MERCİMEK CIYIKLAMASI

 P1120022

Hani geçen yapmaktan son anda vazgeçmiştim ya, işte bu yemek o yemek. Yemek mi çorba mı tam emin değilim yine. Biraz koyuca. Bir öğününüzü sadece mercimek cıyıklaması ve yanında kırılmış soğan ve ekmekle geçiriyorsanız aslında bayağı zenginsinizdir. İçinde soğan var, salça var, mercimek var, bulgur var, hatta et bile var. Kahverengi mercimek çok vitaminli ve bir o kadar da lezzetlidir.

İsterseniz etsiz de yapabilirsiniz. Bu durumda biraz sıvı yağ ile soğanı kavurup salçasını çalmanız gerekiyor. Bizim bu gün hazırladığımız mercimek cıyıklaması etli versiyonu.

İnternet üzerinden aradım taradım, mercimek cıyıklaması tarifi var mıydı, acaba biri benden önce yayınlamış mıydı? İsim olarak geçiyor, hep de Kahramanmaraş ve Afşin’le ilişkilendirilmiş. Tam bir memleket yemeği yani. Fakat tarif göremedim, sadece memleket yemekleri arasında adı geçiyor.

P1120016   P1120017

Yıllar evvel anneme sormuştum, neden mercimek cıyıklaması diye? Annem de kökenin cıvık kelimesinden gelebileceğini içinde mercimek ve bulgur olduğunu ancak pilav olmadığını yani suluca bir yemek olduğundan muhtemelen böyle bir adı olduğunu anlatmıştı. Zavallı annem, ne çok soru sormuşum böyle. Annem hiç bir zaman hiç bir soruma offf git başımdan şeklinde karşılık vermemiştir. O hep anlatır da anlatır, siz aydınlanırsınız. Hadi iyisiniz, sizi de kattım yazıma.

P1120018   P1120019

Mercimek cıyıklamasının yanında soğan yenir. Yufka ekmeğiniz varsa soğan dürüm yapılır. Eğer ekmek yemeyecekseniz de cıyıklamanın üzerine doğranır soğan. İlk defa duyuyordum, babama göre eğer misafir geleceğinden ötürü soğan yenmeyecekse mercimek cıyıklamasının yanına beyaz peynir yenirmiş.

P1120023

Malzeme

  • 100 -150 gr kuşbaşı et (opsiyonel)
  • 1 adet soğan
  • 2 yemek kaşığı salça
  • Tuz, kırmızı biber arzuya göre
  • 1 su bardağı kahverengi mercimek
  • 1/3 su bardağı iri bulgur
  • Yeterince kaynamış su

Yapılışı

  1. Öncelikle eti yanmayan bir tavaya koyup kısık ateşte sulanmasını sağladıktan sonra orta ya da açık ateşte bıraktığı suyu çekinceye kadar kavurun.
  2. Daha sonra bir miktar sıvı yağ ilavesiyle ince ince doğradığınız soğanı da ilave ederek soğan kavruluncaya kadar kavurun. Bu aşamada tuzunu atabilirsiniz.
  3. Sulu yemek olduğu için fazla bibere gerek yok. Fakat acı seviyorsanız bir miktar kırmızı biberde bir sakınca yok.
  4. Soğan da kavrulduktan sonra salçasını da kavurun.
  5. Kahverengi mercimeği seçip bir tel süzek yardımıyla yıkayın.
  6. Tencereye ilave edip üzerini 4-5 parmak geçinceye kadar su ilave edin.
  7. Tencerede aşağı yukarı 45 dakikada mercimekler pişecektir. Ancak siz enerjiden tasarruf etmek isterseniz düdüklü tencere de kullanabilirsiniz. Böylelikle mercimeğin pişme süresini 5 dakikaya indirmiş olacaksınız.
  8. Mercimek piştikten sonra bulgurunu da ilave edip bulgur pişinceye kadar, normal tencere için yazacak olursak aşağı yukarı 15 dakika kadar bulgur da pişince ocaktan alabilirsiniz.

P1120024  P1120020  P1120026  P1120025

Babam bir kaç kere mercimek cıyıklaması çok güzel olmuş ellerinize sağlık dedi ancak, bu kez de çorba kaselerimi beğenmedi. Sonra bir kepçe daha yemek istedi, kepçeyi eline aldığı gibi acayip bir şekilde bakmaya başladı. Ne oldu diye sordum. Bu kepçenin yarısı nerde, niye yamuk dedi. Ben bakakaldım. Annem onun bir tasarım olduğunu anlatmaya çalıştıysa da bir gülme krizini engelleyemedi.

