ERİŞTE ÇORBASI (MERCİMEKLİ)

  P1110641

Yine bir memleket klasiğiyle devam ediyorum. Aslında planda mercimek cıyıklaması yapmak vardı ama yemekte dibine yakma olunca annem o bulgur, bu bulgur olmaz dedi. Bu sebepten erişte çorbasına döndük. Bizde erişte çorbası kahverengi mercimekle yapılıyor.

P1110632

Malzeme

  • 200 gr. Kuşbaşı et (100 g. da olabilir, etsiz de olabilir)
  • 2 yemek kaşığı domates salçası
  • 3-4 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 1/2 su bardağı kahverengi mercimek
  • 1 su bardağı erişte
  • 6 su bardağı su
  • Yeteri kadar tuz

Yapılışı

  1. Eti ocağa koyup biraz sıvı yağ ile kapağını kapatarak suyunu bırakmasını bekleyin.
  2. Bu arada mercimeği seçip içinde bulabildiğiniz taşları çeri çöpü alıyorsunuz.
  3. Et suyunu çektikten sonra üzerine suyunu ve mercimeğini ilave edip kaynamaya bırakın. Kapağını yarı açık koymayı unutmayın.
  4. Mercimek piştikten sonra eriştesini ilave edin ve erişte yumuşayıncaya kadar yine pişirin.
  5. Bir kaç kaşık yağ ile salçayı kavurup üzerine dökün. Bir dakika sonra çorbanız hazır.

P1110634P1110635

Salçayı eti kavurduktan sonra da birlikte kavurup üzerine suyunu ilave edebilirsiniz. Ancak bu şekilde mercimeğin kaynama süresince rengini vereceğinden salçanın kırmızı rengi kaybolur. Renkten taviz vermek istemiyorsanız salçayı çorba tamamen piştikten sonra kavurup üzerine dökerek bir kaç taşım kaynatmanız yeterli.

Erişte çorbasına soğan konmuyor, yani annem öyle diyor.

YAPRAK DÖNER

 P1060388

Geçen Kedabaks amcayla karşılaştım. Kendisi Surinam asıllı. La Hey’li. Amsterdam’da en iyi döner nerde yenir diye sordu. Bir kaç restoran adı saydım, ama onlar restoran, ateşte et kızartıyorlar mı, yani döner var mı onlarda, ben o çubuktaki dönerden yemek istiyorum hani ekmek arası, dedi.

En iyi döner evde yapılan dönerdir.

Bizim evimizde tabii ki de o asılan çubuktan yok. Fakat önemli olan etin helal olması, kaliteli olması, katkısız olması, güvenilir olması ve sonuç olarak tatbiki lezzetli bir döner olması. Hazır dönerlerin etleri tümden fabrikadan gelir. Onun için en iyi döner evde yapılan dönerdir. Peki evde döner nasıl yapılır? Kedabaks amcaya geçtim bir bir ince mevzuları.

Ancak karşınızdaki Kedabaks amca olunca et mevzu derin. Uzun uzun mu desem kısaca mı desem, işte etten bahsetti. Bizimki kasap olmasındı? Hobisiymiş meğer. Müslüman kasaplar yokken evinin banyosunda ya da bahçedeki kulübede kesermiş. Banyoda koyun kesmek mi? Yok canım o kadar da değil. Alt tarafı tavuk kesiyormuş. Sonra da gider iş yerinde şefine anlatırmış. O da dinler en iyisini yapıyorsun şeklinde karşılık verirmiş. Tabii 1970lerden bahsediyorum. Sonradan bir Pakistanlı bir de Surinamlı müslüman kasap açılmış. Şimdi elhamdülillah Türkler, Faslılar var kasaplarımız bol diyor. Ardından da ekliyor fakat ne etlerde ne de tavuklarda eski tat kalmadı: hayvanları şişirip şişirip kesiyorlar.

Gelelim dönerin hem ev hem lezzetli versiyonuna.

Erkek gücü olmadan bu işler olmaz.

