RUTİNLER

1

Annemle rutin Vondelpark yürüyüşlerimizden birini yaptık dün yine. Yani başlangıç itibariyle rutindi. Dönüşte güzel bir dükkancığa uğradık. Maksat öylesine bi dolaşmak olsun. Bir koltuk gördüm. Oturabilir miyim? Tabii ki oturabilirsiniz. Aman koltuk pek bir rahatmış. Gel anne sen de otur. Annem: amaaan, bizim evdeki o siyah sandalyenin aynısı, demesin mi?

Yapma anne, o nere, bu nere? Dur bir kere daha oturayım. Sahi bu koltuk ne kadar? Koltuk hele bilmem hangi dehşet fiyattan hele bilmem hangi ucuz fiyata düşmüş. Kelepir. Madem de hani o evdeki yırtık bilgisayar sandalyesinin aynısı. Şöyle bir düşündüm, alsam nasıl götürürüm. Atım yok arabam yok. Olacak bu ya dükkancı sevimli kadının da arabası yokmuş. Sahi ben sizden acayip bir enerji aldım, bu nasıl bir enerji böyle? Kadın bir kahkaha daha atıp teşekkür etti. Derken ayrıldık.

Ben bisikletimi çözerken annem de bari tramvaya doğru yürüyeyim, benim beklememe gerek yok dedi. Haklısın anne sen boşuna bekleme, evde görüşürüz, yalnız ben önce bir çukur yapcam.

-Tamam evde görüşürüz.

Derken bisikletimi nihayet kilitli olduğu yerden çözdüm ancak ne var ki aklım koltukta. Acaba anneme söz verdiğim üzere çukura mı gitsem, yoksa dönüp tekrar o dükkana mı? Dükkan mı, çukur mu? Sağa mı dönsem yoksa sola mı? Aman Ya Rabbim nu nasıl bir ikilem. Hava çok güzel yağmur yok, fırsat bu fırsat. Bir delilik yapmalıyım. En iyisi ben şu koltuğa bi koşu gidip tekrar bir bakayım.

Delilik, evet, rutinin çarkına şöyle bir çomak soktum.

Biraz çabuk geldim evet. Annemim yanında sesimi çıkartamadım da. Şu koltuğa bir kez daha bakmak istiyorum, hatta onu almak istiyorum, sizce bunu bisikletle götürebilir miyim? Sizde halat filan var mıydı? Valla çocuğum her şey var da halat var mı bilmiyorum diyerek deposuna dalar kadın. Ve çok geçmeden kahkahalarla bak ne buldum diyerek gelir yanıma. Kuşak! Harikasınız. Peki bağlayabilir misiniz? Tabii çocum bağlarım, sen hadi kapıyı aç, ben koltuğu getireyim. Tamaaam, yalnız önce ödemeyi yapayım.

P1110580 

Bisikletle çok eşya taşıyan gördüm ama bir gün benim de bisikletle koltuk taşıyacağım hiç aklıma gelmemişti. Atım arabam yok ama, bisikletim var, bir de yürüyebiliyorum. Yürüyebilmenin sadakasını vermem lazım. Tebessüm eden bakışlar arasında karşılaştığım insanlarla selamlaşarak kalabalık olmayan ara sokaklardan tıpış tıpış yürüyerek bisikletimin tepesinde kuşakla bağlanmış bir koltuk, annemlere kadar geldim. Zili çalıp kardeşimi çağırdım:

-Lütfen alış verişlerimi taşımaya gelebilir misin?

-Tamam abla geliiim.

Yukarı çıktığımda çoktan kıyamet kopmuştu. Bir papara yiyeceğimi biliyordum da bu kadarını beklememiştim. Anne tamaaam. Tamam annneee. Hadi yapmaaa. Anne lütfen, çok kırıldım. Annee hadi amaaaa. Anneeee çok rica etcem, lütfen amaaaaaa……….

Derken sessizlik………………

Bayağı bir sessizlik……………………. Sessizliği bozan tek şey annemin tövbe estağfirullah’ı, ve herkese sinir olduğunu açıklaması. Ve dahi cıkırdaması falan filan.