Biz mercimek cıyıklamamızı afiyetle yedikten sonra misafirimiz geldi. Hani geçen misafirimin ağırlığından bahsetmiştim ya, işte bugünkü misafirlerim daha da bir ağır, çünkü birisi annemin diğeri de babamın arkadaşı. İki kişi olunca ağırlık da nispeten artıyor tabii. Kamil abi eskiden Amerikan otelinden enstantaneler anlatırdı. Tabii ki de konuya o girmez hep biz sorardık. Özellikle de ben. Sanat dünyasından, mafya dünyasından, bilim dünyasından tanımadığı görmediği bilmediği beynelmilel adam yoktu. Aslında çok ortak bir dilimiz de yoktu kendisiyle. O abimle İngilizce konuşur ben de Fransız kalırdım.

P1120031

Bu kez konumuz Amerikan oteli değildi. Fakat Kamil abimizle her zaman konuşacak bir konu mutlaka vardır. Hoş sohbettir. Evet bildiniz bu kez konu Aksaray. Hani Niğde’nin kazası olan Aksaray mı? Kamil abim öyle bir bakış baktı ki bana.

-Aksaray vilayet, il, il.

-Pardon ya, Kamil abi, coğrafyam çok kötüdür. Topografimi hiç sorma zaten. Hay Allah ne zaman il oldu ya Aksaray?

Efendim Aksaray zaten 1933’e kadar ildir. Sonra belediye başkanının karısıyla valinin karısı mI ne kavga ederler. Derken kavga büyür devlet erkanı da karışınca tam bir devlet meselesi haline gelir ve bizim il olur ilçe. Bu arada aklıma geldi Türkçedeki -çe ekini bilir misiniz? Hani Hollandacadaki küçültme eki olan -tje, -je (okunuşu çı ya da yı) var ya işte onun Türkçe versiyonu. Örneğin ay, Ayça, küçük ay anlamına gelen kız ismi. İşte onun gibi il ilçe, bu ek sonuna geldiği ismi küçültüyor. Hollandaca deriz ya, huis- huisje (ev, evcik), işte öyle.

Gelin görün ki Aksaray her bir bakımdan gerek nüfusu, gerek toprağı ve gerekse gelişmişliği açısından bağlandığı ufak Niğde ilinden hep daha büyüktür. Bu adeta Aksaraylılar için bir onur meselesi haline dönüşür. Ancak neylersiniz ki cezalıdırlar. Ve yapılan tüm girişimlere rağmen bir türlü eski statülerine kavuşamazlar.

Derken rahmetli Özal gelir. Yıl 1989. 56 yıl sonra eski hakkını iade eder de Aksaray tekrar vilayet olur ve Aksaraylılar bir rahat uyku uyurlar.

Aksaray hep yabancılarla doludur. Çinliler, Hollandalılar ve Türkçe konuşan zenciler. Ve doğal olarak Türkçe bilmeyen yabancılar. Kamil abi yolda giderken ikide bir İngilizce sorulara cevap vermek durumunda kalır, rehberlik, tercümanlık yapar. Yani aslında çok ulusluluk bakımından Amerikan oteli günlerini aramayacaktır.

Çinliler neden var ki? Onlar tuz gölünde bir çalışma yaparlarmış. Aksaray’da tuz gölü mü var?

-(Kamil abi tuhaf tuhaf bakar)

-Ya ne bilim ben, dedim ya topografim de kötü diye.

-Peki Hollandalılar niye var?

-Çünkü büyük bir bisiklet firmasının fabrikası oradadır.

-Ne yani, şu bindiğimiz bisikletler Türkiye’den mi geliyor?

-Evettt.

Derken yengem atılır. Vroom & Dreesman’ın, M&S Mode’nın ürünleri de orada dikilir. Peki ya işçiler, onların durumları iyi mi bari? Nerdeee, işçilerin sosyal hakları pek de iyi değildir aslında. Kısacası yapılan kâra göre maaşları ve yaşam şartları öyle çok da iç açıcı değildir. Bunun adı moderin sömürgeciliktir, daha önce de yazmıştım. Fakat ne hikmet insanlar sürekli dışarıdan yemek yerler. Yurdumun halleri. Bizimkiler de buradan alışık oldukları için dikkatlerini çeker. Öğrencisinden öğretmenine kimse evde bir azık hazırlayıp işine okuluna gitmez.

