İKİNDİ ÜZERİ UYUMAK

IMG_0098

1966 yılında babamın bir expat olarak Amsterdam’a ilk adım attığında kaldığı pansiyon, Keizersgracht 770 numara. Değerli hatıralar… Yazıyla bir alakası yok.

Yatağımın hemen karşısında duran saat uyandığımda beşin yirmi geçtiğini gösteriyordu, buna rağmen ocağın kış günleri için oldukça parıltılı bulduğum bir güneş odamın içine dolmuş, kafamı kaldırıp arkaya baktığımda evimin her iki cepheden de ışıklarla dolmuş olduğunu görüyordum.

Beşi yirmi geçiyor olması akşam mı yoksa sabah mı olduğu anlamını taşıyordu?

Günlerden hangi gündü? Ben tam olarak hangi gün uyumuş, hangi güne uyanmıştım?

Pazartesi, salı, çarşamba yoksa perşembe mi olmuştu?

Pazartesi günü doktorumdan randevum vardı. Ona gitmiş miydim? Evet, gitmiştim.

Salı günü belediyede randevum vardı, o ne olmuştu? Evet ona da gitmiştim. Hatta oradan çıkınca bir arkadaşıma da uğramış, hatta onları yataktan kaldırmıştım.

Çarşamba günü eğitim vardı sabah erkenden. Ona geç mi kalmıştım yani şimdi? Geç kaldıysam zaten lokale giremem. İki kere giremeyince de devam etme hakkımı kaybederim. Ama eğer sabah saatleriyse bu hala saat dokuzdaki eğitime yetişebilirdim. Beşten dokuza daha dört saat vardı. Sekizde evden çıksam haydi haydi yetişirdim.

Perşembe günü sipariş vardı teslim etmem gereken? Ben daha aldığım ilk siparişi de mi yetiştirememiştim?

Bir an aklımı oynattığıma kanaat getirdim. Ama kanaat getirebildiğime göre, demek  hala bir aklım vardı.

Tamamen tersim dönmüştü. Derken saatin aslında tam olarak dördü yirmi geçiyor olduğunu hatırladım bir an. Saatimi ben geri almamıştım. Sonra oturma odasına geldim, saat orada da dört yirmi gibi görünüyordu. Derken cep telefonumu buldum. Tamı tamına 16:20 idi, yani akşama doğru. Ama nasıl bir güneş bu, nasıl bir parıltı? Emin olmak için mutfağa gittim, ocağın saati da 16:20yi gösteriyordu. Artık iyice emindim. Saat ikindi üzeri 16:20 idi, o gun hava güneşli olduğu için tam da gün batımı öncesi parıldayan bir güneş vardı. Evet, evet, akşam olmak üzereydi.

Fakat hangi gündü bu gün?

Hemen ajandamı açtım. Günlere baktım, sonra randevularıma. Hangi gün hangisi vardı, tam olarak neleri yapmıştım, neleri yapmamıştım?

Derken ajandamı biraz daha inceledikten sonra bugünün hala salı olduğunu, çarşamba günkü eğitimi kaçırmadığımı, perşembe günkü siparişin de hala emniyette olduğunu anladım, ve kendimi  tekrar pelte gibi yatağıma attım.

Evet, evet asayiş berkemaldi. Derken telefon çaldı. Kalktım inleyerek, annemdi. Bana geleceklermiş, dedim anne, kusura bakma çok hastayım, yarın akşam buyurun. Tamam dedi, hemen ahizeyi mandalın üzerine yerleştirdim, ve kendimi bir kez daha yatağıma attım. Şükür aklıma mukayyettim hala.

Bir an hatırladım, ikindi üzeri uyuyan delleniyor muydu ne? Bu konuda dini bir metin mi vardı? Başka bir ifadeyle “İkindiden sonra yatıp da, delirmeden uyanana şaşarım” mıydı ifade tam olarak? Evet, kulaktan dolma böyle bir bilgiye sahiptim. Fakat aslı astarı neydi bunun? Neden bütün gereksiz şeyleri ben biliyordum? Bu konuya bir el atmak lazımdı. Hemen bilgisayarımı açtım. Şöyle bir karıştırdım.

Konuyla ilgili zayıf bir hadis dolanıyormuş ortada. Fakat pek aslı yok gibi. Yani Kütübü sitte’de böyle bir hadis- i şerif yokmuş. Peki sağlıkla, sıhhatle ilgili bir boyutu var mıydı bunun? Yani ikinci uzeri uyuyunca  beyinde ya da vücutta tam olarak ne oluyor, sistem nasıl işliyordu? Bu konuda da fazla bir bilgiye rastlamadım, ya da ben bulamadım. Evet iyi bir bilgisayar kullanıcısı değildim. Ama bütün bunları değerlendirebildiğime göre hala bir aklım vardı. Çok şükrettim. Elhamdülillah, çok şükür.

Konuyla ilgili bilgisi olan varsa, yazsın lütfen sevinirim.

Bu gun günlerden salı… 17 ocak. Yıl 2017. Saat 16:20 idi, şu an 19:20. Asayiş berkemal. Elhamdülillah.