanırım. Biraz fazla mı öğündüm ne? Estağfurullah diyelim de enaniyetimiz kabarmasın. Gerçi kendini beğenmek de önemli bir yere kadar. Siz hiç “kendimi çok beğeniyorum” diye intihar eden gördünüz mü? İnsan kendini belli bir sınıra kadar beğenmeli.

Önce mutfakta her zaman rehberim olan Leman Cılızoğlu’nun kitabını karıştırdım. Sonra youtube’da gezindim. Eclair hakkında Jamie ne demiş, Gordon ne yapmış diye. Bu konuda ikisinden de hayır yok. En sonunda aşağıdaki tarifimi denedim ve yukarıda da dediğim gibi şıp diye oldu.

Şuale krem hamurunda bir kaç önemli nokta var. Öncelikle hamur fırına gönderdikten sonra hacminin iki üç katı kabarmalı. Sonra hamur fırında çok iyi pişmeli, içinde ıslaklık kalmamalı. İçini kurutayım derken altı ve üstü yanmamalı. Bu arada hamuru fırına sürdükten sonra asla ve kata fırının kapağını açmıyorsunuz. Hamur kabarmış olsa bile içi kurumadıysa eğer dışarıdan gelen havanın etkisiyle pat diye çöküverir. Yani şuale krem hamuruna bir kek hassasiyeti gösterilecek. Ancak hamur kek hamurundan oldukça koyu hazırlanıyor.

Krema olarak bir gün önceden hazırladığım her zamanki kremamı kullandım. Yalnız bu defa kremayı pişirirken ilave ettiğim kardemomun yanı sıra katık ilave ederken biraz da limon kabuğu rendeledim.

Üzeri için beyaz çikolata ve Frenk üzümü kullandım. Ben Frenkistan’da yaşadığım için bahçemde bol bol Frenk üzümü yetişiyor. :) Renklendirme niyetine çilek, vişne gibi rengi yoğun olan elinizin altındaki her hangi bir meyve kullanılabilir. Başta Leyla olmak üzere hiçbir deli bunu kalkıp denemeyeceği için bununla ilgili nokta virgül tarif vermeye gerek görmedim. Hatta üzerine sadece pudra şekeri serpiştirilerek de yenilebilir.

Bütün en’leri bir arada yaşamak istiyorsanız eğer, buyurun: en basit, en görkemli, en çabuk, en lezzetli pasta hamuru hazırlamaya! Üstelik bu öyle bir hamur ki pişirdikten sonra yarısını derin dondurucuya kaldırıp istediğiniz başka bir zaman taze krema pişirerek bir tatlı atıştırmalık hazırlayabiliyorsunuz.

Malzeme

  • 1,5 su bardağı su
  • 100 gr. tereyağı
  • 1 fiske tuz
  • 1 fiske şeker
  • 1 su bardağı un
  • 4 irice yumurta

Yapılışı

  1. Su, tereyağı, tuz ve şekeri ufak bir tencereye alıp kaynamaya bırakın.
  2. Kaynadıktan sonra 1 su bardağı unu ilave edip çok çabuk bir şekilde çırpma teliyle karıştırın.
  3. Kısık ateşte bir kaşık yardımıyla dipten karıştırarak 10 dakika pişirdikten sonra ateşten alıp soğumaya bırakın.
  4. Yumurtaları birer birer kırarak yine bir kaşıkla pişirdiğiniz hamura yedirin. Hamurunuz kısmen koyu kısmen akıcı bir hal almalı. Yumurtanın büyüklüğü hamura ilave etmeniz gereken yumurta adedinde değişiklik meydana getirebilir.
  5. Hamurdan istediğiniz büyüklükte ister bir duy yardımıyla sıkarak isterseniz kaşıkla parşömen kağıdı serdiğiniz tepsinize aralıklarla yerleştirin.
  6. Önceden ısıtılmış fırında 200 derecede 25 dakika pişirin. Pişme süresi her zaman olduğu gibi herkesin fırınına ve hamur parçalarının büyüklüğüne göre farklılık gösterecektir.