P1120029  P1120037

Ha ikramlıklarım mı? Yengeme dedim ki telefonda “bir kek yapcam, mutlaka bekliyorum”. Yanında bir de börek yaptım. Ha bir de salata yapayım böreğin yanına iyi gider diye düşündüm, ancak ne var ki salatayı getirmeyi unuturum. Sağ olsun annem hatırlatır da yakayı kurtarırım.

Gelirken yengem bana Fas pankeki getirir. Hani şu bir yukarıdaki fotoğrafta üzerinde kırmızı saplı bıçak duran tabaktakiler. Bir gün de bunu yapıp yayınlamak isterim. Şimdiye dek hiç yapmadım. Bunu annemle ertesi gün kahvaltıda yiyecektik. Bu arada eskileri yad ederiz. Bundan yıllar evvel benim ilk misafirlerimden biri küçük oğulları M. idi. Hatta fotoğrafı bile var. Yıllar ne çabuk geçti öyle.

Uzun bir süredir bir narım vardı. Gündüzden onu ayıklayıp buzdolabına gönderdim. Daha sonra servis yaptığım kaselerde üzerine birer kaşık yoğurt ilavesiyle ikram ettim.

P1120036

Eğer Şemsi yengemin nazarı değmediyse benimki değdi. Kahvaltıdan sonra lavabonun içine koyduğum güzelim tabağım düşmemiş, çakılmamış ve üzerine bir şey düşmemişken kırılıverir. Çok şaşırır tabağı elime alıp anneme gelirim.

P1120042  P1120055

-Anne bu tabağı benimle paylaşır mısın?

-Ekmek paylaşıldığını duydum da tabağı nasıl paylaşacağız?

-Bak anne, işte böyle. :)

Sen misin charity’den üç kuruşa güzelim bir tabak aldım diye sevinen, al sana tabak, al sana sevinç. Ama hakkını yememek lazım. Bir tabak kırılacaksa eğer tam da böyle kırılmalı, ortadan ikiye. Hiç bir yerinde başka hiç bir eksik parça ve çatlak olmaksızın tam ortadan ikiye. Böylelikle iki parçayı da kullanabilirim. Bir tabağı isteseniz böyle ayırmanın mümkünatı yok. Nasıl oldu bu gerçekten anlamadım.

P1120028  P1120039

Anneme derim ki lütfen bulaşıklarıma dokunma, ben birazdan yıkıcam. Yatağıma uzanırım, annişim kitap okur. Geçenlerde ben okurken sesli oku da ben de dinleyeyim demişti. Bu kez okuyucu o, sesli okur. Bir müddet sonra bakar ki benden ses seda yok. Usulca mutfağıma girer. Gece kalktığımda mutfağımın halini görünce bir lamba cininin evde dolaştığını anlamam geç olmadı. Sabah kalkınca bir serzenişte bulundum, hani dokunmayacaktın? “N’apim usul böyle, anneler çocuklarını kitap okuyarak uyuturlar, sonra da usulca işlerinin başına geçerler.”

P1120038  P1120040

Geçen de demiştim “Türk erkeği çiçek almayı bilmez diyenler hele beri gelsinler” diye. Kapıda misafirlerimi karşılarken benim elime bir demet çiçek tutuşturan Kamil abimdi. Şemsi yengem almış olabilir, ben onu bilmem, ama bana çiçek Kamil abimin elinden verildi. Ben bunu bilir, bunu yazarım.

ERİŞTE ÇORBASI (MERCİMEKLİ)

  P1110641

Yine bir memleket klasiğiyle devam ediyorum. Aslında planda mercimek cıyıklaması yapmak vardı ama yemekte dibine yakma olunca annem o bulgur, bu bulgur olmaz dedi. Bu sebepten erişte çorbasına döndük. Bizde erişte çorbası kahverengi mercimekle yapılıyor.