Erkek gücü olmadan bu işler olmaz.

İstediğiniz oranda etinizi alın. Bir de keskin bir kesiciye ihtiyacınız olacak. Eğer bıçak kullanacaksanız et tahtasını unutmayın.

Et alırken kendinize göre bir hesap yapabilirsiniz. Kişi başına 100 gr. et mi almak istiyorsunuz? Yoksa kişi başı gramajı daha fazla ya da az mı olacak tamamen size kalmış.

Malzeme:

  • Parça et, kemiksiz (tercihen koyun arka but)
  • Sıvı yağ
  • Tere yağı
  • Kırmızı biber, tuz

Yapılışı:

  1. En öncelikli işimiz eti derin dondurucuda kesilecek kıvama gelinceye kadar bekletmek. Et ne bıçağı kıracak derecede donmuş olmalı ne de kesemeyecek derecede donmamış.
  2. Derin dondurucudan çıkarttığımız eti keskin bir et bıçağı ya da bıçaklı bir makine yardımıyla ince yapraklar halinde kesmek çalışmamızın en hayati kısmını oluşturur. Burada yaprakların ebatlarının büyük olması önemli değil. Önemli olan eti mümkün olduğunca ince kesmek.
  3. Varsa wok dediğimiz derin bir tavada ve yüksek ateşte biraz sıvı yağ yardımıyla eti kavurup tuz ve kırmızı biber serpmeniz yeterli. Yoksa yanmayan bir tavayla da yapabilirsiniz.
  4. İsterseniz bu aşamada biraz tereyağı ilave edebilirsiniz.

Ve dönerimiz yemeye hazır.

İster sandviç arasında, isterseniz pidenin arasında, modernize edilmiş şekliyle ya da lavaşın arasında veya bazlamaya dürüm yaparak otantik bir atmosferde yiyebilirsiniz. Doğal soslar kullanmak serbest. Mayonez-ketçap gibi katkılı hazır soslar kullanmak yasak. 😛

Efendim yanında salata, ayran ya da patates kızartması caizdir.

Şöyle bir geçmişe baktım da, ben döner mevzunu ilk olarak ne zaman açmışım. Döner yemenin mutluluğu bir yana, 2011 yılında verdiğim döner sözünü bugün gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Her şey sizin için.

Afiyet olsun!

KAYBOLAN DİBİNE YAKMA

IMG_0027

İki gündür arıyorum. Geçen yaptığım dibine yakma nerede? Aramadığım yer kalmadı, sadece buzdolabına değil, mutfak dolaplarına, hatta fırına bile baktım. Nerede bu? Hatırlıyorum vardı. Dibine yakma yoksa bile tencere neredeydi?

P1110657

Rahmetli anneannemin vaktiyle bana aldığı o bakır tencere. Tencereye mi yanayım dibine yakmaya mı? Dibine yakmam tenceresiyle birlikte sırra kadem basmıştı. Aklımı mı kaçırıyorum ne?

P1110656

Bu gün üçüncü gün. Sabahleyin balkonda buldum onu. Hava nasıl olsa soğuk tencere de büyük diye buzdolabına koymamışım. Hani dolap fazla enerji harcamasın. Balkondaki masanın üzerinde görünce adeta mal bulmuş gibi sevindim. Hemen bir çatal attım ağzıma. Seni bu akşam nihayet yicem.

P1110659

DİBİNE YAKMA

P1110639

Hani önünde bir kurdele kesilecek anlar vardır ya, işte dibine yakmanın hayatımızdaki yeri önünde kırmızı kurdele kesilecek kadar özeldir. Bir numaralı yemeğimizdir dibine yakma.

