ŞEKER PARE


Böyle lezzetli bir şeker pare için tüm kelimeler kifayetsiz. Doğrudan tarifime geçiyorum.

Malzemeler

  • 3 adet iri yumurta (birisinin sarısı üstü için ayrılacak)
  • 1 paket tereyağı (soğuk ve küp küp doğranmış)
  • ½ paket pudra şekeri (125 gr)
  • 1 su bardağı irmik (mümkünse iri irmik, un inceliğinde toz irmik değil)
  • 3 su bardağı un
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu

Şurubu için

  • 3 su bardağı şeker
  • 4 su bardağı su
  • Bir kaç damla limon

Üzeri için

Fındık ya da badem

Yapılışı

  1. Öncelikle ölçülü şeker ve suyu bir tencere aktarıp kaynama noktasına gelince altını kısarak, fakat kaynama noktasında kalması kaydıyla 15 dakika kaynatıp, inmesine yakın bir kaç damla limon sıkın, (bir dilim limonla da kaynatabilirsiniz şurubu).
  2. Diğer tarafta mutfak robotunun haznesine tüm malzemeyi ilave edip hamur birbirini tutuncaya dek karıştırın.
  3. Daha sonra unladığınız tezgaha aktarıp hamuru toparlayın. Oklavayla bir cm kalınlığında açıp bir kalıp ya da kapak yardımıyla kesin.
  4. Daha sonra tepsiye dizip üzerine yumurta sarısı surun ve birer fındık ya da badem yerleştirin. (bu fındık ya da badem seker pare pişerken kabaracağı için bir parça içine bastırılmalı).
  5. Önceden ısıtılmış fırında ve 180 derecede altı ve ustu kızarıncaya kadar pişirin.
  6. Fırından çıktıktan sonra şurubu üzerine dökün.

Ek bilgi:

  • Tepsiyi yağlamanıza gerek yok, hamurunuz zaten yağlı bir hamur.
  • Ben en büyük yuvarlak fırın tepsime koyuyorum, aynı tepside de şurubunu döküyorum üzerine.
  • Şeker pare yuvarlaklarını keserken bir kapak kullandım. Kesme işleminde kullanacağınız nesnenin hamura yapışmaması için arada una batırmanız yeterli olacaktır.
  • Kenarlardan ve aralardan artan hamur parçalarını toparlayıp tekrar kullanmayı unutmuyorsunuz tabi.

KURBAN BAYRAMI DÖRDÜNCÜ GÜN


Bu gün kurban bayramının dördüncü günü. Annemle birlikte hafta sonu gelecek misafirlerimize aşure yaptık. Bu kez aşureyi yarım ölçü yaptık. Malzemelerin bir kısmını bir gün önceden, diğer bir kısmını da ondan bir gün önce hazırlayıp anneme gönderince, ofisten çıkınca annemin vakitlice pişirmiş olduğu yarmayla diğer tüm malzemeleri karıştırıp servis yapmak sadece yarım saatimi aldı.

Aşure yapımı için bkz: tatlı: 12-1-2010

AŞURE

Aralık ayına henüz girmemiştik. Düşünüp, taşınmış, aşure tarifimi paylaşmak için uygun bir vakit olduğuna karar vermiştim. Online dünyada yılın ilk aşure tarifi benim olsun istemiştim. Hatta yazımı da kısmen hazırlamıştım. Fakat gelin görün ki bunların hiç biri olmadı. Araya bir TR tatili girdi. İyi ki de girdi, şikayetçi değilim. 2009’u devirdik, hatta 2010 Ocak’ını da yarıladık. 1431’in Muharrem’i de geldi geçti. Biraz tez canlıyım tamam, ama yine de büyüklerimizden öğrenmişim ya hiç aklımdan çıkmamış: ‘geç olsun da, güç olmasın!’

Bilgisayarımda taa eskilerden kalma yemek başlığı altında bir dosyada buldum bu tarifi. Aradan tamı tamına bir 20 yıl geçmiş. Belli ki ben o gün bu gün bu yemek işiyle kafayı bozmuşum. O tarihlerde belki pek çoğunuz dünyada yoktu, yada henüz emekliyor yada hala sütünüzü biberondan içiyordunuz. Belki kiminiz Cin Ali okuyordu… Hatta kimi alfabeyi henüz öğreniyor yazı defterine dikey, yatay ve yamuk çizgiler çiziyordu. Tabii kimileri de başka bir diyarda ‘Miep kamt haar haar’ mısralarını okuyordu. Benim ilk yemek kitabım Leman Cılızoğlu’nun Türk Mutfağından Seçme Yemekler kitabıydı. Bu aşure tarifinin kökeni de o kitaba dayanıyor. Tabii ben yıllardır bu tarifi uygularken ve deneyim edinirken Leman hanımın tarifinden bayağı bir saptığımı düşünüyorum. Diğer bir deyimle bu aşure tam benim damak tadıma göre.