 

MANTOLU YEŞİL ÖRDEK

Bu gün blogumun ikinci yılı doldu. Sessiz sedasız… yeni yaşımızdan saatler aldık yine. Bu vesile ile bir süre önce yaptığım adı ve tarzı bana ait olan mantolu yeşil ördeğimle selamlamak istedim herkesi. Nice yıllar diliyorum…

Hani pek anlamlı, pek hoş deyimlerimiz atasözlerimiz vardır ya: ‘güzelin uykudan kalkışı, çirkinin hamamdan çıkışı’ bunlardan sadece bir tanesi. Güzellik kişiden kişiye değişebilir, göreceli bir kavram. Fakat pek çok kimseyle bir konuda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum: çikolatanın güzelliği. Belki de görecesiz ender güzelliklerden bir tanesi çikolata. Sizin yeşilbaşlı gövel ördek de ister uykudan kalkmış, ister hamamdan çıkmış deyin, isterseniz varsın her ikisi birden olsun, çikolatayla birleşip kahverenginin farklı tonlarıyla arzı endam ediyor. Güzelliğine diyecek yok… Varın tadını siz tahayyül edin. Kahverengi ve yeşil kombinasyonu oldukça şık. Kremalarda kullandığım kakao oranları farklı olduğundan üç farklı tonda kahverengi elde etmiş oldum. Böylelikle yeşil katmanların arasına serilmiş olan farklı kahve renkleri pastama çok zarif pek bir ayrı hava katmış oldu.

Aşağıdaki kompozisyon gibi uzun uzadıya nokta virgül anlatıma bakıp da okumaktan vaz cayacaklar için kısa bir ön açıklama: pasta bir yeşil kek ve üç basit kremadan oluşuyor. Bunu belki bir denklemle daha kolay anlatabilirim.

Mantolu yeşil ördek = [Bir iş çıkışı akşam eve geldikten sonra pişirilip derin dondurucuya gönderilmiş kek]

+ [Akşamdan hazırlanmış biri basit+ikincisi çok basit iki krema]

+ [Ve pasta bina günü hazırlanmış manto krema]

Kekinizi horizontal katmanlara ayırırken kek ne kadar kalın olursa olsun efdal olanı birer cm olmak üzere üç parçaya ayırmaktır. Gerçi parçanın kaç tane olduğu önemli değil önemli olan kalınlığın bir cm’de kalması. Pastanın tepesi de düz olmalı ki üzerine sermek istediğiniz krema tüm yüzeyde eşit miktarda ve kalınlıkta kalsın.

Malzemeden çalmadım, çırpmadım. Akşamdan sağlamca bir temel atıp ertesi gün bu sağlam temel üzerine pastamı kat be kat inşa etmeye başladım. Birinci katın üzerine çikolatalı ganaj sürdüm. Üzerine ikinci kek katını yerleştirip mokka kremayı kalınca döküp sürdüm. Bunun üzerine üçüncü kek katını da yerleştirip her iki kremadan arta kalanları birbirine karıştırıp ince bir katman olarak pastamın çevresini ve üzerini bıçakla yalarcasına düzgünce sıvadım. Daha sonra manto sosu çırpıp tepeden ve ortadan başlayarak dökmeye başladım. Ve buzdolabına kaldırdım.

Vakit darlığından fotoğraf çekimi oldukça hızlı gerçekleşti. Bu bakımdan pastanın tamamen donmamış olması çekim aşaması için ufak bir şanssızlıktı. Fakat gerek tat gerekse görsellik muhteşem ötesiydi. Taze, belki yabancı bir beldedeyseniz emin olabileceğiniz katkısız, ya da ne bileyim yakınınızda bir pastacı yoksa eğer sıradan ev malzemeleriyle yapabileceğiniz bir pasta. Nokta virgül yapılması da gerekmiyor, üzerinde pek çok değişiklik yapılabilir, ilham alınabilir bir pasta.

