WATERLOOPLEIN BİT PAZARI

 

2012 yılında kaleme almışım Noordermarkt bitpazarı yazımı. Hala yayınlıcam da yayınlıcam. Fakat bu cumartesi hiç olmadık bir şey oldu. Yıllardan sonra ilk defa Waterloo meydanındaki hani o belediyenin hemen dibindeki bit pazarına gittim. Niye mi? Anlatim.

Hani benim en bi, ama en bi sevdiğim pazartesi günleri kurulan ve hala yazdığımı yayınlayamadığım canım güzel Amsterdam’ımdaki canlar canı bit pazarım var ya işte orada bir ayakkabı gördüm izin günümde. Bordo. Ancak ne var ki ben lacivert istiyorum. Yıllardır lacivert ayakkabı ararım. Maalesef piyasada yok. Neyse 60’lı yıllarda yapılmış, inansam mı bilemedim, lacivert bir ayakkabı var ancak ben pek oralı değilim. İlle de o bordonun laciverti olacak. Adam dedi ki Waterlooplein’deki bit pazarında daimi yerim var, oraya sizin için getireyim, tam ayrılırken “tamam görüşürüz o halde, inşallah” deyiverdim, pek bir alışmışım ağzımdan çıkıyor. O da inşallah görüşürüz dedi. Aslına öyle aman aman abes değil. Hollanda literatüründe ‘inşallah’ var. Tabii herkes bilmeyebilir. Neyse gelelim bu cumartesiye. Tüm pazarı aradım taradım ve adamı buldum. Tek bir ayakkabı bile yok. İstediğim kadar fotoğraf çekebilirmişim.

Birden a, a, Türk çay bardağı mı görüyorum. Derken Frank başladı Türk çay bardaklarının hikayesini anlatmaya. 1970’li yıllardan kalmış. Bir Türk arkadaşlarından hatıra. İlle tutturdu ben bu bardakları size hediye etcem diye. Hani o gün ayakkabıları getirmemiş başka mal getirmiş ya bir nevi kendini suçlu hissetti de özür babından mı hediye etmek istedi neyse. Aile kaza geçirip yaşamını yitirir, kendi annesi babası da yaşamlarını yitirir. Ben de olacak bu ya, Allah rahmet etsin deyiverdim birden, yani tam olarak ‘Allah yarhamuhu’ dedim, bu kez de amin’le karşılık verdi. Artık ben mi bir bakış attım, yoksa o mu dayanamadı karısının Müslüman olduğunu söyledi, nasıl olduysa velhasıl karısı müslümanmış. Ne yani Hollandalı karısı Müslüman mıydı yani. Yok, Hollandalı değilmiş, Mali’liymiş. Bak sen Allah’ın işine.

Neyse tüm pazarda bol bol fotoğraf çektim, hava da güzeldi. Ben buraya yıllar yılı neden gelmemişim diye hayıflandım. Üstelik bir keresinde uçakta gördüğüm turistlere bit pazarına da uğramalarını sıkıca tembihleyince hani şu belediye binasının dibindeki pazar mı diye sordular, rehberde öyle yazarmış. Bu nasıl turist rehberi Noorderkerk bit pazarı yazmıyor, siz bırakın Waterloo’yu gelin beni dinleyin demiştim. Kırk yılda bir bilgelik tasladım, vakıa o ki tasladığım bilgelikten bugün utandım. Yine de bit pazarı deyince ille de Noorderkerk bit pazarına salın beni.

Fakat bence her iki bit pazarının da keyfi ayrı. Eğer çapıt yanı sıra tabak çanak cinsi almak istiyorsanız mutlaka bir pazartesi sabahı Noorderkerk dibindeki bit pazarına uğramalısınız. Diğer her şey için Waterloo meydanındaki pazar çok keyifli. İlk fırsatta bi daha gitcem insallah.

Nasip kısmet iste, bit pazarlarıyla ilgili yazı serime Waterloo ile başladım.

Adres: Waterlooplein yani Waterloo meydanı.

Daha teferruatlı anlatmam gerekirse şöyle: ister bisikletle hızlıca, ister yürüyerek salına salına, Dam meydanını geçiyorsunuz, Dam straatı da geçiyorsunuz, Oude Hoogstraat, peşinden Nieuwe Hoogstraatı da geçiyorsunuz. Sonra sağa dönüyorsunuz. Biraz daha gittikten sonra sağdaki binanın arkasında zaten o size kendini haber ediyor.

Yorum Yapın