EFSUS.ORG 4 YAŞINDA

4 5

Dile kolay…   dört yıl! Efsus.org bu gün itibariyle dört yılını doldurdu.

1

Pek çok fikrim var (bloğumla ilgili), fakat ne hikmet fikrim Hollandacasıyla yine Arapça f-k-r kökünden gelen ‘piekeren’dan öteye gitmiyor. :( Biliyorum ki hiç bir şey sebepsiz değil. Beşinci yıla adım attığımız şu saatlerde önümüzdeki yılın Efsus.org için daha aktif bir yıl olmasını diliyorum.  

3

2

EFSUS VE SOSYAL MEDYA

Varlık ve yokluk…. Ve ikisi arasındaki ince çizgi…

Neden LinkIdin’de yoksun?

-Bilmem, gerekli mi? Ne işe yarıyor?

 Facebook’un var mı?

– Yoo! O da ne ki?

Paylaşıyorsun.

– Paylaşınca ne oluyor ki, zaten blog yazıyorum ya. Hem o dediğin beni bozar.

 Twitter da mı kullanmıyorsun?  – Soran sorana.

Watsupp?

-Efendim???

Sahi sen nerede yaşıyorsun, dünyalı mısın, yoksa başka bir gezegenden mi? :) :)

Blog yazma konusunda ne kadar istikrarlı ve tez canlı iseydim (her ne kadar geç keşfettim ve buna hayıflandıysam bile), yukarıda adı geçenlerle o denli mesafeliy(d)im. Sonra neden bu gün hayatımda bir dönüm noktası oldu. Facebook’umun sahibi oldum, hem de öylesine, durup dururken. Bir heyecanlıyım, bir telaşlıyım sormayın gitsin.

Aslında sahip olmadıklarım sadece sosyal medya değil. Pek çok kimsenin derdidir, neden televizyonum, magnetromun, bulaşık makinem, cezvem vs. vs. yoktur. Bilmem, yok işte. Gereksinim duymuyorum.  Gereksinmem yok. (Bakın yine bir yok :) )Ya da böyle işime geliyor. Fakat hayatımı yokluk üzerine kurmuyorum. Varlık üzerinden hayata devam ediyor, var olana bakıyorum. Var olanda mutluluk arıyorum, buluyorum da.

Tevekkeli değildir güzel Türkçemizde hikayeye “bir varmıııııış, bir yokmuş” la başlanması. Sahip olduklarınız bir anda elinizden kayıp gidebiliyorken diğer yandan yok olanlar, ve asla sahip olamayacağınızı düşündükleriniz bir anda sanki hep varmış gibi hayatınıza dahil olabiliyor. Dün gibi hatırlarım üniversite yıllarımda, “ah keşke bir evim olsaydı, şöyle anahtarıyla açıp girebileceğim” diye dertlendiğimi. Sanki hiç olmayacaktı, öyle dehşet bir zirveydi ki adeta zirvelerin zirvesi, dorukların doruğundaydı bir ev. Yine aynı yıllarda ‘mecazi anlamda’ da olsa bir evim olduğunda, sanki o zirve bir anda kanatlanıp avucumun içine konmuştu. Sadece ben değil,  destekleyeni-desteklemeyeni, bütün şehir şaşırmıştık buna. Allah’ın takdiri ilahisiydi, duanın gücüydü. Darda kalana yetişilmesiydi bu.

İşte bu gün de bir ‘yüz defteri’ hesabı sahibi oldum. Hadi hayırlısı. Arkadaşlar güzel bir karşılama yapacaklarmış, ben yine pek bir şey anlamadım ama bu da racondan bir ifade sanırım. :)

ÂLÂ

Pekâlâ, yazalım bakalım.

Önce ‘nereden başlasam’ diye bir kaç saniye de olsa an itibariyle uzun uzun düşündüm. Doğrusunu isterseniz bu derginin varlığını bundan bir 7-8 ay kadar önce duymuştum. Bir kaç ay evvel İstanbul’da aldığım bir kıyafetin Âlâ’da yayınlandığından haberim dahi yoktu. Bunu kıyafeti aldıktan sonra görecektim.

IMG_8907IMG_8905

Tevafuk bu ya aylardan sonra, bu gün, google’a ilk defa ‘Ala’  yazıp tıkladığımda şu soruyla karşılaşacaktım: “Blog Yazarı mısın?”