Kek malzemesi

  • 3 adet yumurta
  • 1,5 su bardağı şeker
  • 3/4 su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı haşlanmış ıspanak* (250-300 gr. suyu süzülmüş ve mutfak robotundan geçmiş olacak)
  • 2 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 yemek kaşığı vanilyalı şeker

Yapılışı

  1. Öncelikle yumurtaları şekerle bir güzel çırpın.
  2. Üzerine sıvı yağı, haşlanmış ve mutfak robotundan geçmiş ıspanağı, un ve kabartma tozunu da ilave edip kek kıvamına gelinceye kadar çırpın.
  3. Yuvarlak bir tepsiye parşömen kağıdı açıp hafif yağlayın.
  4. Kek hamurunu döküp önceden ısıtılmış bir fırında 180 derecede 40 dakika pişirin.
  5. Kontrolünü yapıp fırından çıkartın ve soğumaya bırakın.
  6. Soğuduktan sonra kekinizi üç parçaya ayırın.
  7. Birinci kata çikolatalı ganaj, ikinci kata moka krema yerleştirip üçüncü katı da yerleştirdikten sonra pastanızı mantolayın.

*250-300 gr. ıspanağı güzelce yıkayıp (ıspanak yıkamak son derece önemli, yıkadığınız kabın dibinde kum kalmayıncaya dek 5-6 defa yıkamanız gerekiyor) çok az miktarda suyla 3-5 dakika kapağı kapalı tencerede haşlayıp hemen tel süzeğe aktarın. Suyu iyice süzüldükten sonra robottan geçirip şekerle çırpılan yumurtalara ilave edin.

Çikolatalı ganaj Malzeme ve yapılışı

  • 1 paket %55 kakao oranlı sütsüz çikolata (300gr.)
  • 2 paket kaymak (slagroom) (500ml)

Yine akşamdan 2 paket kaymağı bir taşım kaynatıp kırdığım çikolata parçalarının üzerine döküp bir müddet, yani çikolata parçaları eriyip kremam bir miktar koyulaşıncaya kadar, el mikseri ile karıştırdım. Ve tamamen soğuduktan sonra buzdolabına kaldırdım.

Mokka pasta ara kreması Malzeme ve yapılışı

  • 1 litre sütten bir fincan eksik
  • 8 yemek kaşığı şeker
  • 4 yemek kaşığı un (tepeleme)
  • 2 yemek kaşığı nişasta (tepeleme)
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 3 tane kardemom
  • 1 yemek kaşığı vanilyalı şeker
  • 1 fincan filtrelenmiş acı kahve (4 kaşık kahve)

——————————

  • ½ kg yoğurttan elde edilmiş katık
  • ½ paket oda sıcaklığında tereyağı (125 gr.)
  1. Kardemomların kabuklarını açıp bütün taneleri havanda döverek başlayalım.
  2. Yukarıda çizgiye kadar belirtmiş olduğum bölümdeki tüm malzemeyi soğukken karıştırarak pişiriyoruz.
  3. Kaynadıktan sonra tencerenin altını kısarak bir kaç taşım daha pişirip ateşten alıyoruz.
  4. Soğuduktan sonra, ama tamamen soğuduktan sonra kremanın içerisine katık ve tereyağını (eritmeden, oda sıcaklığında ve parçalar halinde) ilave edip elektrikli bir el çırpıcısıyla (staafmixer) kremamız tamamen homojen bir hal alıncaya kadar çırpıyoruz.

