ÇİKOLATALI PARFE

Bu parfenin tarifini Başakşehir’de yaşayan arkadaşımdan almıştım. O krem şanti ile yapmış. Ben onun yerine 2,5 su bardağı sütle bir krema pişirerek yaptım parfemi. Bir avuç da damla çikolata demişti. Fakat ben onun yerine büyükçe bir avuç cranberry kullandım. Geri kalan kısmı aynen onun tarif ettiği gibi. N. anlatırken ‘istediğiniz her hangi bir meyveden iki tane doğrayabilirsiniz’ diyordu. Ben de arkadaşım gibi sadece muz kullandım.

Yapıp parfenizi atın derin dondurucuya iki gün sonra, bir hafta on gün sonra, ne zaman lazımsa çıkartıp misafirlerinize eşinize dostunuza ikram edin. İkramdan önce çikolatalı sos pişirip üzerine dökmeyi unutmayın.


Afiyet olsun!

İç krema için malzeme

  • 2,5 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı nişasta
  • 4 yemek kaşığı toz şeker
  • ¼ paket tereyağı  (oda sıcaklığında)
  • 2 adet kardemom (kabukları soyulup havanda dövülmüş)

İç malzeme

  • 2 adet muz
  • 1 avuç cranberry
  • 3 paket kakaolu pötibör (450 gr.lık üçlü paket)

Çikolatalı sos malzemesi

  • 1 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 2 yemek kaşığı seker
  • 1 yemek kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı nişasta

Üzeri için

  • 1 avuç file badem ya da çekilmiş Antep fıstığı

Yapılışı

  1. Öncelikle tereyağı hariç tüm malzemeleri karıştırarak kremayı pişirin.
  2. Krema soğuduktan sonra eritilmemiş tereyağını bir el mikseriyle (staaf mixer) kremaya yedirinceye kadar köpük köpük karıştırın
  3. Bisküvileri kırıp, meyveleri de doğrayıp içine atın. Bir avuç da cranberry ilavesiyle hepsini bir güzel bir birine karıştırın.
  4. İçerisine poşet açılmış yuvarlak bir karıştırma kabı ya da büyükçe bir tasa parfeyi boşaltın. (ben iki adet ufak bir yoğurt kovası kullanmayı tercih ettim).
  5. Derin dondurucuda bir gece bekletin. Ertesi gün yiyeceğiniz zaman, servisten bir saat kadar önce derin dondurucudan çıkartıp çikolatalı sosu pişirip üzerine dökün. İsterseniz benim gibi üzerine kavrulmuş file badem/ Antep fıstığı serpiştirebilirsiniz.

Not:

Birinci fotoğraftaki sosu hazırlarken şeker yerine, sos piştikten sonra annemin yaptığı vişne reçelinden ilave etmiştim. Böyle bir şey yapmaya kalkarsanız sakın reçelle birlikte pişirmeyin. Ekşi sütü keser. Deneyimle sabittir. Bu söylediğime kulak asın.

BAŞAKŞEHİR DOST MECLİSİ

Hani bir şeyler bazen öyle bir anlatılır ki, efsane gibi. Hayalinizde ne canlandıracağınızı bilemez, uçar gidersiniz. İşte ben de öyle uçup gitmiştim Başakşehir’i zihnimde canlandırırken. Benim aklıma ilk gelen etrafta başakların boy gösterdiği, fıskiyeli havuzlar çevresinde oturabileceğiniz, rengârenk çiçekler arasında kelebeklerin uçuştuğu, yemyeşil bir belde. Neden böyle canlandırmıştım zihnimde onu açıkçası bilmiyorum. Kim anlatmıştı? Buna kim ya da kimler sebep olmuştu? Valla onu da bilmiyorum.
Kocaman kocaman apartmanlar dikilmiş, sonra etrafında ver ha dolaştığımız, sonrasında tekrar tekrar durmayıp ha bire döndüğümüz, her ne kadar isimleri yoksa bile -bizim rotondo dediğimiz- meydan mı deriz Türkçe neyse işte onlardan da bol miktarda yapılmış. Ağaçlar yol kenarlarına dikilmiş ancak, henüz fideden farkları yok. Alış veriş yapacak bir bakkal sadece var… Derken ilk girerken gördüğüm levhayı hatırlıyorum. Başakşehir… Hele bilmem kaçıncı etap… Sonrasında Onurkent. Tam bir şok içerisindeyim. Hayalimde kurduğum, canlandırdığım Başakşehir yıkılıyor birden. Alt yapının altı üstüne geçerken daha dün inşa edilen şehrin her yanından pas akıyor adeta. İsyanın eşiğindeyim… Telefon üstüne telefon ediyoruz. “Cama çıkın, seccade asın, mendil sallayın”. Yolda karşılaştığımız her Leyla’ya adres soruyoruz. Etrafında dolaştığımız meydanların adı da olmayınca, bulunduğumuz yeri anlatabilme çabasıyla elden ele dolaşan bir telefonla altımızda araba, biz adını okuyabileceğimiz bir otobüs durağı arayıp, taksi şoförlerinden medet umuyoruz. Neyse ki, epey bir tur attıktan sonra, akşam olmadan hedefe ulaşıyoruz. (Sabah 8.30 sularında mı çıkmıştım ne yola). Arkadaşımızın evi, yüksek bir apartmanın son katında iki katlı, oda oda bir ev. Her bir odasında ayrı bir açılıyor gönlünüz. Mutfağı deseniz ayrı bir derya. Allah gülerek oturmayı nasip etsin. Amin. Mutluluklarını daim etsin, mutluluklar içinde kılsın InshaAllah. Bakıyorum ki çok onure oluyorum, ben geceliyorum Onurkent’te. :)

Çok geçmeden sofrada yerimizi alıyoruz. Neler yoktu ki soframızda? Açılışı tereyağlı tavuklu keşkekle yapıyoruz. Ben ilk defa yiyorum. Sonrasında demlenmiş çay eşliğinde Allah ne verdiyse… Tepsi böreği, kabak salatası, mantı, ev sahibi arkadaşımın yeğeni tarafından özellikle hazırlanan limonlu kırmızılahana salatası, ayrıca yoğurtlu kırmızılahana salatası, çikolatalı parfe ve adını bilmediğim galeta unuyla yapılmış bir tatlı daha.

Hepsi keyifle hazırlanmış, özenle sunulan ayrı ayrı harikulade lezzetler. Özellikle güne damgasını vuran tavuklu keşkek ve çikolatalı parfeydi. Benim favorim ve aynı gün tarifini aldığım tabii ki de çikolatalı parfe. Pek yakında yayınlanmak üzere, tarif defterimde yerini aldı. Fakat tüm bunlardan daha önemlisi beş çift güler göz idi.