Yıl 1970. Annem hayatında ilk defa uçağa biner. Kucağında henüz bir kaç aylık olan abim. O günlerde araba nerdeee? Babam şefinin arabasını emanet alır, havaalanında karşılar onları. Eve gelirler. Annem Amsterdam’daki, daha sonra benim de dünyaya geleceğim, bu eve ilk girdiğinde masanın üzerinde üç tane fincan karşılar onu. Birinde şeker, diğerinde kahve sütü ve boş duran üçüncü bir fincan ki o da bulaşıktır… Belli ki kahve içilmiş. Kapıdan girer girmez babam sorar “karnımız acıktı, ne yicik”? :) :) :) (Ben o mizanseni düşünüyorum da, hani ilk defa ayak bastığınız bir memleket, ilk defa girdiğiniz bir ev ve yoldan gelmişiniz… Kucağınızda bir bebek… Ve evde yiyecek hiçbir şey yok… Üstüne üstlük bir de size ne yicez diye soruluyor. İnanılır gibi değil). Annem hemen valizi açar. Bulgur ve salçayı çıkartır. Allah’dan evde soğan ve yağ vardır. Soğanı doğrayıp kavurur, salçasını da yakar. Üzerine yeteri kadar su ilave edip tencereyi kaynamaya bırakır. Bu su kaynayıp hallolduktan sonra bulgurunu da ekleyip kapağını kapatır. Az sonra masanın üzerinde dibine yakma hazırdır. Ne haring ne de geleneksel patates kızartması. İşte annemin Amsterdam’a ilk ayak bastığında yediği yemek memleketten gelen bulgur ve salçasıyla hazırladığı dibine yakmadır.

Annemin ilk defa bir evi olmuştur. Geçer ocağın başına Allah ne verdiyse Türk mutfağının en leziz yemeklerini pişirip taşırır her gün. Hatırlıyorum o evi. İki odalıydı, evin banyosu yoktu. Tuvaleti de mutfağın içindeydi. Evin dış kapısı mutfağa açılır, mutfaktan da oturma odasına geçilir, oradan da küçük bir odaya daha geçilirdi. Evin hepi topu o kadardı. Amsterdam’da yıllar böyle gelip geçer. Sonrasında bir iki göç yaşanır. Ve sonunda yine Amsterdam’da alırız soluğu. Bu kez başka bir evde.

Seksenli yıllardır… Bir gün babam, o yıllarda eşi Türkiye’de yaşayan, bir arkadaşını aniden alır getirir eve. Hemen mutfağa girer ve annemden yemek hazırlamasını rica eder. Gerçi annem alışıktır aniden gelen misafirlere güler yüzle çeşit çeşit yemekler hazırlamaya. Fakat olacak o ya, evde hiçbir şey yoktur o gün. Annem der ki babama böyleyken böyle ve peşinden de ocakta epeydir bir dibine yakma suyu kaynadığını sadece onu yapabileceğini söyler. Babam karınlarının pek bir aç olduğunu, o vakte kadar hiçbir şey yemediklerini, bir şey olup olmamasının çok fark etmeyeceğini, dibine yakmanın yeterli olduğunu ve hemen sofrayı hazırlaması gerektiğini söyler. Hani dibine yakma da babamın başyemeğidir ya, o bakımdan hiç sorun yoktur. Sanıyorum bunun yanında turşu da vardır. Hatta o vakitler yoğurt evde çalınırdı. Ben evde mutlaka yoğurt da olduğundan yola çıkıyorum. Babam ve arkadaşı doyururlar karınlarını. “Elhamdülillah Allah olmayanlara da versin, kimseyi açlıkla imtihan etmesin” diye dua da ederler büyük ihtimal.

