BU GÜNLERDE… ORTAYA KARIŞIK LAF SALATASI (!)

Bir tembellik, bir can sıkıntısı, bir kasvet, bir bunalımdır gidiyor. Baktım da şöyle  zoraki yaptığım son poğaçayı saymazsak  mutfağım adına bloğum adına aylardır aslında hiç bir şey yapmamışım. Evet yapmıyorum.

Bu arada yine de boş durdum sayılmaz, eskilerden  Temr Hindi, Kardemom, Bayatlamış esmerim ve çikolatalı kaymak  yazılarımı blog taşırken fotoğrafları yok diye yayınlamamıştım, fotoğrafsız motoğrafsız onları yayınladım. Hatta son ikisinin fotoğrafı bile var. Hatta bir de mercimek çorbasına fotoğraf buldum hani şu ucu bucağı kaçmış fotoğraf dosyamdan. İnsan hobi olarak yaptığını boğularak yapar mı? İşte ben onu da yaptım. Boğularak fotograf yerleştiriyorum. Boğularak dikiş dikiyorum. Kim beni fotoğraf çekmeye, yerleştirmeye, dikiş dikmeye zorluyor Allah aşkına? Nefsimden başka? Bu nefis de olmasa, her halde hiç kıpırdamıcam. Aslında boğulmamın sebebi bunları anlamadan, iyi bilmeden yapıyor olmam, onu da biliyorum. Hani her şeyin en iyisini yapmak isterim ya, işte en iyisi olmayınca ben boğulurum. İşin içinden çıkamayınca ben boğulurum. Ama her nasılsa bir şekilde yaparım. Zaten okumayı yazmayı da çok zor öğrenmiştim. Hatta anaokulunu bile çok zor bitirmiştim. :( :(  ne eziyet. Hayatım sürekli bir şeyleri elde etmek için çabalamakla geçti.

Anlamam ama bakma, bu arada dikiş makinem bozulunca makinemin çağanozunu söküp ayarladım ve taktım, nasıl yaptım buna ben de şaşırdım, sonra bir sevindim, bir sevindim, sormayın gitsin.

Ivır zıvır işlerle de uğraştım, uğraşıyorum, örneğin yıllar evvel dikmiş olsam da pek fazla kullanmadığım koltuk kılıfımı bozup bol bol çanta diktim. Öyle çanta deyip de geçmeyin, astarı bile var. Eski pantolonumu kesip çanta diktim. Annemden gelen Güllüoğlu çantasına çeki düzen verdim.

Aslında güzel şeyler de olmuyor değil. Hani demiştim ya, “Pek çok fikrim var (bloğumla ilgili), fakat ne hikmet fikrim Hollandacasıyla yine Arapça f-k-r kökünden gelen ‘piekeren’dan öteye gitmiyor. Biliyorum ki hiç bir şey sebepsiz değil. Beşinci yıla adım attığımız şu saatlerde önümüzdeki yılın Efsus.org için daha aktif bir yıl olmasını diliyorum”.  Hani bunun üzerine Nesrin hanım da gönderdiği yorumunda  “…Umarım bundan sonra her şey gönlünce olur…” demişti ya… ve hani “Allah güzel sözlü kullarından razı olsun” deyip iki damla akıtmıştım ya bunları okurken…  Sonra emaillerime bakınca, olacak bu ya hani, Deli Annem’den kısa bir email gelmiş özetle yedekten büyük kare Lukapu kazanmışım. İşte bu emaili görünce hani bir gülümse belirmişti yüzümde…  Küçük de olsa bloğum adına bir kıpırdanma, bir kıpraşma. Ama teknoloji özürlü olunca insan bu da boğulması için bir neden. İşin içinden çıkamayınca kardeşimi çağırdım. Birlikte boğulduk.

Can sıkıntımın bir diğer sebebi de dünyamızda yaşanan haksızlıklar, hakkaniyetsizlikler. One World dergisini bilenler bilir. Her sayı elime geçtiğinde derdim bir kat daha katlanır. Eğer bir refaha sahipsek buna birilerinin sırtından sahip olduğumuz düşüncesi sıkar canımı. Sırtımızdaki gömleğin içinde 14-15 yaşında çocuk olan Bangladeşli, Pakistanlı bilemedin Çinli kızların göz yaşı, alın teri var. Daha çok kaliteyi, daha çok ucuza alma derdi var herkeste. Makinenin başında üç kuruş için hiç bir sosyal güvencesi olmamacasına har har günde belki on saat gözünün nurunu döken insanların hakkı var. Hoş yıllardır hiç bir dükkandan alış veriş yapmam, ama yine de rahatsızım işte.  Dün gibi hatırlarım kale içinde babamla birlikte ‘batan geminin malları bunlaaaar” diye bağırarak çökmüş atölyemizden elimizde kalan üç beş gömleği  sattığımız günleri. Bir ramazan ayı, önümüz bayram, “abi daha pantolon da alcam çocuğa, beş versem yeter mi? ” Ya kardeşim ben batmışım zaten beş versen n’olcak on versen ne?  Ver hadi kardeşim ver, “Abi hakkını helal et”. Helal olsun.

P1050144

Modaymış, peh! Şu omuzlara yüklenen yükün ağırlığını hissedebilir misiniz?

Dergide yazdığına göre Hollanda’da 29 Euro’ya satılan bir T-shirt Bangladeş’teki konfeksiyonda 18 Euro cente dikiliyor. 18 Euro değil, Euro CENT, yani bildiğiniz kuruş. Bunun tek bir adı var MODERİN SÖMÜRGECİLİK. Ya da İNSAN ÖMRÜ TÜCCARLIĞI! Medeniyet mi bu? Medeniyet bu mu? Bu medeniyet mi? Tüketiciye sormuşlar da, 50 Euro’ya aldığı pantalonu 55 Euro’ya almayı kabul ediyormuş, iş sanki sadece tüketiciye kalmış. Kimse patron ağalarından bahsetmiyor.

P1050145

Gerçi bütün bu olan bitenin, sigara içerken rahatsızlığınızı dile getirip, “ben görmeyeli sen kötü kötü huylar mı belledin bu sigara da neyin nesi”  dediğinizde, dudak bükülerek ve küçümsenerek telaffuz edilen “Alın terim mi sanki, ben cebimdeki paraya bir kere sigara alıp içtiğimi hatırlamam, bu senin geçen yıl getirdiğin sigara, yani babanın parası” sözünden ve zihniyetinden farkı ne ki? İnsanın kardeşi söylerse bunu elin Hollandalısı, İngilizi elin Bangladeşlisi için, Çinlisinin emeği için, söylemiş göz yaşını, alın terini hiçe saymış çok mu? Baba evladına “senin kardeşlerinden bir fazlalığın C’deki evin mi? Bir tavşan payı yaparsam o evi de alırım elinden” der mi? Artık oğlunun elinden başka nelerini aldı da “o evi de” diyorsa? Baba evladının ocağını söndürür, yuvasını yıkar mı? Tavşan payı yapmak ne demekse artık?

Ha, bu arada Face Book bana göre değil, onu da anladım, hoş zaten de tahmin etmiştim ya. İşte bir sıkıntım da bu: hem var, hem canımı sıkıyor: acayip bir ikilem. Yoksa tüm bu sıkıntılarım burcumun kahrından mıdır nedir? Kaygı bozukluğu mu? O zaten kesinlikle var, yok demedim hiç.

Yorum Yapın