Evet efendim, blog yazarıyım -pek bi ihmal ettiğim- bir yemek blogum var.  :)

Âlâ Dergi her ay bir blog yazarına karşılıklı iki tam sayfa ayırıyormuş. Bu haber hakkında blogunuzda bir şeyler yazıp, yazınızın linkini Âlâ sayfasındaki duyurunun altına yorum olarak paylaşmanız yeterli olacakmış. Eğer bu ay sizin blogunuz seçilirse Âlâ Dergi görsel yönetmenleri sizi arayarak Âlâ Dergide yayınlanacak sayfanızı sizinle birlikte tasarlayacaklar. Bir anlamda Blog’unuzun basılı halini onbinlerce Âlâ okuru ile paylaşıyor olacaksınız.

Âlâ’yı bu girişiminden dolayı kutluyor, katılmak isteyen herkese kolaylıklar diliyorum.

EFSUS.ORG HAYIR YOLUNDA


Efsus.org Islamic Relief’in Amsterdam’da düzenlediği Su & Yetimler temalı etkinliğinde kurumun projelerini destekleme amacıyla bir stand açıp hazırladığı şık sunumla etkinliğe bir parça renk kattı.

 

Leyla emeğini esirgemeyip gün boyu standla birebir ilgilenerek hem efsus.org’a hem de Islamic Relief’in etkinliğine hizmet ederek kuruma önemli ölçüde destek verdi. Sevgili Şerife’nin kutu yapma ve transport konusundaki yardımlarını zikretmeden olmaz. Kendilerine bir kez de buradan teşekkür ediyorum. Başta annem olmak üzere her ikisini istemeden de olsa bir kaç fırçaladığımı biliyorum. Ama onların benim iyi niyetimden şüphesi yok bunu da biliyorum. Hatta bir ara telefona sarılıp ‘benim şirket kurmak ya da fikir üretmek gibi bir sıkıntım yok, benim eleman sıkıntım var’ diyerek feryat etmiştim. :)

Leyla sultan kızları Melinda ve Noralia ile fanı oldukları Zain Bhikha ile birlikte.

Bu benim için bir deneyim oldu. İlk defa böyle bir projenin içinde bulundum ve bu vesile ile kendimi de sınamış oldum. Aslında ilk başta her şey öyle güllük gülistanlık değildi. Haftalarca sabah kalkıp akşama kadar kafamda tasarlayıp, günün taşını kuza kuzun taşını güne çektim, ve her akşam bitap ‘hayır ben bunu yapamam, yapmamalıyım, bu beni aşar, olmaz, yapamam’ diyerek yatağıma uzanıp, her sabah kalktığımda yeniden bir iştah ‘aslında yapabilirim, şunu yaparım, bunu yaparım’ diyerek kafamda tasarlamaya devam ederim. Müthiş bir enerji kaybı. Bu kadar enerji kaybına değdi mi? Evet, yaptığım işin güzelliğini görünce değdi. Sonra ‘la ilahe illa anta subhanak, inni kuntu minazzalimin’ diyerek rahatladım.

Annem ‘kafeterya kafeterya deyip duruyordun, al sana bir günlük kafeterya, bak bakalım nasıl oluyormuş, diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştıysa bile benden kurtulamadı. Annemi iki gün üstelik de gece boyu çalıştırarak evimde rehin tuttum desem… Ama ben daha önce de söylemiştim, annemsiz olmuyor.

Leyla başta kızları olmak üzere kimseye parasız bir poğaça bile yedirmedi. Afacanlar ikide bir ellerinde bir Euro ile “bir poğaça alabilir miyim” diye standın başında bitiveriyorlardı. :)

Standda pek çok çeşit tatlı mı tatlı atıştırmalık yanı sıra tuzlu olarak sadece patatesli poğaça vardı. İyiki de bu poğaça varmış, örneğin Mustafa beyin tatlılarla pek arası yokmuş meğer. Gerçi soğuk poğaça ne kadar ikram oldu o da bilinmez ya. Neyse, hatırımı kırmayıp standımı desteklediği için kendisine teşekkür ediyorum. Atıştırmalıkların haricinde, maalesef henüz logosu olmayan, her biri ayrı bir tasarım olan mutfak önlüklerim ve yine kendi diktiğim masa örtüleri de vardı.

