PİZZA

Bu yılın ikinci ve son iftarı bir nar tanesinin bana gelmesiyle vuku buldu. Evet, Ramazan ayının şu son günlerini yaşarken kardeşim M. Z. dün telefon edip bu akşamki iftar için bir randevu talep etti. Ne yapsam diye kara kara düşündüm. Sonra “en iyisi bir peynirli pizza yapayım” dedim. Ne de olsa ikimiz de severiz.

Sadece ikimiz mi? Elbette ki hayır. Pizzaya ailecek bayılırız. Kimimiz pek seçmez, her türlüsü kabulüdür. Kimimiz sadece sucuklu yer. Üzeri de bol kaşarlı olsun ister. Ben ‘üzerine kapari de serpiştirelim, çok vitaminli’ derim. ‘Aman sucuktan uzak duralım azıcık’ derim. Tabii fazla sebze türü karıştırma taraftarı asla değilimdir. Ama nankörlük de etmem. Pizzanın hamuru ne ince ne de kalın olmalı, ikisinin ortası bana göre tam kıvam. Hamurun üzerine sürülen domates sosuna gelince… İşte orda durun biraz diyelim. Bol vitaminli, kabuğuyla beraber evde hazırladığımız domates sosumuz pizza yapımı için oldukça ideal. Bunun yanı sıra sosumuzun kırmızısını en yüksek dereceye çıkartabilmek için renklendirme niyetine acı ya da acısız kırmızıbiber de doğrayıp, kavurup mutfak robotundan çekebiliriz. Ha, domates sosumuz ya da sosu yapmak için domatesimiz yoksa bunun yerine domates ve biber salçasını biraz zeytinyağıyla karıştırıp da kullanabiliriz.

Hazır kapari demişken bu konuda bir iki kelam etmeden geçemeyeceğim. Kapari Türkiye’de bol miktarda yetiştirilmesine rağmen özellikle Avrupa ülkelerine ihraç edilirmiş. Hatta izlediğim bir televizyon programında fabrika sahibi bunu anlatırken biraz da hayıflanıyordu: ‘çok vitaminli olmasına rağmen maalesef bizim memleketimizde kapari pek tanınmıyor’ diyordu. Bu yazıyı yazarken internete şöyle bir girip kapari hakkında biraz bilgi toplayayım dedim. Kapari kelimesini tıklayınca 147.000 sonuç çıktı karşıma. Kapari.com sitesinde ‘dolar açan tomurcuk’ diye bahsediliyor kapariden. Varın gerisini siz araştırın…

Gelelim pizzamıza. Yapımı oldukça kolay. Bundan bir kaç yıl evvel geçirdiğimiz trafik kazasının peşinden annem hastanede uzun bir süre yatınca babam bile artık pizza yapmaya başlamış ve bir misafire “en kolay yemek pizza, çocuklar da çok seviyorlar, sık sık pizza yapıyorum’ diye anlatıyordu.


Pizza hamuru için poğaça başlığına bir zahmet bakın. O vakit hamurdan bir parça derin dondurucuya atmıştım. Hamuru sabahleyin derin dondurucudan çıkartıp buzdolabına attım. Ofisten gelince de pizzamı yaptım. Sos için daha önce hazırladığım domates sosunu kullandım.

Üzerine döşenecek malzemeler için sadece bir tepsilik ölçüler verdim. Eğer hamurunuz tam bir ölçü mayalı poğaça hamuru ise üzerine sereceğiniz malzemeleri o nispette artırmalısınız.

Malzeme

  • Önceden kalmış bir tepsilik hamur
  • Bir kâse domates sosu/ ya da birer kaşık domates ve biber salçası
  • Pizza baharatı (kuru maydanoz, biber)
  • Bir adet küçük soğan
  • 2 adet yumurta
  • 100 gr. beyaz peynir ve 100 gr. kaşar peyniri
  • 1 yemek kaşığı kapari

Yapılışı

  1. Öncelikle hamuru biraz açıp yağladığınız tepsinin üzerine yayın. Yağlı kağıdınız varsa tepsiyi yağlamanıza gerek yok.
  2. Üzerine domates sosunu döşeyip baharatları ve kaparileri serpiştirin.
  3. Ayrı bir kapta ince ince piyaz soğanı gibi doğradığınız ya da uygun rendeniz varsa ince bir rendeden geçirdiğiniz soğanı, yumurta ve peynirlerle karıştırıp bu sosun üzerine yayın.
  4. Altı üstü pembeleşinceye kadar önceden ısıtılmış fırında ve 200 derecede pişirin.

