BULUTLAR*

 P1130530  

Yeşil dam üstünde kanatlanan bulutlar.

En bi sevdiğim bulutlar,

Beyaz olanları.

Pamuk şekerler gibi beyaz beyaz, öbek öbek bulutlar.

Aşağılarda  süzülmekte…

P1130533  P1130534

Noralia “Efsus teyze, ben dağlara çıkmak istiyorum,

Dağları seviyorum, sen de dağları sever misin?”

Dağlar beni ürkütür be Noralia’m.

Deva:  “Eveeet, dağlar çok güzeeeelll.

P1130535  P1130536

Bulutlar, dağlar, bir de deniz.

Her uçtuğumda dehşete düşüren bulutlar.

Her tırmanışımda hayret veren dağlar…

Ve denizler, her bir dalışta ürküten dipsizliğin adı denizler.

P1130547

*Bulutları yeryüzünden izlemek ayrı da, gök yüzünde süzülürken onları yukarıdan izlemek daha bir başka güzel.

LEYLA ILE KAYS

P1110972

Konuşmacılar: Prof. Dr. İskender Pala ve Prof. Dr. Mustafa İsen. İki zarif insan. 

“Dünyayı Leyla ile Mecnun’dan mahrum bırakmak bizim israfımızdır” diyor üstat İskender Pala. Cümleyi duyar duymaz hemen ajandamı çıkartıp not aldım. (evet hala ajanda kullanıyorum). Hafızam çok zayıf, unuturum, munuturum eve gidinceye kadar, bu cümle önemli, bunu unutmak da ayrı bir israf olurdu.

P1110971

Dünyayı Leyla ile Mecnun’dan mahrum bırakmak bizim israfımızdır.

Acaba nasıl bir başlık atsam, Leyla ile Mecnun mu desem, İskender Pala mı desem, bir Edebiyat Akşamı mı desem? Sonunda Leyla ile Kays’da karar kıldım. Çünkü onun gerçek adı Kays. Sonradan kendini çöllere vurmuş, insanlar da ona mecnun demişler. Mecnun yani deli gibi bir şey ama deli değil, dikkat ederseniz içinde cin kelimesi geçiyor.

Anneme dedim ki cumartesi günü benimsin, bir yerlere bırakmam seni. Yürü gidiyoruz. Tabii annem tramvayla ben her zaman olduğu gibi bisikletle. Aman israf olmasın. Bilenler bilir, annem telefon ve saat kullanmaz. Ben desen, eh işte kenarından kıyısından. Nasıl mı anlaşıyoruz? Dumanla! Dolayısıyla anlaştığımız durak ve zaman çok önemli. Eğer o zaman içinde annemle o bahsi geçen durakta buluşamazsak, herkes kendi yoluna.

P1110974 P1110976

P1110975 P1110973

Sağda Amsterdam Konsolosumuz, sol fotoğrafta ise Mürekkep Edebiyat Vakfı başkanı Hilal doruk hanımlar.

Leyla ile Mecnun Fuzȗlî’nin kaleminden.

Program esnasında annem bir ara eğilip kulağıma bir şeyler söyler:

-Ben Fuzȗlî’yi bundan 55 yıl evvel okumuştum.

-Tabii, anne, okumasan şaşardım zaten.

Derken üstadın sunumu biter, annem eğilir kulağıma, bırakın beni burada sabaha kadar dinlicem. Anne program bitti, yürü gidiyoruz.

Efendim annem öyle bir enerji alır, öyle bir enerji alır ki bu akşamdan, gece yarısına kadar kuran okuyup namaz kılar. Sabah bana bir telefon, teşekkür ederim kızım beni edebiyat akşamına götürdüğün için, dehşet enerji doldum, bu bana bir müddet gider.

16 Ocak 2016 – Amsterdam Kütüphanesi

P1110977 P1110978 P1110979 P1110980

Biz Fuzȗlî’yi ve onun Leyla ile Mecnun’unu İngilizlerin Shakspeare’i ve onun Romeo ve Juliet’i gibi maalesef dünyaya anlatamamışız, anlatmamışız. Fakat hiç bir şey için geç değil. Bakın bir kış akşamı, Amsterdam Merkez kütüphanesinde Fuzȗlî’yi ve Leyla ile Mecnunu konuşuyoruz, salon tıklım tıklım dolu, her yaştan insan var. Romea ve Juliet dünyanın en ünlü trajedi eseri olarak bilinir. Fakat o mevzu öyle değil. Yani üstadlar öyle söylüyor. Hatta Avrupa’da Shakspeare gerçekten yaşamış mı yaşamamış mı diye bir de tartışma vardır. Bunu da ilk defa duyacaktım. Aslında konu şöyle gelişir. Dinleyicilerden bir tanesi Fuzȗlî gerçekten yaşamış mıdır diye bir soru yöneltir.