Ve yine aradan yıllar geçer. Bu kez doksanlardayız… Annemlerin evi kalabalıktır. Ve misafirlerin arasında babamın yıllar evvel ilk defa evimize gelen ve yine ilk defa dibine yakma yiyen arkadaşı M. Amca ve eşi de var bu kez. M. amca “ben yıllar evvel bu evde bir pilav yemiştim, ama öyle böyle bir pilav değildi, ben hayatımda öyle pilav yemedim, yenge neydi o pilavın adı”? şeklinde söze başlayınca bir dibine yakma sohbeti başlar ki sormayın gitsin. Annem de gayet mütevazı, o gün evde başka hiçbir şey olmadığı için nasıl mahcup olduğunu söyler ve muhtemelen dibine yakmanın suyunun iyice kaynamış olduğu için pilavın çok lezzetli olmuş olacağını söyler. Çünkü dibine yakmanın bulgurunu koyar koymaz beş-on dakika içerisinde pişeceğinden ve hemen tüketilmesi gerektiğinden babam eve gelinceye kadar konmamıştır bulguru. Annem ikide bir saate bakıp durur o gün, “nerede kaldı bu adam, bir gün de vaktiyle gelseydi de şu dibine yakmanın bulgurunu koysaydım” diye hayıflanmıştır muhtemelen. Ocağın altını da söndürmemiştir ki, hani ha geldi ha gelecek beklemektedir. Annem bana hep anlatmıştır, dibine yakmanın suyunun iyiiiiice kaynatılarak bu suyun hallolması gerektiğini, böyle olursa pilavın çok lezzetli olacağını. Ha, bir şey daha var. Eğer renkten feragat etmek isterseniz, domatesin bol olduğu mevsimlerde her ne kadar rengi salça kullandığınızda olduğu kadar kırmızı olmasa bile lezzet açısından muhteşemdir domatesle yapılan dibine yakmalar.

Adına gelince… Vurguyu emir kipinde olduğu gibi son kelimeye koymayıp isim olarak kullandığınızı düşünerek iki kelimeyi de vurgusuz okuyacaksınız. Yani burada bir yemeğin adından bahsettiğimizi unutmayarak emir kipi şeklinde kullanmayacaksınız dibine yakma’yı. Bu yemeğin neden böyle bir adı vardı? Yıllar evvel bunu anneme sorduğumda anlatmıştı: yemeğin üzeri sulu gibi görünse bile, dibi hemen tutan bir pilav türü olduğundan, pilavın yüzündeki suya aldanıp da dibine yakmamak gerektiğinden, dikkat et “dibine yakma!” demişler. O gün bu gün bu yemek bu isimle anılır olmuş. Hep şahit olmuşumdur, kadınlar birbirleriyle konuşurken anlatırlar “ocağa bir dibine yakma suyu koydum…”, ya da “o gün hemencecik bir dibine yakma yaptım…”, ya da “…eve gelir gelmez bir dibine yakma suyu koydum ocağa da karnımızı doyurduk…”, ya da “…hazırda bir dibine yakma suyumuz var, altını yakıp bulgurunu koyalım da hemen karnımızı doyuralım.” şeklinde günlük ev hali konuşmalarında yerini her daim almıştır dibine yakma. Haydi, siz de ocağa bir dibine yakma suyu koyun ve sakın dibine yakmayın! Olur mu? :)

Kalabalık olduğumuz için ölçümüz biraz fala. Tek bir soğan ve bir bardak bulgurla da pek ala yapabilirsiniz. Ölçü şöyle: bulgur pilavı yaparken bir bardak bulgura bir buçuk bardak su koyuyorsak eğer, dibine yakmada su ölçüsü bir iki bardak fazla oluyor. Kaynayıp suyun buharlaşarak kaybolma payı var.

P1110628 P1110629 P1110630 P1110631 P1110633 P1110636

Malzeme

  • 1-2 adet soğan
  • 3 diş sarımsak (siz bunu 9 olarak da okuyabilirsiniz)*
  • 250 gr. Kuşbaşı et (100 g. da olabilir, etsiz de olabilir)
  • 3 yemek kaşığı domates salçası
  • 3-4 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 3 su bardağı pilavlık bulgur
  • 7 su bardağı su
  • Yeteri kadar tuz, kırmızı biber
  • 2-3 kaşık tereyağı

Bizde vardı bir kırmızı biber de doğradık.