POĞAÇA

Nihayet özlemle beklediğim poğaça yapımına geçtiğimiz hafta sonu kavuştum. Baktım da bilgisayarımdaki hamur işi dosyası şimdiye kadar hep boş durmuş. Gerçi poğaça adında bir başlık atılmış fakat adı var kendisi yok. Tam tevafuk etti. Bugün poğaçayı yapmamla gerek dosyamdaki gerekse blogumdaki hamur işi boşluğunu doldurmuş oldum.

Bundan bir kaç yıl evvel bir trafik kazası geçirmiştik. Allah’ın büyük inayetiyle de anneme tekrar kavuşmuştuk. Bu tarif o günlerden kalma. Belki diceksinizki “poğaçayla kazanın arasında ne gibi bir bağlantı olabilir?” Valla bizde hamur işi dedin mi, bu poğaça da olabilir lahmacun da olabilir, biz ailece her şeyle bağlantı kurdurabiliriz bu su ve un karışımına. Tarif defterime düştüğüm tarih 2005. Hâlbuki daha dün gibi, biz çoğu kez durup durup kazadan bahsedebiliyoruz.

Evet, geçirdiğimiz trafik kazasının peşinden babam aynı gün (Vu’den), ben beş gün sonra (SLAZ’den), annem de ameliyatları bittikten sonra hastaneden (AMC’den) çıkmıştı. Peşinden Rehabilistayon Merkezinde (RM) annem için, bize göre o günlerde çok uzun gelen bir rehabilite süreci başlamıştı. (O günler için söylüyorum) dile kolay tam üç ay. Koskocaman bir üç ay. Ve bu üç ayın sadece son iki haftasında annem ufak ufak adım atmaya başlamıştı. Biz, kazazede babam ve ben de dâhil, o günlerde her gün RM’ne taşınıyoruz tabii. Eş- dost, tanıdık-tanımadık herkes her gün orada. Her milletten yeni yeni insanlarla da tanışmıştık o dönemde. Hastalardan bir tanesinin yakını bir gün poğaça yapıp getirmiş. Bize de ikram etti. Aman Allah’ım müthiş, o ne? Bir poğaça. Fakat öyle böyle değil. Yoksa benim karnım mı çok açtı o gün?* Evet, annem de güzel yapardı hamur işlerini ama annemle poğaça konusunda pek anlaştığımız söylenemezdi. Annemin meşhur kuru poğaçası vardı bir zamanlar. Şimdilerde mum ışığında aradığımız. Ama söz bir gün anneme yaptırıp bu platformda yazacağım inşallah. Mayalı poğaçası da vardı, fakat benim aradığım tat farklıydı.

Neyse, ben tarifini RM günlerinde aldığım poğaçamdan bahsediyordum. Daha sonra, şu an adını hatırlayamadığım, o hanımla asansörün başında karşılaştığımızda dayanamadım, poğaçanın tarifini istedim. Yine takdir edersiniz “alabildiği kadar un”lu tariflerden biri. Hem de aile kalabalıkmış, 10 kg unla yapılmış poğaça. “Siz şu poğaçayı benim anlayabileceğim dilden anlatsanız” diye bir serzenişte bulununca, kadıncağız güzelce tarif etti bana. Ve üzerine basa basa da “böyle fos fos olması için poğaçayı yapıp tepsiye koyduktan sonra tekrar iyiiiiiice mayalanmasını bekliceksin” diye sıkı sıkıya bir tembihte bulunmuştu. Ben biraz oynadım tabii bu tarifle: örneğin yoğurdu ben ekledim. Süt olmazsa ayranla da yapıyorum, o da güzel. Ve o meşhur “alabildiği kadar un”dan denerken ve ölçerken aşağı yukarı 1,5 kg un kullandığımdan yola çıkarak un miktarını da belirttim. Aşağı yukarı diyorum çünkü takdir edersiniz ki kullandığınız su bardağının hacmi, sonra yumurtanın büyüklüğü-küçüklüğü un miktarını belirleyen önemli unsurlar. Benim tavsiyem şu olabilir: bu poğaçayı yapacaksanız mutlaka evinizde asgari 1,5 kg un stokunuz olmalı. Yok gelin siz bunu 2 kg un stoku diye okuyun, n’olur n’olmaz eksik olmasın, fazla un zayi olmaz.