Evet, Fuzȗlî gerçekten yaşamıştır. 16. Yy’da yaşamıştır, yani İngiliz ünlümüzle üç aşağı beş yukarı aynı dönemin çocuklarıdırlar. Fuzȗlî hakkında en doğru bilgiye kendisinin yazmış olduğu mukaddemelerden ulaşıyoruz. Bu önemli bir kaynak. Tahmin ettiğiniz gibi Fuzȗlî asıl adı değildir. Mahlas olarak neden Fuzȗlî mahlasını seçmiş olduğunu ise Farsça divanında anlatır. Başka şairler ile karıştırılmamak, tek ve orijinal olmak ve kimsenin almak istemeyeceği bir mahlas olduğu için Fuzȗlî’yi seçtiğini belirtir. Aynı zamanda Fuzȗlî anlam olarak da iki anlamlı (tevriyeli) bir şekilde kullanılır. Fazilet kelimesinin ulum vezninde cem’i, diğer taraftan arsız ve hilaf-ı edep anlamlarına gelir, o ilim derecesinde âlimlerle laf atıştırmaya cüret ediyor olmasından dolayı, böyle bir arsızlıkta bulunduğunu kinayeli bir anlatımla yapar.

Gelelim Leyla ve Mecnun’a… Mesnevi şeklinde 3096 beyitten oluşur. Aslen bir Arap hikâyesi olan Leyla ve Mecnun arasındaki aşkı anlatır. Kademe kademe maddi aşktan geçerek, ilahi aşka ulaşan Mecnun’un hikâyesidir bu.

P1110981 P1110982

Bu hikâyenin konusu kısaca şöyledir ancak siz bunu bir defa da bir üstad ağzından dinlemelisiniz: Leyla ve Kays ilkokul yıllarında birbirlerine âşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays’la görüşmesini yasaklar. Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays halk arasında Arapçada “deli” anlamına gelen “Mecnun” diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun’a birçok kişi Leyla’yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla’dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez. Hatta dedesi onu bu dertten kurtulmak üzere Allah’a yakarması için Kabe’ye götürür; ama oğlan deli ya, tam tersine derdinin artması için dua eder. Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Başkasıyla nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurur ve bir süre sonra adam ölür. Bu sırada Mecnun çöldedir ve aşkın bin bir türlü cefasıyla yoğrulmaktadır. Dünyayla bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir. Leyla’nın vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir. Bir gün Leyla çölde onu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden Leyla hayata gözlerini yumar. Mecnun, onun mezarına uzanır ve canından can gitmiş gibi hıçkıra hıçkıra ağlar. Yaradana feryat figan dualar ederek canını almasını, kendisini Leyla’sına kavuşturmasını ister. Duası kabul olur, göklerin gürlemesiyle birlikte âşıklar âşığı Mecnun Leyla’sına kavuşur.

 P1110983 P1110984

Bu hikâyenin sonunda; seven ve sevilen bir olmuşlardır. Âşık kendini madde dünyasından tamamen soyutlamayı başarmış ve sevdiğine ulaşmıştır. Bu noktadan sonra seven ve sevilen diye iki farklı kişiden bahsetmek de yanlıştır; ruhlar ilahi visale (ilahi kavuşmaya) ulaşmışlardır. Bu yüzden artık Mecnun sevdiğini kendinden dışarıda aramamaktadır, bu dünyayı onun yeri kabul etmez. Mesnevide Fuzȗlî, dünyevi aşkı bir basamak olarak kullanıp onun üstünden maddeden ayrılıp tamamen ruha ait olan ilahi aşkı anlatır.

P1110987

Şimdi, bu hikayeden alınması gereken ders nedir? Öylesine dinleyip ah vah edip, hüzünlenip, sonra ‘vay arkadaş ne aşkmış’ deyip geçip gidecek miyiz? Elbette hayır. Gelin bu sizin hafta sonu dersiniz olsun, siz düşüne durun. Ben biraz dinleneyim.

P1110985  P1110989 P1110990  P1110992 P1110994 P1110995

Akşamın havasına öyle bir kaptırmışım ki kendimi, kütüphaneden çıkar çıkmaz karanlıkta karşılaştığım şu manzara ile kendimi bir an İstanbul’da hissettim. Sizce de Galata kulesini andırmıyor mu?