Kayda değer bir nokta da şu ki, aşureyi kesinlikle ağzıma koymam diyen insanlar bile bu aşureyi yedikten sonra evlerinde aşure tenceresi kaynatmaya başlıyorlar. Mutfak konusunda oldukça deneyimli olanların sorusu ise, aşureye süt mü koyduğumla ilgili. Benim bu soruyu yöneltenlere verdiğim cevap hep aynı. “Yoo, hayır, aşureye süt koymam”. Ha, bir soru daha var “aşureyi pirinçten mi yapıyorsun, yarma kullanmıyor musun” şeklinde bir soru. Hayır, aşureyi pirinçten yapmıyorum, aksine yarmayla yapıyorum. Fakat aşurenin helmeli olması için devede kulak misali pirinci de var.

Aşureyle ilgili pek çok hatıram var. İstanbul’da Muharrem ayı boyunca her komşudan ayrı ayrı, hatta kimilerinden tencereyi andıran aile boyu büyük taslarda, her gün bir başka aşure gelirdi. Ne muhteşem tatlardı onlar. Benim keyifle yediğim ilk aşure ise annemin İstanbul’daki dayısı rahmetli Osman dayının evinde yediğim aşureydi. Osman dayımız askerdi. O asker konuşması yok muydu, her zaman dikkatimi çekmiştir. :)  Bir gün bize gelip anneme  “kızım,… hazırlan!… yengenler… oturmaya… gelecekler!…” demişti de, annem sadece beni esas duruşa geçirmemiş, bütün apartman seferber olmuştu. Sanki dokuzuncu kolordu ma-aile gelecek ve yapılan denetimden sonra sanki birilerinin kaderi değiştirilecekti. Oysa biz ki ihtilali bizzat yaşamıştık, hem de İstanbul’da. Biz ihtilal dönemi çocuğu annem de ihtilal dönemi geliniydi. O dönemler çocuk da, gelin de olmak zordu. Yani uzun lafın kısası biz annemle neleri göğüslememiştik ki? Derken hummalı bir hazırlık evresinden sonra ertesi gün dokuzuncu kolorduya taş çıkartacak bir grubu ağırlamıştık. Fakat şunu iyi hatırlıyorum operasyon başarıyla sonuçlanmış, karşılıklı yüzlerde bir memnuniyet ifadesi vardı. Ve hatta önyargısından mıdır nedir daha sonra bölükbaşı, yapılan hazırlığın farkında olmuş olacak ki mahcubiyetini bile dile getirmiş ve bir daha böyle bir kalabalıkla asla gelmeyeceğini belirtmişti. J Aradan yıllar geçti, bir devran döndü… Hatıralar… Hatıralar…

Komşularda, eşe-dosta pişirdiğim aşureleri saymazsak sadece bir kaç defa dernekler için, annemin de asistanlığıyla aşure pişirdim diyebilirim. Ha bir de çeşitli vesilelerle benim pişirdiğim aşure yendikten sonra telefonuma “muhteşem”, “ellerine sağlık” şeklinde mesaj gönderilmesi de ayrıca keyif vermiş, yüzümde bir tebessüm oluşturmuştur her daim.

Aşure’ye ait bir kaç notu da aşağıda paylaşmak istedim.*

Tavsiye

Tüm malzemeleri bir gün önceden hazırladığımızdan yola çıkarsak (gerçi bu sefer benim cihetimde bu böyle gerçekleşmedi ya, neyse) geriye aşureyi pişireceğimiz gün sadece malzemeleri sırasıyla pişirmek ve birbirine karıştırmak kalıyor. Dolayısıyla aşure pişirmek abartıldığı kadar zor değil. Aksine oldukça basit. Ön hazırlıkları saymaz ve aşure yapımını üç güne yayarsak toplam sadece bir saat içerisinde pişirip servis yapılması imkan dahilindedir, tecrübeyle sabittir.