Malzemeler

  • +/- 1,5 kg un
  • 3 adet yumurta (1’inin sarısı poğaçanın üzerine)
  • 2 su bardağı ılık süt
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 2 yemek kaşığı şeker
  • 1 yemek kaşığı tuz
  • 1 adet maya (42 gramlık paket)

Poğaça içi

İstediğiniz her hangi bir poğaça içi hazırlayabilirsiniz.

  • Sadece beyaz peynir
  • Beyaz peynir ve maydanoz karışımı
  • Kavrulmuş kıyma
  • Patates kavurması

Üzeri için

Haşhaş tohumu/susam/çörek otu

Yapılışı

  1. Öncelikle 1,5 kg undan biraz daha az miktarını bir leğene koyup ortasını açın.
  2. Açtığınız ortaya tüm malzemeleri ve mayayı ilave edin.
  3. Şeker ve tuzu unun üzerine dökün.
  4. Mayayı unun ortasındaki sıvılarla ezip birbirine karıştırın.
  5. Daha sonra etraftan un alarak hamurunuzu yoğurun.
  6. Nispeten cıvık bir hamurunuz olmalı. Eğer gerekirse artan ununuzdan ilave edebilirsiniz. Yine de elinize yapışıyorsa sorun değil. Elinize yapışan hamurları unla elinizi ovarak çıkartabilirsiniz. Poğaça hamuru sert olmasın da cıvık olmasının zararı yok.
  7. Hamurun üzerini bir tencere kapağı yardımıyla kapatın ve hamur iki üç misli oluncaya kadar mayalandırın.
  8. Daha sonra benim gibi bütün poğaçaları aynı şekilde yapamamak gibi bir sorunuz varsa ve görüntüye önem veriyorsanız hamurunuzun yarısını unladığınız tezgâhınıza dökün ve bir santim kalınlığında açıp bir kalıp yardımıyla yuvarlaklar kesin. Özel bir kalıbınızın olması gerekmiyor. Bir kâse ya da bir bardak olabilir bu kalıp. Ben bazen bir kâse bazen da bir bardak yardımıyla kesiyorum. Kalıp kullandığım çok nadirdir.
  9. İçine istediğiniz bir poğaça içi: peynir, kavrulmuş kıyma ya da patates kavurması koyup yuvarlakların bir ucunu diğer yarıya kapatıp kenarlarını bir güzel bastırın. Tüm hamur bitene kadar bu işleme devam edin.
  10. Poğaçalarınızı yaptıktan sonra yağlı kâğıt açtığınız, yağlı kâğıdınız yoksa yağladığınız, bir tepsiye dizip hemen üzerine yumurta sarısı sürün. Üzerine serpiştirmek istediğiniz ne varsa, susam, çörek otu, haşhaş tohumu gibi, serpiştirin.
  11. Sonra yine iki üç misli kabarıncaya kadar mayasının gelmesini bekleyin. İsterseniz tepsiyi henüz ısıtmadığınız fırına koyun, orada sakin sakin mayası gelsin. Mayanın gelmesini hızlandırmak isterseniz, kış mevsimiyse ve sobanız yanıyorsa poğaçalarınızı sobanın yakınlarında bir yerlere koyarak mayanın gelmesini hızlandırabilirsiniz. Önceden ısıtıp kapattığınız fırınınızda da mayalanma işlemini hızlandırabilirsiniz.
  12. Mayası gelen poğaçalarınızı önceden ısıtılmış 180 derece fırında altı ve üzeri pembeleşinceye kadar pişirin.

*Hayır, hayır, o gün bu gün ben bu poğaça tarifinden vazgeçemediğime göre, o gün benim karnımın açlığı filan söz konusu olamaz. Tarif güzel. Tabii özenle yapanın da hakkını yememek lazım.