Dikkat edilmesi gereken önemli noktalar:

  • Kremada kullanacağımız katığı elde etmek için yarım kilogram Türk yoğurdunu kahve filtresinde bir gece süzdürmeniz yeterli olacaktır.
  • Kremanın tamamen soğuması özellikle yoğurdun kremanın sıcağıyla kesilmemesi için önemli.
  • Özellikle soğuk kış günlerinde dolaptan çıkan yağın kremayla hemhal olması güç olacak ve yağ parçalar halinde kalacaktır. (Tecrübeyle sabittir). Bu nedenle yağın vakitlice buzdolabından çıkartılıp yumuşamaya bırakılması gerekiyor.
  • Kremayı pişirirken orta ocakta ve açık ateşte pişirmek hem pişme süresini hızlandıracak hem de tencerenin dibine tutmasını engelleyecektir.
  • Mutlaka düzenli olarak ve dipten, kenarlarıyla birlikte karıştırarak pişirin.
  • Mokka kremayı da hazırladıktan sonra akşamdan buzdolabına kaldırdım.

Manto sos Malzeme ve yapılışı

  • 1 yemek kaşığı patates nişastası
  • 2 yemek kaşığı kondense edilmiş süt
  • 2 çay bardağı su
  • 1 çay bardağı kakao
  • 50gr. süt kreması  (200-250gr.lık paket slagroom)
  1. Tüm malzemeyi karıştırıp bir taşım kaynatarak ateşten alıp soğumaya bırakın. Soğuyup donması gerekmiyor. Ilıması yeterli olacaktır. Soğuk bir krema hem donmuş olacak hem de akışkan olamayacağından bununla mantolama yapmak mümkün değil. Krema sıcak olunca da pastayı sıvamış olduğunuz krema eriyeceğinden bu da ideal değil. Dolayısıyla manto sos kreması soğuk ile sıcak arasında olacak. Uzun lafın kısası soğuğa yakın ılık fakat donmuş da değil.
  2. Pastayı inşa etmeden önce kremayı pişirip bir kenara bıraktım. Tüm teferruat, çalan telefon ve kapı zilleriyle birlikte pastamı inşa etmem aşağı yukarı bir saatimi aldı. Bu arada krema da soğumuştu.
  3. Pastanın üzerine dökmeden bir kaç defa bıçaklı el mikseriyle (staafmixer) çırpıp, akıtmaya elverişli bir kaba aktararak pastanın tam ortasından başlayarak üzerine boca etmek en uygun yöntem bana göre.

Tecrübe ve bilgi paylaşımı:

  • Çemberli pasta tepsim olmadığı için ben kekimi normal yuvarlak bir fırın tepsisine döküp pişirdim. Soğuduktan sonra pasta için bir tabak büyüklüğünde, 27 cm. çapında, kekin ortasından yuvarlak bir parça ayırdım. Ve derin dondurucuya gönderdim. Malum ancak ofisten geldikten sonra bir şeyler yapıyorum. Ya da hafta sonuna kalıyor.
  • Keki enlemesine parçalara ayırırken bir bıçak ve naylon iplikten yardım aldım. (bunu yıllar evvel annemden öğrenmiştim). Önce bıçak yardımıyla keke çepe çevre bir çizik attım. Sonra kestiğim bölgeye naylon ipliği yerleştirerek iki ucunu birleştirip bir düğüm atıp iki ucu ters istikamette çektim. Böylelikle kekin her yeri eşit olarak bir cm. kalınlığında kesilmiş oldu.
  • Bir bilgi daha paylaşmak istiyorum: pasta üst yüzeyinin düz olması için kekin alt kısmını pastanın üst yüzeyi olarak kullanmak gerekiyor.
  • Daha önce hazırladığım ganajda %76 kakao oranlı acı çikolata kullanmış ve memnun kalmamıştım. Tadan herkes ağız birliği ile çok acı olduğunu ifade edince bu kez %55 kakao oranlı acı (bitter) çikolata kullanmaya karar verdim.

ÇİKOLATALI KAYMAK

 1 

Öncelikle manevi bir yükselişin ifadesi olan Miraç Kandilinizi tebrik ediyor,  hayırlar getirmesini diliyorum. Amin. Bloğum açısından bu Miraç kandili pek çok hayırlar getirdi bana.

 2

Bugün pazar…benim dinlenme (!) günüm. Yine hışım çıktı. Pek bir yoruldum.