P1110632

Malzeme

  • 200 gr. Kuşbaşı et (100 g. da olabilir, etsiz de olabilir)
  • 2 yemek kaşığı domates salçası
  • 3-4 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 1/2 su bardağı kahverengi mercimek
  • 1 su bardağı erişte
  • 6 su bardağı su
  • Yeteri kadar tuz

Yapılışı

  1. Eti ocağa koyup biraz sıvı yağ ile kapağını kapatarak suyunu bırakmasını bekleyin.
  2. Bu arada mercimeği seçip içinde bulabildiğiniz taşları çeri çöpü alıyorsunuz.
  3. Et suyunu çektikten sonra üzerine suyunu ve mercimeğini ilave edip kaynamaya bırakın. Kapağını yarı açık koymayı unutmayın.
  4. Mercimek piştikten sonra eriştesini ilave edin ve erişte yumuşayıncaya kadar yine pişirin.
  5. Bir kaç kaşık yağ ile salçayı kavurup üzerine dökün. Bir dakika sonra çorbanız hazır.

P1110634P1110635

Salçayı eti kavurduktan sonra da birlikte kavurup üzerine suyunu ilave edebilirsiniz. Ancak bu şekilde mercimeğin kaynama süresince rengini vereceğinden salçanın kırmızı rengi kaybolur. Renkten taviz vermek istemiyorsanız salçayı çorba tamamen piştikten sonra kavurup üzerine dökerek bir kaç taşım kaynatmanız yeterli.

Erişte çorbasına soğan konmuyor, yani annem öyle diyor.

MÜJGAN TEYZEDEN HİNDİLİ ÇORBA

  P1080091

Bakmayın tatildeyim ama fırsat bu fırsat deyip ara ara mutfağa girmeyi ihmal etmiyorum. Müjgan teyzemden tüyoları kaptım. Oldukça pratik ve lezzetli bir çorba.

Limonu sıktığımız zaman kabuğunu çöpe atmayıp bulaşık makinesine koyuyoruz, bulaşıklarımız daha parlak ve güzel oluyormuş. Teyzelerim öyle söylediler. Makine kullanmadığım için ben deneyimlemedim. Ne var ki Boracık bu çorbadan hiç hoşlanmadı. Amaaaa salçalı, soğanlı bulgur pilavını hapur hupur yemişti yer cücesi.

P1080073P1080076 P1080077P1080078 P1080079P1080080

Malzeme

  • Bir adet soğan
  • 2 adet defne yaprağı
  • 1 adet havuç
  • 1 parça zencefil

İle hindi boyun eti haşlanır hem de böylece çorbanın suyu elde edilmiş olur.

  • Haşlanmış hindi boyun eti
  • Un
  • 2 diş sarımsak
  • 1 adet yumurtanın sarısı
  • 1/2 limon suyu
  • Yeteri kadar elde ettiğimiz hindi suyu.

Tabii yemek yaparken aralarda her daim kahvemiz, tatlılarımız ve özellikle Hatay’dan gelen yöresel enfes kurabiyelerimiz, sevgili Sultan’ın tazecik nefis portakallı keki eksik olmuyor. Yerken görselliğe de önem veriyoruz: doğu- batı sentezi :)

P1080083P1080084

 Yapılışı

  1. Etleri didikleyip tere yağı ile çevir
  2. Üzerine suyu ilave et.
  3. Soğuk suda 4 kaşık un eritip süzekten geçir.
  4. Çorba kaynamaya başlayınca süzekten geçirdiğin unu ilave edip kaynayıncaya kadar karıştırarak pişir.
  5. 2 diş sarımsak dövüp at.
  6. Meyanesini de ilave et. (limon suyu ve yumurtanın sarısını çırparak hazırlanır meyane)
  7. Çorba kaynarken bir kaşık zeytin yağı ilave edilir.

 

KABAK ÇORBASI/ POMPOEN SOEP

Soğuk kış günlerinde içimizi ısıtacak çorbalar sofraların baş tacıdır. Bununla birlikte yazın yakılan fırın hiç çekilmezken soğuk kış günlerinde fırını yakmak bir keyfe hatta sobası olmayanlar için bir zarurete bile dönüşebilir. Bugün ben bir taşla iki kuş vurdum ve fırında kabak çorbası yaptım.

Şüphesiz Türk mutfağının muhteşem çorbaları var. Fakat uzun zamandır Hollandalıların geleneksel çorbaları olarak bildiğim kabak çorbası yapmak istiyorum. Aslında pek çorbacı değilimdir. Sabahleyin kahvaltımdan önce fırınladığım kabak ve arkadaşlarının akşam ofisten çıktıktan sonra canını okuyup içme derdindeyim. Bunu büyük bir iştiyakla ofiste RJ’ye anlatınca, ‘o kadar da geleneksel değil biz yılda sadece bir kere yerdik’ dedi. Hollandalılar özellikle Sint Maarten döneminde içini oyarak fener yaptıkları kabağın oydukları içini de çorba yaparlarmış.