Bu tariften küçük çorba kaselerinde aşağı yukarı 25 tane aşure çıkıyor. Konu-komşu, eş-dost herkese bol bol yeter.

…ve nihayet…

AŞURE TARİFİ

Malzeme

  • 2 su bardağı dövülmüş aşurelik buğday (dövme, yarma)
  • ½ su bardağı nohut (ben bir kavanoz haşlanmış konserve kullanıyorum)
  • 1/3 su bardağı kuru fasulye (idem dito)
  • 3-4 su bardağı toz seker (damak tadınıza göre)
  • 1 çay bardağı pirinç (pilavlık olandan değil, dolma için kullanılan pirinç)
  • 1 su bardağı çekirdeksiz sarı üzüm (sarı/siyah üzüm yarı yarıya kullanılırsa daha güzel olur renk bakımından)
  • 2 avuç kuru kayısı
  • 3-4 adet yeşil ekşi elma
  • 10-15 karanfil (tane)
  • 5 adet kardemom
  • Çam fıstığı
  • Badem/fındık (kavrulmuş olacak)
  • Hindistan cevizi
  • 2 avuç cranberry
  • Tarçın

Yapılışı

1.    Yarmayı, fasulyeyi, nohudu ve üzümü ayıklayıp-yıkayıp ayrı kaplarda akşamdan ıslamaya bırakın.

2.    Aşureyi pişireceğiniz zaman yarmayı ve pirinci 15 bardak suyla büyükçe bir (düdüklü) tencereye koyun.

3.    Kaynamaya başlarken üzerinde biriken köpüğü bir kaşıkla alıp 5-6 tane karanfil ve kabuklarını soyup havanda dövdüğünüz kardemomları atıp kapağını kapatın.

4.    Bir yandan da fasulyeyi, nohudu ayrı kaplarda yumuşayıncaya kadar haşlayın.

5.    Yarmayı düdüklü tencerede 1,5 saat (yoksa ağır ateşte karıştırmaksızın aralıksız olarak kaynatmak suretiyle, taneleri kaybolacak derecede ezilinceye kadar 4-5 saat) pişirin. (kesinlikle düdüklü tencere kullanmanızı öneririm).

6.    Düdüklünün kapağını açtıktan sonra 10 bardak su ilave ederek (aşağı yukarı yarım saat) taneler ezilinceye kadar pişirin. Tencerenin dibine tutmaması için ara sıra karıştırılabilir. Bu arada karanfil tanelerini almayı unutmayın.

7.    Fındık büyüklüğünde doğranmış elmaları da atıp elmalar yumuşayıncaya kadar pişirdikten sonra nohudu, fasulyeyi ve en son şekeri atın.

8.    Bir kaç taşım da bunlarla kaynatıp, fındık büyüklüğünde doğranmış kayısıyı, üzümü ve dolmalık fıstığı (çam fıstığı) atıp ateşten alın.

9.    Kâselere koyup biraz yüzü tutunca üzerine tarçın, Hindistan cevizi serpip, dövülmüş fındık/badem (kese müsaitse ikişer avuç tane olarak aşurenin içine de atılabilir), çam fıstığı, varsa kuş üzümü ile süsleyin. Ben cranberry kullanmayı yeğliyorum.

Sıcak veya tatlı olarak soğuk yenebilir. Amsterdam bembeyaz bir örtüye büründü son haftalar. Hatta bugün havanın dondurucu soğuğundan akşamüzeri yollar buzla kaplanmıştı. Bu soğuklarda her ne kadar hafta sonu annemleri akşama kadar bekletmiş de olsam akşam ayazında iki kase kaynar aşure muhteşemdi.

ÖNEMLİ

N’olur malzeme listesinin kalabalıklığına bakıp da kafanızı karıştırmayın. Tüm muhtevayı tek tek yazınca gayri ihtiyari liste uzuyor. Fakat unutmayın

  • 2 esas malzeme (yarma ve şeker),
  • 3 ek malzeme (fasulye, nohut, pirinç),
  • Gerisi de olmazsa olmaz malzeme

Şeklinde malzeme listesini üç ana gruba ayırırsak, zihninizin ne kadar da rahatladığını fark edeceksiniz eminim.

Not

1.    Aşurenin renginin bozulmaması için yarmayı ıslatmadan önce 10-15 defa bol suyla iyice yıkamalıdır.

2.    Yarmanın kolay pişmesini sağlamak için kireçsiz su tercih edilmelidir.

3.    Yarma kaynarken su ilave etmek gerekirse (ki mutlaka gerekiyor, madde 6’da 10 bardak yazmıştım daha fazla veya az olabilir, ölçü aşurenin un çorbası kıvamından hafif suluca bir kıvama gelmesidir) kaynar su koymalıdır.

