PROTOKOLSÜZ BİR AKŞAM YEMEĞİ

Annem telefon eder “balık aldık, hem zalm hem de değişik bir tür balık. İlle işten çıkınca yemeğe gel”. Ik mık derim, sonra dayanamayıp ‘e, haydi bari’ diyerek giderim. İstemem yan cebime koy misali. Giderken de markete uğrayıp süt ve çikolata alırım. Çiçek pek ikrama geçmiyor diye bunları aldım deyince rahmetli Biber amcayı yâd ederiz.

Ertesi gün akşam yemeği: içli köfte pişmeden önce

Masa örtüsü, servis takımı hak getire. “Protokolsüz bir akşam yemeği”  diyerek fotoğraf makinemi alıp yemek masasına doğru yeltenince, ‘hadi yap bir protokol’ diye bizim hanım gülümser. Ne protokolü yaa, hışım çıkmış zaten. Sanki herkes her akşam tam tekmil yemek masasına örtü açarak İngiliz porseleni takımlarında yiyor yemeğini. En azından biz yemiyoruz. Hep doğal olma taraftarı olmuşumdur zaten. Nasılsam öyle yani. Tamam zarafet ayrı. (Annem işin zarafet kısmını halletmiş, salatayı süslemiş. Yerken fark ettim annemin salatadaki ufak ama sihirli dokunuşlarını). Fakat hiç kimse için kırılıp dökülemem. Bu yüzden de geleneksel olamadığım gibi klasik bir Türk kızı da hiç olmadım ya.

piştikten sonra yeme aşaması

İçli köfte, ayran, çaman ve yufka ekmek. Bir üstteki fotoğrafta içli köftenin sağ tarafında görünen yassı olanlar aya köftesi.

ÇİĞ KÖFTE

Geçenlerde öğle paydosundan ofise döndüğümde ortalıkta mis gibi bir koku vardı. Hiç de sevmem kendilerini… Her nasılsa ortalığı saran hoş bir soğan, limon ve baharat kokusu beni cezp etti. Arkadaşlar çiğ köfte almışlar, yumulmuşlar. Bir iki tane de ben aldım. Adı çiğ köfte ama içinde et yok. Vejetaryen çiğ köfteymiş bu. Değişik bir tattı. Bizim ufaklığın canı arada bir çiğ köfte, sonra biber dolması filan çekerdi. Annensinden ister, o da üşenmeden yapardı, çocuğun canı çekmiş diye. Bu nasıl çocuk derdim her defasında. Bu çocuğun canı nasıl çiğ köfte çekiyor. Benim bildiğim çocuklar patates kızartması filan isterler. Bir yetişkin olmama rağmen benim bile canım hiç çiğ köfte çekmezdi.

İşte nihayet o gün bugünmüş demek ki, ofisteki o güzelim kokuyla birlikte benim de canım çiğ köfte çekti. Doğrusu mahallemizde açılan çiğ köftecinin önünden sabah akşam geçmeme rağmen hiç de canım çekmemişti. Tam da annemi arasam mı diye düşünürken, annem beni aradı ve yemeğe davet etti. Dedim ki ‘böyleyken böyle’. Ertesi akşam çiğ köfte yemek üzere sözleştik.

Tabii annem göz kararı yaptığı için şimdilik tarif yok. Bugün sadece püf noktalarla idare edeceğiz. Ama söz, ben ilk çiğköfte yaptığımda nokta virgül tüm teferruatıyla birlikte anlatmaya calışcam.

Çiğ köfte yapımı, düğürcük dediğimiz ince bulgurun mutfak robotundan geçmiş soğan, sarımsak ve domates ezmesiyle bir güzel yoğrulmasıyla başlar. Tabii bu arada tuz, biber ve diğer baharatları da ilave edilir. Yani çiğ köftenin bulguru annemin dediğine göre önceden ıslatılmaz. İçine konan malzemenin suyuyla bulgur elle yoğrularak ezilir ve yumuşatılır. Salçası ve çekilmiş yağsız eti de ilave ettikten sonra yine bileğe kuvvet yoğrulur. Sanıyorum en son da yağı ilave edilip yine bir yoğrulur. Sıkılarak kıvırcıkla birlikte servis yapılır. Serviste önemli olan bir diğer unsur da kavrulmuş kıyma ya da ciğerdir. Çiğ köfte bu ikisinden birine batırılarak yenir. Bir de çiğ köftenin yenecek zaman yapılması gerekir ki sasımasın, suyu çekilmesin. Yanında ayranı unutmuyoruz tabii.

Ben afiyetle yedim. Zaten iki sıkmaç yiyince insanın iştahı geçiyor. Abartıldığı kadar değil, yapımı çok kolay. 250 gramcık düğürcükle de olsa siz de mutlaka deneyin.

PEYNİRLİ İNCE BÖREK


Bu satırları yazıp yayınlamasaydım eğer bu haftaki yazı güme gitmiş olacaktı.*

Geçtiğimiz perşembe günü annemin peynirli böreği geldi aklıma. Biz çocukken yapardı annem. Baktım evde herkes canının çektiğini yapıp/yaptırıp yiyor. Ben de annemden peynirli ince börek istedim. İnce çıtır çıtır bir börek. Üzeri bol susamlı.

Özellikle tembih etmeme ve bloga yazacağım için gerçekten bunun öneminin büyüklüğüne dikkat çekmeme rağmen sanıyorum ifadede yetersiz kalmış olacağım ki annem bana ‘biraz ondan, biraz bundan” demekle yetindi. Benim kendimi geliştirmem gereken en önemli noktalardan bir tanesidir bu: konuşma yeteneğimi geliştirmek. Sağlıklı bir iletişimde etken olan bir çok nokta vardır. Bunların başında da kendini ifade etmek, anlaşılır olmak geliyor hiç şüphesiz.

Tarif bir başka bahara kaldı diyelim. Fakat çıtır çıtır olmasını sağlayan iki önemli unsur var. Birisi içerisinde maya olmayışı, diğeri de açılan yufkaların arasına sıvıyağ sürülmesi. Uzun lafın kısası annemin dediğine göre bir tür baklava hamuruymuş bu hamur.

Flickr’deki fotoğraflara da bakabilirsiniz.

*Bu satırla başlamamın sebebini sanıyorum şimdi anladınız.