İlk yaptığımda küçük bir kabağın yarısından yapmıştım bir tencere çorba oldu. Oldukça bereketli. Kalabalık meclisler için ideal. İkinci yapışımda sadece bir kişilik yapmak istedim. Yine fazla oldu. Aşağıda vereceğim tarif 4 kaselik.

Malzeme

  • 2 küçük dilim kabak
  • 1 adet soğan
  • 1 adet domates
  • 1 adet küçük kırmızı dolmalık biber
  • 1 adet yeşil sivri biber
  • Yeteri kadar zeytinyağı
  • Yeteri kadar tuz
  • 3 su bardağı su

Üzeri için

  • 2-3 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 yemek kaşığı nane

Ya da peynirli ve soğanlı fırın cipsi

Yapılışı

  1. Öncelikle tüm sebzeleri yıkayıp gelişi güzel büyük parçalar halinde doğrayıp bir fırın tepsisi üzerinde zeytinyağı ve tuzla harmanlayıp 15 dakika yüksek ısı ve ızgara ayarında kızartarak fırınlayın. (Biberlerin çekirdeklerini ayıklayıp yıkamayı unutmayın).
  2. Sonra tüm sebzeleri bir tencereye alıp üzerine 2-3 bardak kaynamış su ilave edin.
  3. Staaf mixer dediğimiz elektrikli el çırpıcısıyla tüm sebzeler ezilinceye kadar çırpın. Eğer böyle bir çırpıcınız yoksa sorun değil, bir tel süzgeçten geçirerek de sebzeleri ezebilirsiniz.

Not:

  • Kabak dilimlerinin büyük ya da küçük oluşu çorbanın koyuluğunda önemli etken teşkil edecektir.
  • Su ilave etmeye önce 2 bardakla başlayıp, daha fazla gerekirse yavaş yavaş su ilave ederek istediğiniz kıvama gelinceye kadar açabilirsiniz.
  • İsteğinize göre üzerine tereyağında erittiğiniz nane gezdirebilirsiniz.Ben üzerine % 70 daha az yağlı fırınlanmış soğan/peynir cipsinin kırıklarından serpiştirdim kasenin birine.

MERCİMEK ÇORBASI

2

Blog dünyasında kafeteryam ve ben bir yılı geride bırakırken, ilk yılımızı geride bırakıp ikinci yıldan saatler aldığımız bu gün, yani 30 haziran, için ne şekerli tarifler yapıp yayınlamayı planlamış olmama rağmen kısmet mercimek çorbasındaymış. Dilerim önümüzdeki yıl dönümlerine nice tatlı-çikolatalı tarifler nasip olur.

3a

Hollandalı bir iş arkadaşım hazır çorba almış, odasına geçerken bana göstermişti. Akşam yemeğinde Türk mercimek çorbası içeceklermiş. Sanırım yanında da Türk pidesi vardı. Ben de makbul olan mercimek çorbasının evde yapılmış olması gerektiğini, esas mercimek çorbasının bu olduğunu ve hazır çorbalarda envai çeşit katkı maddeleri bulunduğunu anlatınca. ‘Çok iş, muhtemelen’ şeklinde karşılık vermişti. Ben: “5 dakika, sadece 5 dakika” dedikten sonra bunun düdüklü tencereyle mümkün olduğunu ve bir gün gelmek isterse kendisine yapıp gösterebileceğimi söylemiştim. O da kabul etmişti.

1

İncecik doğranıp yıkanmış hafif tuzlu soğan çocukluğumdan beri mercimek çorbasının yanında yediğimiz bir vazgeçilmez.