 

Geçtiğimiz şu koskoca yıl içerisinde blogumun yeni yılına bu şekilde gireceğim hiç aklımdan dahi geçmemişti. Efsus.org bu gün itibariyle üç yılını doldurup dördüncü yıldan saatler aldı. Allah’ım sen ne kadar yücesin.

Standımı ve bloğumu destekleyen başta annem ve babam olmak üzere kardeşlerime ve tüm güzel insanlara bir kere daha sonsuz teşekkür ediyorum. Sizin desteğiniz olmasaydı bu çalışma gerçekleşemezdi. Yine sizin desteğiniz olmasaydı yaptıklarımın hiç birini satamazdım. Verdiğim sponsorluğun yanı sıra desteğiniz sayesinde Islamic Relief’in Su ve Yetimler fonuna devede kulak da olsa Efsus.org olarak bir miktar bağışta bulunabildik. Allah gönlünüze göre versin, gönlünüzdekiler sizlere hayırlar getirsin. Amin.

Efsus.org’un yanı sıra sponsorluklarıyla etkinliğe destek veren kardeş stantlardan bahsetmeden olmaz.

İki adet Paris güzeli, iki adet fındıklı kurabiye, bir adet kremalı kurabiye… bunlar ertesi gün sabah kahveme eşlik edenler.

MANTOLU YEŞİL ÖRDEK

Bu gün blogumun ikinci yılı doldu. Sessiz sedasız… yeni yaşımızdan saatler aldık yine. Bu vesile ile bir süre önce yaptığım adı ve tarzı bana ait olan mantolu yeşil ördeğimle selamlamak istedim herkesi. Nice yıllar diliyorum…

Hani pek anlamlı, pek hoş deyimlerimiz atasözlerimiz vardır ya: ‘güzelin uykudan kalkışı, çirkinin hamamdan çıkışı’ bunlardan sadece bir tanesi. Güzellik kişiden kişiye değişebilir, göreceli bir kavram. Fakat pek çok kimseyle bir konuda hem fikir olduğumuzu düşünüyorum: çikolatanın güzelliği. Belki de görecesiz ender güzelliklerden bir tanesi çikolata. Sizin yeşilbaşlı gövel ördek de ister uykudan kalkmış, ister hamamdan çıkmış deyin, isterseniz varsın her ikisi birden olsun, çikolatayla birleşip kahverenginin farklı tonlarıyla arzı endam ediyor. Güzelliğine diyecek yok… Varın tadını siz tahayyül edin. Kahverengi ve yeşil kombinasyonu oldukça şık. Kremalarda kullandığım kakao oranları farklı olduğundan üç farklı tonda kahverengi elde etmiş oldum. Böylelikle yeşil katmanların arasına serilmiş olan farklı kahve renkleri pastama çok zarif pek bir ayrı hava katmış oldu.

Aşağıdaki kompozisyon gibi uzun uzadıya nokta virgül anlatıma bakıp da okumaktan vaz cayacaklar için kısa bir ön açıklama: pasta bir yeşil kek ve üç basit kremadan oluşuyor. Bunu belki bir denklemle daha kolay anlatabilirim.

Mantolu yeşil ördek = [Bir iş çıkışı akşam eve geldikten sonra pişirilip derin dondurucuya gönderilmiş kek]

+ [Akşamdan hazırlanmış biri basit+ikincisi çok basit iki krema]

+ [Ve pasta bina günü hazırlanmış manto krema]

Kekinizi horizontal katmanlara ayırırken kek ne kadar kalın olursa olsun efdal olanı birer cm olmak üzere üç parçaya ayırmaktır. Gerçi parçanın kaç tane olduğu önemli değil önemli olan kalınlığın bir cm’de kalması. Pastanın tepesi de düz olmalı ki üzerine sermek istediğiniz krema tüm yüzeyde eşit miktarda ve kalınlıkta kalsın.