Yapılışı

  1. Eti ocağa koyup biraz sıvı yağ ile kapağını kapatarak suyunu bırakmasını bekleyin.
  2. Bu arada soğanı ayrı bir kaba doğrayabilirsiniz.
  3. Kısık ateşte arada bir karıştırarak, kapağı kapalı et suyunu çekince soğanı koyup kavurun.
  4. Soğan kavrulunca peşinden salçayı ve tereyağını ilave edip bir iki de onunla kavurup üzerine 7 bardak su ilave edin. Bu aşamada tuz ve acı isteyenler için kırmızı biber atmayı unutmuyorsunuz.
  5. Su kaynadıktan sonra ocağın altını kısıp tencereyi sakin bir şekilde kaynamaya bırakın. Yaklaşık 1 saat kadar kapağı yarım kaynamalı). Bu suyun bir iki bardak kadar kısmı azaldıktan sonra bulgurunu da ilave edip kapağını kapatın.
  6. Bu kaynama işleminden sonra altını kapatıp yiyeceğiniz zaman da tekrar ısıtıp bulgurunu koyarak da yapabilirsiniz.
  7. Bir müddet sonra yüzü sulu görünse bile dibini kontrol edin. Dibinde su bitmişse ocağı söndürüp beş dakika kadar pilavı dinlendirin.

Dibine yakmanın yanında yoğurt, ya da ayran ve dahi turşu ve hatta ekmek çok iyi gider. Hele de ekmek yufka ekmekse bu daha da efdaldir.

Dibine yakmaya soğanın yanı sıra yeşil biber de konabilir. Bizde kırmızı biber vardı onu kabaca doğrayıp koyduk. Minik minik de doğranabilirdi. Bunun patlıcan ve patatesli olan versiyonları da var. Fakat bizim dibine yakma deyince aklımıza gelen en bi sade olan varsa bu etli yoksa da etsiz versiyonudur.

Ve geliriz iki binli yıllara… Bu yazıyı 2009 yılı sonlarında kaleme almışım. 2011 yılında bir yayınlama teşebbüsünde bulunmuşum ama nedendir yine olmamış. Bugünlere kadar gelmişiz. An itibariyle son noktayı koyuyorum. Mesudum. Annem sadece Amsterdam’a ayak bastığında yediği ilk yemek değil, dibine yakma tarihinde bir ilk daha var. O da blog vesilesiyle annemin anıları eşliğinde tarifinin yayınlanıyor olması. Darısı mercimek cıyıklamasına.

*Anneme yani 1 bardak bulgurla yaptığımız zaman 1 diş sarımsak mı kullanıyoruz dedim. Ben b ir bardakla da yapsam 3 diş sarımsak kullanıyorum dedi. Hoppalaaa. Hele ondan babam bu dibine yakmayı yerken “ben yapsaydım daha güzel olurdu” dedi. Skandal!

MANTI

   P1110594

Bu gün sabah altıda zıpkın gibi kalktım. Ofise geçmek için daha çok erken. En iyisi bir mantı yapayım diyerek kendimi mutfağa attım. Mantı dediysem öyle seleler sepetler dolusu değil tabii ki. Tek kişilik. Ama iki, hatta dört kişi de yiyebilir. Aslında pek çok şey gibi mantıyı da gözümde fazlasıyla büyüttüğümü fark ettim. Eğer kavrulmuş kıymanız varsa, bir yumurtanın başına. İşte bu kadar basit! Ne var ki sevgili Yeşimi anmadan geçemicem. Geçen komşusuyla mantı yaptığını anlatmıştı bana. Demek Marmaris’in sosyetesi de bebe belek mantı yapıyormuş. Bir de yemek bloğu sahibiyim, ya hu nedir bu tembellik, üşengeçlik dedim kendi kendime.

Bir yumurta, biraz tuz ve su karışımıyla önce basit bir mantı hamuru yoğuruyorsunuz. Aslında MANTI HAMURU  diye abartmaya da hiç gerek yok. Hamur, yani bildiğiniz hamur yoğuruyorsunuz. Demin de dediğim gibi dolapta da küçük bir kase kavrulmuş kıymanız varsa tamamdır. İtiraf ediyorum hamurum biraz fazla oldu. İki yumaklık hamurdan yola çıkmıştım, ne var ki un yerine karıştırma kabına önce suyu koyunca, yumurtam da nispeten büyük olunca bir bardak yerine  bir buçuk bardak un kullanmak zorunda kaldım. Tenis topundan hallice bir hamurum oldu. Dörde bölüp yumaklar yaptım.