4.    Fasulye ve nohudun piştiği sular mutlaka süzülüp yarma tenceresine atılmadan önce yıkanmalı, boşta kalan kabukları varsa alınmalıdır.

5.    Fındık yerine ceviz kullanmanızı kesinlikle tavsiye etmem.

6.    Yapılışı başlığı altında madde 9’da kese müsaitse içine fındık fıstık da atabilirsiniz demiştim. Eğer böyle bir niyetiniz varsa, mutlaka tuzsuz ve kavrulmuş olacak bu fındık, fıstıklar. Şekerle birlikte bunları da atabilirsiniz. Yumuşamalarını beklemenize gerek yok.

7.    Pişme süresini kısaltmak için elmaları ayrı bir tencerede biraz suyla pişirerek şekeri ilave ederken bu pişmiş elmaları da aşure tenceresine ilave edebilirsiniz.

Aşure adındaki tatlıyı benim Hollanda’da tanıdığım Faslılar, Mısırlılar, bilmiyorlar. Sanıyorum Suudi Arabistan’da da yok böyle bir yemek, yada tatlı. Iraklı bir iş arkadaşımın söylediğine göre Irak’taki Şii’ler bir tür aş yapıyorlarmış.

*Aşurenin kökeniyle ilgili özet bir paylaşım

Âşûrâ’nın menşei hakkında kaynakların belirttiği birkaç görüş var. Bunlardan en sahih olanı Âşûrâ’nın Hz. Nuh’tan itibaren bütün Sami dinlerde mevcut olan ve cahiliye devri Arapları arasında da Hz. İbrahim’den beri önemli görülüp oruç tutulan bir gündür. Bu görüş Hz. Âişe ile Abdullah bin Ömer’in rivayetlerine dayanır. Âişe’nin rivayeti şöyledir: “Âşûrâ Kureyş’in cahiliye devrinde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna riayet ediyordu. Medine’ye hicret edince bu oruca devam ettirmiş ve başkalarına de emretmişti. Fakat ramazan orucu farz kılınınca kendisi âşûrâ gününde oruç tutmayı bırakmış, bundan sonra müslümanlardan dileyen bu günde oruç tutmuş dileyen tutmamıştır”. Abdullah bin Ömer’in aynı konudaki rivayeti de şöyledir: “Âşûrâ Cahiliye devri insanlarının oruç tuttuğu bir gündü. Fakat ramazan orucu farz kılınınca Resulullah’a âşûrâ konusu sorulmuş O da, ‘âşûrâ Allahın günlerinden bir gündür, dileyen bu günde oruç tutsun, dileyen tutmasın’ buyurmuştur”. Bu iki rivayetten âşûrâ’nın cahiliye devri Araplarınca önemli olduğu açıkça anlaşılmakta. Hatta Hz. Âişe’nin âşûrâ gününde Kâbe örtülerinin değiştirildiğini anlatan diğer bir rivayeti de bunu desteklemektedir. Hz. Musa ile İsrailoğulları’nın firavunun elinden âşûrâ günü kurtulduğunu ve Hz. Nuh’un gemisinin Cûdi dağına aynı gün oturduğunu söyleyen Yahudileri Hz. peygamberin tekzip etmemesi hatta ‘biz Musa’ya sizden daha layığız’ diyerek bu günde oruç tutulmasını emretmesi âşûrânın Nuh’tan itibaren semavi dinlerde önemli bir yer işgal ettiğine işaret etmektedir.

Âşûrâ’da oruç tutmanın fazileti konusunda sahih hadislerin bulunmasına karşılık o gün yıkanmak, süslenmek, bayramlaşmak, hububat karışımı aş (aşure) pişirmek gibi fiiller hakkında sahih bir rivayete rastlanmamıştır.

Âşûrâ’nın İslam tarihinde siyasi bir yönü de vardır. Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de

(1 Ekim 680) Kerbela’da şehit edilmesinden sonra Şia için bu tarih önem kazanmış ve Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü olmuştur.