Malzemeden çalmadım, çırpmadım. Akşamdan sağlamca bir temel atıp ertesi gün bu sağlam temel üzerine pastamı kat be kat inşa etmeye başladım. Birinci katın üzerine çikolatalı ganaj sürdüm. Üzerine ikinci kek katını yerleştirip mokka kremayı kalınca döküp sürdüm. Bunun üzerine üçüncü kek katını da yerleştirip her iki kremadan arta kalanları birbirine karıştırıp ince bir katman olarak pastamın çevresini ve üzerini bıçakla yalarcasına düzgünce sıvadım. Daha sonra manto sosu çırpıp tepeden ve ortadan başlayarak dökmeye başladım. Ve buzdolabına kaldırdım.

Vakit darlığından fotoğraf çekimi oldukça hızlı gerçekleşti. Bu bakımdan pastanın tamamen donmamış olması çekim aşaması için ufak bir şanssızlıktı. Fakat gerek tat gerekse görsellik muhteşem ötesiydi. Taze, belki yabancı bir beldedeyseniz emin olabileceğiniz katkısız, ya da ne bileyim yakınınızda bir pastacı yoksa eğer sıradan ev malzemeleriyle yapabileceğiniz bir pasta. Nokta virgül yapılması da gerekmiyor, üzerinde pek çok değişiklik yapılabilir, ilham alınabilir bir pasta.

Kek malzemesi

  • 3 adet yumurta
  • 1,5 su bardağı şeker
  • 3/4 su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı haşlanmış ıspanak* (250-300 gr. suyu süzülmüş ve mutfak robotundan geçmiş olacak)
  • 2 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 yemek kaşığı vanilyalı şeker

Yapılışı

  1. Öncelikle yumurtaları şekerle bir güzel çırpın.
  2. Üzerine sıvı yağı, haşlanmış ve mutfak robotundan geçmiş ıspanağı, un ve kabartma tozunu da ilave edip kek kıvamına gelinceye kadar çırpın.
  3. Yuvarlak bir tepsiye parşömen kağıdı açıp hafif yağlayın.
  4. Kek hamurunu döküp önceden ısıtılmış bir fırında 180 derecede 40 dakika pişirin.
  5. Kontrolünü yapıp fırından çıkartın ve soğumaya bırakın.
  6. Soğuduktan sonra kekinizi üç parçaya ayırın.
  7. Birinci kata çikolatalı ganaj, ikinci kata moka krema yerleştirip üçüncü katı da yerleştirdikten sonra pastanızı mantolayın.

*250-300 gr. ıspanağı güzelce yıkayıp (ıspanak yıkamak son derece önemli, yıkadığınız kabın dibinde kum kalmayıncaya dek 5-6 defa yıkamanız gerekiyor) çok az miktarda suyla 3-5 dakika kapağı kapalı tencerede haşlayıp hemen tel süzeğe aktarın. Suyu iyice süzüldükten sonra robottan geçirip şekerle çırpılan yumurtalara ilave edin.

Çikolatalı ganaj Malzeme ve yapılışı

  • 1 paket %55 kakao oranlı sütsüz çikolata (300gr.)
  • 2 paket kaymak (slagroom) (500ml)

Yine akşamdan 2 paket kaymağı bir taşım kaynatıp kırdığım çikolata parçalarının üzerine döküp bir müddet, yani çikolata parçaları eriyip kremam bir miktar koyulaşıncaya kadar, el mikseri ile karıştırdım. Ve tamamen soğuduktan sonra buzdolabına kaldırdım.

Mokka pasta ara kreması Malzeme ve yapılışı

  • 1 litre sütten bir fincan eksik
  • 8 yemek kaşığı şeker
  • 4 yemek kaşığı un (tepeleme)
  • 2 yemek kaşığı nişasta (tepeleme)
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 3 tane kardemom
  • 1 yemek kaşığı vanilyalı şeker
  • 1 fincan filtrelenmiş acı kahve (4 kaşık kahve)

——————————

  • ½ kg yoğurttan elde edilmiş katık
  • ½ paket oda sıcaklığında tereyağı (125 gr.)
  1. Kardemomların kabuklarını açıp bütün taneleri havanda döverek başlayalım.
  2. Yukarıda çizgiye kadar belirtmiş olduğum bölümdeki tüm malzemeyi soğukken karıştırarak pişiriyoruz.
  3. Kaynadıktan sonra tencerenin altını kısarak bir kaç taşım daha pişirip ateşten alıyoruz.
  4. Soğuduktan sonra, ama tamamen soğuduktan sonra kremanın içerisine katık ve tereyağını (eritmeden, oda sıcaklığında ve parçalar halinde) ilave edip elektrikli bir el çırpıcısıyla (staafmixer) kremamız tamamen homojen bir hal alıncaya kadar çırpıyoruz.