P1110593

Yumaklarımı kalıp büyüklüğünce açtım, ve hemen anneme bir telefon. Mantının kıymasına nane konuyor muydu? Böylelikle annemi de sabah namazına kaldırmış oldum. Evet mantının kıymasına nane konuyormuş.

Burada önemli bir yardımcıya ihtiyaç var: mantı kalıbı gibi. Aslında mantı yapmak çok kolay da, o minik minik parçalara bölüp, her parçaya kıyma yerleştirip katlamak, işte mantının o can alıcı angarya kısmı bu. Fakat horanta sahibiyseniz eğer mantı yapımını çocuklarla birlikte bir etkinliğe çevirmek mümkün. Ya da ne bileyim evliyseniz ve çalışıyorsanız, eşinizle bir akşam karşı karşıya satranç oynar gibi masa başında oturup pek ala mantı yapmanız mümkün. Ya da kalabalıktan hoşlanıyorsanız, arkadaşlarınızla birlikte bir etkinlik olması adına pekala toplanıp hep birlikte mantı yapıp yemeniz mümkün.

P1110592

Canınız mantı çekmiyorsa bir mesele yok. Neticede mesele bir nefis körlemek, bunun için işleri çok çığrından çıkartmaya hiç gerek yok. Ama ne bileyim, mantı olmazsa olmazınızdır, ya da bir değişiklik olsun istersiniz, ya da en kötü ihtimalle ne bileyim örneğin hastasınızdır canınız çeker, ya da başka birisinin canı çeker, yapılmayacak hazırlanamayacak bir yemek değil. Yoksa mantı olsa da hoş, olmasa da.

Annemden öğrendiğim şekliyle, klasik ve yegane mantımız şöyle:

Hamuru için malzeme:

  • 1 adet yumurta
  • 1,5 su bardağı un
  • Biraz su
  • Biraz tuz

Kıyma malzemesi:

  • ½ kg kıyma
  • 2-3 soğan
  • Tuz, kırmızı biber, nane

Artık kıyma kavurmayı hepiniz biliyorsunuz. Hala bilmiyorum diyenler varsa kıyma nasıl kavrulura bir göz atmanızı öneriyorum.

Üzeri için:

  • Yoğurt
  • 1 diş sarımsak
  • 1-2 yemek kaşığı tereyağı
  • Kırmızı biber

P1110582 P1110583 P1110584 P1110585 P1110586

Yapılışı:

  1. Öncelikle yumurtayı küçük bir karıştırma kabına kırın ve ellerinizi bir güzel yıkayıp kurulayın
  2. Etrafına unu, üzerine tuzu ilave edin.
  3. Bir miktar su yardımıyla hamurunuzu yoğurun. İlle de sert  bir hamur yoğuracaksınız, demiyorum. Mantı hamuru taş gibi sert olmalıdır da demiyorum. Daha önceden bu gibi lakırdılar duyduysanız bütün bu duyduklarınızı unutun. Tabii ki de kek hamuru gibi cıvık bir hamur olmayacak. Eğer aranızda böyle aklından geçenler varsa hemen mutfağı terk etsin. Gücünüzün yettiği sertlikte bir hamur yoğurmanız yeterli. Siz anladınız.
  4. Bu hamurdan benim kalıbımın büyüklüğünde dört tane yumak çıktı. Yumakların dördünü de kalıp büyüklüğünde açın. Mantı kalıbım 26 cm çapında.

P1110587

Bu aşamada kalıbınızı unlamayı, ya da açtığınız hamurun kalıba değecek olan kısmını unlamayı unutmayın. Aksi takdirde mantılarınızı kalıptan çıkartamazsınız.