Müslüman Türklerin dini halk geleneğinde önemli bir yer tutan âşûrâ aynı zamanda, muharremin onuncu günü başlamak üzere daha sonraki günlerde de özel merasimlerle pişirilip dağıtılan tatlıya (aşure) ad olmuştur. Çok eskiden beri devam eden aşure aşı Osmanlılar döneminde de sarayda da pişirilirdi.

* Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt IV, s. 24-26, İstanbul 1991.

KURU KAYISI TATLISI

Bugün akşam bir arkadaşım yemeğe gelecekti. Maalesef haber bile vermeden gelmedi. Ben onu aradım. “Sana akşam mesaj göndermiştim onu almadın mı?” diye sordu. Meğer telefon numaramı yanlış kayıt etmiş. Bahsedilen mesajdan haberim dahi olmamıştı. Hayat işte oluyor böyle. Üstelik daha dün görüşmüştük ve “yarın geliyorsun değil mi? Bir aksilik yok değil mi?” diye üzerine basarak sormuştum. Bir de Hollandalıların randevularına çok sadık olduğunu söylerler. Hava! Ya da istisnalar kaideyi bozmaz mı desek? Sanıyorum bunlar hep benim büyük konuşmalarımdan geliyor başıma. İlk gençlik yıllarımdı, arkadaşları kazık attığı için annemlerin sofraları hazırlanıp hazırlanıp öyle kalırdı. Moralimiz bozulurdu. Hani bir de biraz özeniyorsunuz ya… Aman misafirim gelecek sofram düzenli, uyumlu olsun diye… “Yaa, ne arkadaşlarınız var böyle” diye eseflenirdim anneme. İşte şimdi benim başıma geliyor. Hatta bu durumla oldukça sık karşılaşıyorum desem abartmış olmam.

Ama yine de hakkını yememek lazım. Kuru kayısı tatlısının bugün yapılmasının ve yayınlanmasının en büyük sebebi yemeğe gelmeyen arkadaşım. “Acaba ne tatlısı yapsam, kız diyette” diye düşünürken dolabımı açıp şöyle bir bakmıştım. Ve uzun zamandır bir türlü kullanamadığım kuru kayısılar gözüme ilişmişti. “Tamam” demiştim. “Kayısı tatlısı”. Hamur tatlılarına oranla nispeten daha zararsız. Ya da diyet dostu bir tatlı da diyebilirim.

Dün akşam ben bulaşıklarımı yıkayana kadar kayısılar da geniş bir kapta bol suyun içinde biraz tozunu toprağını saldı. Sonra yine soğuk suyla bir güzel yıkayıp küçük bir tencereye aldım. Üzerine de bir bardak su ve iki kaşık kahverengi şeker ilave ettim. Ertesi akşama kadar zavallıcıklar ööyle bekleştiler.

Bugün ofisten eve gelene kadar “olsun hayat bu, hiç moralimi bozmayacağım, olur böyle şeyler, ben tatlımı yapıp yiyeceğim” şeklinde  telkinler verdim kendime. Hani işe de yaradı. Yemeği sipariş vermiştim zaten, bir kaç ilave yapacaktım. İlaveleri çıkarttım programdan. Gelir gelmez, çakıldaklı ayran eşliğinde yemeğimi yedim. Sonra geçtim mutfağa kısık ateşte kayısılar suyu çekip şerbet koyulaşıncaya kadar piştiler. Yine dolapta bulduğum bademleri bir tepsiye boşaltıp 3-5 dakika kadar 150 derecede fırının ızgara ayarında beklettim. Bademler fırında kavrulurken n’olur – n’olmaz, bademcikler yanmasın diye de başlarında bekledim tabii. Kayısı tatlımı soğuduktan sonra tabağa boşaltınca da fırından çıkartıp hemen sıcakken robottan geçirdiğim bademleri üzerine serpiştirdim ve bademler biraz sertleşinceye kadar bekledim. Ehm…, sonrasında afiyetle yedim.

Malzeme

  • 1 su bardağı dolusu kuru kayısı
  • 1 su bardağı su
  • 2 yemek kaşığı kahverengi toz şeker
  • 2-3 avuç badem

Yapılışı

  1. Biraz suda bekletip bütün tozunu toprağını yıkadığımız kayısıları akşamdan bir bardak su ve iki kaşık şekerle ıslatmaya bırakıyoruz.
  2. Ertesi gün kısık ateşte kayısılar suyu çekinceye kadar pişiriyoruz.
  3. Ateşten alıp soğuduktan sonra servis tabağına transferini yapıp üzerine kavrulmuş ve mutfak robotundan geçmiş bademleri serpiştiriyoruz.