Dikkat edilmesi gereken önemli noktalar:

  • Kremada kullanacağımız katığı elde etmek için yarım kilogram Türk yoğurdunu kahve filtresinde bir gece süzdürmeniz yeterli olacaktır.
  • Kremanın tamamen soğuması özellikle yoğurdun kremanın sıcağıyla kesilmemesi için önemli.
  • Özellikle soğuk kış günlerinde dolaptan çıkan yağın kremayla hemhal olması güç olacak ve yağ parçalar halinde kalacaktır. (Tecrübeyle sabittir). Bu nedenle yağın vakitlice buzdolabından çıkartılıp yumuşamaya bırakılması gerekiyor.
  • Kremayı pişirirken orta ocakta ve açık ateşte pişirmek hem pişme süresini hızlandıracak hem de tencerenin dibine tutmasını engelleyecektir.
  • Mutlaka düzenli olarak ve dipten, kenarlarıyla birlikte karıştırarak pişirin.
  • Mokka kremayı da hazırladıktan sonra akşamdan buzdolabına kaldırdım.

Manto sos Malzeme ve yapılışı

  • 1 yemek kaşığı patates nişastası
  • 2 yemek kaşığı kondense edilmiş süt
  • 2 çay bardağı su
  • 1 çay bardağı kakao
  • 50gr. süt kreması  (200-250gr.lık paket slagroom)
  1. Tüm malzemeyi karıştırıp bir taşım kaynatarak ateşten alıp soğumaya bırakın. Soğuyup donması gerekmiyor. Ilıması yeterli olacaktır. Soğuk bir krema hem donmuş olacak hem de akışkan olamayacağından bununla mantolama yapmak mümkün değil. Krema sıcak olunca da pastayı sıvamış olduğunuz krema eriyeceğinden bu da ideal değil. Dolayısıyla manto sos kreması soğuk ile sıcak arasında olacak. Uzun lafın kısası soğuğa yakın ılık fakat donmuş da değil.
  2. Pastayı inşa etmeden önce kremayı pişirip bir kenara bıraktım. Tüm teferruat, çalan telefon ve kapı zilleriyle birlikte pastamı inşa etmem aşağı yukarı bir saatimi aldı. Bu arada krema da soğumuştu.
  3. Pastanın üzerine dökmeden bir kaç defa bıçaklı el mikseriyle (staafmixer) çırpıp, akıtmaya elverişli bir kaba aktararak pastanın tam ortasından başlayarak üzerine boca etmek en uygun yöntem bana göre.

Tecrübe ve bilgi paylaşımı:

  • Çemberli pasta tepsim olmadığı için ben kekimi normal yuvarlak bir fırın tepsisine döküp pişirdim. Soğuduktan sonra pasta için bir tabak büyüklüğünde, 27 cm. çapında, kekin ortasından yuvarlak bir parça ayırdım. Ve derin dondurucuya gönderdim. Malum ancak ofisten geldikten sonra bir şeyler yapıyorum. Ya da hafta sonuna kalıyor.
  • Keki enlemesine parçalara ayırırken bir bıçak ve naylon iplikten yardım aldım. (bunu yıllar evvel annemden öğrenmiştim). Önce bıçak yardımıyla keke çepe çevre bir çizik attım. Sonra kestiğim bölgeye naylon ipliği yerleştirerek iki ucunu birleştirip bir düğüm atıp iki ucu ters istikamette çektim. Böylelikle kekin her yeri eşit olarak bir cm. kalınlığında kesilmiş oldu.
  • Bir bilgi daha paylaşmak istiyorum: pasta üst yüzeyinin düz olması için kekin alt kısmını pastanın üst yüzeyi olarak kullanmak gerekiyor.
  • Daha önce hazırladığım ganajda %76 kakao oranlı acı çikolata kullanmış ve memnun kalmamıştım. Tadan herkes ağız birliği ile çok acı olduğunu ifade edince bu kez %55 kakao oranlı acı (bitter) çikolata kullanmaya karar verdim.