-Bari namazıma devam edeyim! Sen parana sadece….. evet sadece bi….. sadece bi uçak bileti alıp seyahate çıkabilirsin! (Eskiden annem parama ev almam gerektiğini söylerdi. Ben de böyle isterdim. Ancak şimdilik kazandığım parayla asla bir ev alamayacağımı öğrendiğimizden beri ev mevzu istemiyorum. O yüzden annem de ne diyeceğini şaşırdı birden. Zavallı kadın n’apsın.)

Evet anne sen namazına devam et, bakma bana. Ben parama bir uçak koltuğu aldım, onu da oturma odasının baş köşesine koydum geniş geniş oturuyorum, hemi önümde ayaklarımı uzatacak yer de var. Neyse ben de bir abdest alayım.

– Tövbe estağfurullah.

Yine sessizlik…. Çoraplarımı alıp elime, kuruluyorum koltukçuğuma. Annem:

-Hah işte öyle kızım, otur koltuğuna orada giyin. Ben tebessüm etmekle yetiniyorum, konuşmaya ne mecalim var, ne de vaktim. Namazımı kılıp oturma odasına tekrar geliyorum ve hemen koltuğuma kuruluyorum. Annem bana yemek hazırlamış. O servisi yaparken, ben büyük harflerle konuşmaya başlıyorum. BİLİYOR MUSUN ANNE, BEN DÜN DAHA KÖTÜ BİR ŞEY YAPTIM!

-Ne yaptın?

-Bir şey satın aldım. DÜN KENDİME BEŞ EUROYA BİR DEMET ÇİÇEK ALDIM!

Bu kez gülüşmeler, iyi yapmışsın kızım.

-Sadece o kadar da değil. GEÇEN HAFTA DA ÇUKURA GİTTİĞİMDE İKİ EURO HARCAMIŞTIM.

Yine gülüşmeler, KENDİNE HER ŞEY ALABİLİRSİN AMA BANA ALAMAZSIN. Uff, emir büyük yerden geldi. Zaten doğru düzgün bir şey aldığım ve yaptığım yok, yapma annee. Hem biliyorsun indirimdeydi, sen de duydun.

– O tezgahtar numarası! Bir büyük fiyat koyuyorlar bir de küçük fiyat koyuyorlar. Satış numarası bunlar.

Neyse ne, tüm koltukların fiyatı sabitti, sadece bu indirimdeydi ama. Hem kadın akşama kadar dükkanda boşu boşuna mı otursun? Ben de akşama kadar para kazanmak için koşuşturuyorum. Dükkancı da kazansın parasını.

– Ne yani elin kadını para kazansın diye, biz koltuk mu alacağız?

Yapma annee, ihtiyacımız olduğu için aldık.

 

Derken annemle birlikte dolmalarımızı doldurur, sarmalarımızı sararız. Çok geçmeden babam gelir camiden.

-Ben bir kahve içeceğim, size de yapim.

Yok bizim işimiz var, sarma sararken kahve içemeyiz dediysek de emir bu kez daha büyük bir yerden gelince fazla ses etmedik.

Biz kahvelerimizi içip sarmalarımızı sarmaya devam ederken babam da televizyonunu açar ve bir tenis müsabakası bulur, bir taraftan da bizimle sohbet ediyor. N’aptınız Vondelparkta, kalabalık mıydı?

Annem:

-Evet vardı işte millet, kimileri de tenis oynuyorlardı işte bunlar gibi.

-Siz de oynasaydınız, siz de oynadınız mı?

-Orası özel yerler, tenis kortu, kayıt oluyorsun, randevulu filan.

Ben bu kez dayamıyorum. Yani annem paralı demek istiyor. Paramız yoktu onun için tenis oynayamadık. Sadece dolaşıp geldik.

Annem o esnada kahvesinden bir yudum almıştı ki gözleriyle öyle bir bakış baktı bana ama ne bakış, o aldığı yudumu zar zor yuttu ve ekledi, paramız mı yoktu????? Bu lakırdı koltuğa bir atıftı. O gözler aman Allah’ım. Annem o iki göz ve yüz ifadesiyle, işte o çehre, onunla tüm derdini anlatabilirdi bana. Ben her zaman anlamayabilirim o başka. Bu söz üzerine aldığım koltuğu hatırlardım. Kahkahalara boğulduk birden.

Yorum Yapın