Dun gece saat 2.00’ye kadar dikiş dikmeme rağmen nispeten sabahleyin bayağı bir erken kalktım diyebilirim. Neden mi? Annemler gelecek, ortalığı toplayayım, düzenli bir ev nasıl olur göstereyim, iyi örnek olayım diye. Tam çamaşırları toplamıştım ki aklıma geldi. Uzun zaman yapmak istiyordum.  Bir türlü fırsat olmamıştı.

Bir paket kaymakla şu dolapta uzun zamandır duran bir paket bitter çikolatayı birleştirirsem nasıl bir tat çıkacak ortaya diye öööyle merak ediyordum. Sanıyorum bir kaç yıl evvel böyle bir şey yapmış mıydım ne?  Çikolataları kaymakla karıştırmadan önce parçaladım. Sonra keskin bir bıçak yardımıyla bu parçacıkların okudum canlarını.

Bahsettiğim kaymağa gelince: marketlerin süt reyonunda bulunur. Üzerinde sadece bir kaç günlük olan son kullanma tarihi yazar. İşte o kaymak bu kaymak.

Sonra geçtim dikiş atölyeme, hani annemler gelecekler ya, ben de tüm dağınıklıkları topluyorum ya, dikmekte olduklarımı bitirip kaldırmazsam ev tam olarak toplanmış sayılmazdı. Diktim de diktim. Haa bu arada bir de ütü yaptım. Bugün pek bir hamarattım canım.  Yazıları Word dokuman olarak yazdıktan sonra Türkçe karakterleri düzenlemek için her harfi ilk yazımda tek tek sembol olarak yapıştırmıştım. Takdir edersiniz ki canım su olmuştu. Bu böyle olmazdı. Bunun kolay bir yöntemi vardı. Hani basıyordunuz bir tuşa yazdığınız metin Türkçe karakterlerle veriliyordu ya. İşte onu bir türlü ayarlayamamıştım. Kardeşim bugün onu halletti de ben de bir kaç yazı yayınladım. (Yine el yordamıyla düzeltiyorum gerçi, ama buna da şükür, elhamdülillah).  Yazılarımı düzenleyip yayınladım. Haa epey bir de fotoğraf çektim. (Yayınlayamadım bakmayın, ama ona da bir çözüm buldum. Haftaya inşallah). Fotoğraf deyip de geçmeyin. Fotoğraf çekmeye başlamadan önce bir ön hazırlık yapmam gerekiyor. En basitinden kullanacağım kumaşı ütülemek gibi bir hazırlık. Sonrasında yaptığım ise evlere şenlik. Tam fotoğraf çekmiştim ki bir damla çikolatalı kaymak damlamasın mı kumaşa. Bu kumaşların hepsini ömür boyu saklamayacağıma göre… Yani ya bir şeyler dikerek kendim kullanacağım ya da bir arkadaşıma hediye edeceğime göre, amman leke tutmasın diye bir de kumaş yıkamam gerekti.

Neyse ben konuyu fazla dağıtmadan fincanda yenen çikolatalı kaymak tarifimi vereyim. Ben en çok sevdiğim esperesso fincanlarıma koydum bu kaymağı. Siz isterseniz Türk fincanına da koyabilirsiniz.

Malzeme:

1 paket 200ml’lik kaymak (slagroom)

1 paket 75 gr’lık verkade bitter çikolata

Yapılışı:

  • Kaymağı bir tencereye boşaltıyoruz.
  • Kaynayınca ateşten alıp doğranmış çikolataları atıyoruz içine.
  • mixer dediğimiz karıştırıcıyla kaymak ve çikolata bir birine karışıncaya dek çırpıyoruz. (yaklaşık 30 saniye, hadi taş çatlasın 1 dakika)
  • Ve hemen küçük fincanlara boşaltıyoruz.
  • Soğuduktan sonra duruma göre, buzdolabı ya da derin dondurucuya gönderiyoruz.

P.s. Bu arada annemler çamura yattılar. Bugün gelmediler. Onlar da bir türlü evlerini toplayamamışlar sanırım. :)