Açtığınız hamuru kalıbın üzerine koyup, tüm deliklere kavrulmuş kıymanızdan birer çimdik yerleştirin.

P1110588

Hop üzerine ikinci ekmeği açıp elinizle tepeden tepeden bastırın ve biraz un serpiştirip oklavanızla şöyle bir kaç kez üzerinden geçin. Böylelikle kalıbın keskin kısımlarından mantılar kesilecek.*

P1110589

Geriye kalıbınızı ters çevirip elinizle mantıcıkları dökmeniz kalıyor. Yapışanlar varsa elinizle örselemeden kopartabilirsiniz.

P1110590

Hazırladığınız bu mantıcıkları biraz unla harmanlayıp karıştırma kabının içine alın. Kabı temiz bir poşetle sarıp doğru buzdolabına gönderin.

*Kalıbın kenarında kalan boş parçayı alın. Bunu atmıyorsunuz. Kenardan çıkan bu parçacıkları birleştirip yeniden yumak yapıyorsunuz ve açıp tekrar kalıba yerleştiriyorsunuz. İstemezseniz de benim gibi bir adet börek yapıp yanmayan bir tavada pişirip kahvaltıyı da aradan bir ziyafetle çıkartabilirsiniz.

Buraya kadarı sabahki kısım. Saat altıda başladığım mantı serüvenim saat tam yedide bitti. Bir yandan tavada kahvaltılık böreğim pişerken diğer yandan tüm bulaşıklarım bitti, çayım hazır oldu. Mantının bir kısmını akşam pişirmek için kabıyla birlikte buzdolabına gönderirken, bir kısmı da yine örselemeden temiz bir poşete doldurup derin dondurucuya yolladım.   

Gelelim akşama….

P1110591

  1. Ofisten eve gelir gelmez yeteri kadar su kaynatıp minik bir tencereye döktüm. İçine yine damak zevkinize gore yeteri kadar tuz atıyorsunuz ve hop buzdolabından çıkan mantıları içine gönderiyorsunuz.
  2. Hamurlar şöyle bir pişince, yani bir beş- on dakika kadar, delikli bir kaşık yardımıyla mantılarınızı karıştırma kabına alın. Bu tek kişilik olduğu için nispeten çabuk pişti. Pişme süresi mantının azlığına ya da çokluğuna göre değişkenlik gösterebilir.
  3. Üzerine rendenin ufak kısmından sarımsağı rendeleyip bir miktar tuz atın. Ya da havanda dövmek istiyorsanız o şekilde de sarımsağınızı bir miktar tuzla birlikte dövebilirsiniz.
  4. Üzerine yeteri kadar yoğurt koyun ve büyük bir kaşık yardımıyla yoğurt, tuz, sarımsak, mantı dörtlüsünü harmanlayın.
  5. Bu arada tavada kızdırdığınız bir kaşık tereyağına damak tadınıza göre bir miktar kırmızı biber atıp bir iki karıştırın.
  6. Yoğurt karıştırılmış mantıyı tabağınıza aldıktan sonra üzerine biberli sıcak tereyağını gezdirin.

İşte bu kadar!

Afiyet olsun.

Efendim, gelelim mantıyı haşladığınız suya. İşte orada bi durun! Bu tuzlu, baharatlı, unlu, nispeten kıyma parçaları dökülmüş suyu öyle lavabodan dökmek yok. Yağ erittiğiniz kulplu tası da öyle çeşmenin altına tutmak yok. Önce tenceredeki bu suyla yağlı tavayı ya da kulplu tası, yağı ne ile erittiyseniz artık, şöyle bir çalkalıyorsunuz. Soğuduktan sonra bu vitaminli suyu buzdolabına yerleştirin. Ertesi sabah içine bir yemek kaşığı tarhana atıp biraz ıslatıyorsunuz. Sonra karıştıra karıştıra tarhana çorbanızı hazırlayıp içebilirsiniz. Sabahleyin çorbacılık istemiyorsanız tarhana çorbanızı akşam yemeği için de hazırlayabilirsiniz.