KÜNEFE

Evvelki gün babam künefe yapmasaydı eğer kafeteryamın açılışını maalesef otlarla yapacaktım.

Bizim evde künefenin ustası babamdır. Bir gün Helal Lokma’dayım, alış verişte. Çalışanlardan bir tanesi diğerine beni göstererek ‘şu bayanın babası geçen söyle yaparım künefeyi  böyle yaparım künefeyi  diye anlattı da anlattı, söz verdi, bana da getirecekti. Hala bekliyorum’ dedi. Ben de ‘bir gün de babamla ilgili şikayet duymasam, söyleyim de getirsinler madem söz verdiler’ deyip kurtuldum oradan. Neredeyse rehin alacaklar sandım.  Sonra anneme sordum bu konunun aslı astarı nedir diye. Meğer babam Helal Lokmadan künefe yapmak için (taze) kadayıf alırken künefeyi ne kadar güzel yaptığını ballandıra ballandıra anlatmış. Ve belki kendisi farkında değil söz verdi, yada çalışan yanlış hatırlıyor, hani olur ya komşuda pişer bize de düşer deyiminden yola çıktıysa, o künefeden kendisine de otomatikman geleceğini zannetti… Haa taze dediysem yani vakumlu paketlerde, pişmemiş kadayıf demek istedim. İstanbul’da yaşayanlar çok şanslı. Ben şehrinizin kıymetini bilin derim. Başka da bir şey demeden geçeyim künefenin tarifine.

Fakat şunu da eklemeden geçemicem tarife: bu oldukça pratik bir künefe tarifidir. Benden söylemesi.

Malzeme

  • ½ paket kadayıf
  • 100 gr. tereyağı
  • 200-250 gr. tuzsuz peynir

Şurubu için

  • 2 su bardağı şeker
  • 2 su bardağı su

Yapılışı

1. Önce tereyağını bir bıçak yardımıyla künefe yapacağımız tepsinin/tavanın içerisine parçalar halinde koyuyoruz.

2. Daha sonra kadayıfın yarısını ayırıp diğer yarısını önceden güzelce yıkadığımız temiz ellerimizle bir güzel iplik iplik oluncaya kadar parçalıyoruz ve tepsiye döşüyoruz.

3. Üzerine tuzsuz peynirimizi döşüyoruz.

4. Bunun üzerine kadayıfın ayırdığımız yarısını ilk bölümde olduğu gibi güzelce iplik iplik oluncaya kadar parçalayıp döşüyoruz ve üzerine yine bir kaç parça tereyağı yerleştiriyoruz.

5. Kısık ateşte altı üstü kızarıncaya kadar, düz bir kapak yardımıyla üzerine bastırarak ve bir defa çevirerek pişiriyoruz.

6. Ateşten alır almaz ılık şerbeti üzerine döküp afiyetle yiyoruz.

7. Künefenin sıcak tüketilmesi gerekiyor. Sıcakken hepsini bitiremediyseniz ya paketleyip bana gönderin yada ille de kendim yicem diyorsanız lütfen tembellik etmeyip ısıtarak yeyin. Yanmayan tavada çok kolayca ısıtılabiliyor. Aksi takdirde peynir soğuk ve donuk haldeyken lastik gibi olacağından künefe, künefe olma özelliğini kaybedecektir.

Peynir nasıl yapılır?

Annemler döneli bir kaç hafta oluyor. Dolayısıyla bir peynir tarifi verebilecek kadar dinlendiler. Bu gün sordum. Öncelikle klasik bir tartışma yaşandı annemle babam arasında. Biri yok öyle yapmıyorduk, öteki hayır öyle değildi, hiç öyle olur mu, şöyle yapıyorduk, diyerek ufak çaplı bir fikir teatisinde (!) bulundular. Allah’tan ben soru sormayı beceriyorum da benim işime yarayacak cevapları alabildim. Babamla annem nihayet ortak bir karara vardılar ve işte annemin de katkılarıyla babamın peynir tarifi:

  1. 5 litre sütü kaynatıp ateşten alın.
  2. Henüz sıcakken içerisine bir kepçe beyaz sirke ilave edip şöyle bir karıştırın ve soğumasını bekleyin.
  3. Tamamen soğuduktan sonra bez bir torbaya koyup süzdürün.
  4. Elde ettiğiniz peyniri birer kullanımlık paketlere ayırıp derin dondurucuya gönderin.