Bir kaç ay evvel, hani biz birlikte mercimek çorbası yapacaktık ya diyerek, bana kibarca hatırlattı. ‘Hay hay randevulaşalım o halde bir gün’ dememe rağmen yine de kesin bir randevu yapamamıştık. Derken yine geçti aradan üç beş hafta. Sonrasında ben bisiklet elimde bir gün düşüverdim nasıl olduğunu bile anlayamadan … Sonra ben yine düştüm, hem de bu kez bisikletle birlikte ve buzun üstüne. Oram buram yamuldu, üstüm başım çapıt gibiydi hani yazmıştım. Peşinden ben mide enfeksiyonu virüsü kapmıştım, hani onu da yazmıştım. Bir süre sonra bizim mercimek çorbası yine aklıma düştü, ajandalarımızı açtık ve F.’nin sözleriyle yazmam gerekirse ‘Hollanda adetlerince’ datum prikken yaptık. Peşinden araya bir şeyler girdi ve bu randevuyu iptal etmek durumunda kaldım. Bir sonraki randevumuzu F. iptal etmişti. Sanırım böylece ikimizde randevu iptal etme hakkımızı kullanmıştık. Sonrasında n’olur n’olmaz düşüncesiyle bir müddet randevu yapmaya cesaret edemedik. Hatta korktum, böyle giderse evdeki mercimek de kurtlanacak diye. Bu arada hiç vaktimiz yok ya buluşup bir çorba kaynatmaya… O tatile gitti… Ben tatile gittim. Hatta bu arada F. Bir Türk arkadaşından aldığı tarifle kendi kendine mercimek çorbası yapmıştı bile evinde. (Fakat ben ille de bir kere nasıl yapıldığını görmesini istedim ısrarla).* Derken geçen hafta yine aklıma düştü araya bir de yaz tatili girerse bizim çorba hepten güme gidecekti. Jet hızıyla ajandamı alıp F.nin yanına attım kendimi. Ajandalarımıza notlarımızı alıp araya bir şey girmemesi için dua ettik. Hazır o gelmişken yine Hollandalı olan R. de gelsindi. Esas kızla anlaştıktan sonra artık gerisi kolaydı. Eksik olmasın R. de gelebilecekti.

Ve nihayet yaklaşık 8 ay sonra işte bugün o gün.

Mercimek çorbası pişirmenin pek çok versiyonu vardır. Bizim aşağıda verdiğimiz mercimek çorbası tarifimiz bu alternatiflerden sadece bir tanesi. Malzeme listemiz uzun gelebilir. Fakat gerçekten uzun bir liste değil. Sebzeler, içinde hiçbir katkı maddesi ve naneden başka baharatı olmayan, çorbamızın lezzetini getiriyor. İki farklı yağ kullanmak istemezseniz tek bir çeşit yağ da kullanabilirsiniz. Tercih sizin.

Malzeme

  • 1 su bardağı kırmızı mercimek
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 yemek kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 adet domates (varsa)
  • 1 adet soğan
  • 1 adet havuç
  • 1 adet patates
  • Yeteri kadar tuz
  • Yeteri kadar su

Üzeri için

  • 2-3 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 yemek kaşığı nane

Yapılışı

  1. Öncelikle unu hem tereyağı hem de zeytinyağı ilavesiyle bir kaç dakika karıştırarak pembeleştirip peşinden salçamızı da ekleyip bir kaç karıştırarak kavurduk.
  2. Peşinden seçip yıkadığımız mercimeği, soyup yıkayıp kabaca bir kaç parçaya böldüğümüz soğan, havuç ve patatesi de ilave edip şöyle bir karıştırdık.
  3. Üzerine 5 bardak su ilave ettikten sonra düdüklü tencerenin kapağını kapatıp kaynama noktasından sonra 5 dakika pişirdik. (biz kaynama işlemini hızlandırmak için kaynamış su kullandık. İsterseniz soğuk su da kullanabilirsiniz).
  4. Düdüklü tenceremiz kapağını açabileceğimiz soğukluğa eriştikten sonra, tencerenin kapağını açıp gerekli su ilavesini yaparak staafmixer dediğimiz bıçaklı el çırpıcısıyla bir güzel sebzelerin ve haşlanmış, kendinden geçmiş mercimeklerin canını okuduk. Bu arada atmayı unuttuğumuz tuzumuzu da ilave ettik.
  5. Çorbamız iki dakika kadar kaynayıp hallolunca ateşten aldık.
  6. Bir tavada bolca :) tereyağımızı karıştırarak eritip içine nane attık. Bir kaç kere naneyi tereyağı içinde karıştırıp kavurduktan sonra çorbamızın üzerine ilave edip bir güzel karıştırdık.

8 ay kadar, ha yaptık ha yapacağız diye yolunu gözlediğimiz mercimek çorbamız 15 dakika içerisinde hazırlanmış ve masamızda yerini almıştı.

*İyi ki de istemişim. Mercimeğin seçilmesi gerektiğini sonrasında yıkanması gerektiğini de böylece uygulayarak öğrenmiş oldu. Hatta soğanı da soyduktan sonra soğuk su ile yıkaması gerektiğini de dilerim zihninin bir köşesine not etti.