DİBİNE YAKMA

P1110639

Hani önünde bir kurdele kesilecek anlar vardır ya, işte dibine yakmanın hayatımızdaki yeri önünde kırmızı kurdele kesilecek kadar özeldir. Bir numaralı yemeğimizdir dibine yakma.

Yıl 1970. Annem hayatında ilk defa uçağa biner. Kucağında henüz bir kaç aylık olan abim. O günlerde araba nerdeee? Babam şefinin arabasını emanet alır, havaalanında karşılar onları. Eve gelirler. Annem Amsterdam’daki, daha sonra benim de dünyaya geleceğim, bu eve ilk girdiğinde masanın üzerinde üç tane fincan karşılar onu. Birinde şeker, diğerinde kahve sütü ve boş duran üçüncü bir fincan ki o da bulaşıktır… Belli ki kahve içilmiş. Kapıdan girer girmez babam sorar “karnımız acıktı, ne yicik”? :) :) :) (Ben o mizanseni düşünüyorum da, hani ilk defa ayak bastığınız bir memleket, ilk defa girdiğiniz bir ev ve yoldan gelmişiniz… Kucağınızda bir bebek… Ve evde yiyecek hiçbir şey yok… Üstüne üstlük bir de size ne yicez diye soruluyor. İnanılır gibi değil). Annem hemen valizi açar. Bulgur ve salçayı çıkartır. Allah’dan evde soğan ve yağ vardır. Soğanı doğrayıp kavurur, salçasını da yakar. Üzerine yeteri kadar su ilave edip tencereyi kaynamaya bırakır. Bu su kaynayıp hallolduktan sonra bulgurunu da ekleyip kapağını kapatır. Az sonra masanın üzerinde dibine yakma hazırdır. Ne haring ne de geleneksel patates kızartması. İşte annemin Amsterdam’a ilk ayak bastığında yediği yemek memleketten gelen bulgur ve salçasıyla hazırladığı dibine yakmadır.

Annemin ilk defa bir evi olmuştur. Geçer ocağın başına Allah ne verdiyse Türk mutfağının en leziz yemeklerini pişirip taşırır her gün. Hatırlıyorum o evi. İki odalıydı, evin banyosu yoktu. Tuvaleti de mutfağın içindeydi. Evin dış kapısı mutfağa açılır, mutfaktan da oturma odasına geçilir, oradan da küçük bir odaya daha geçilirdi. Evin hepi topu o kadardı. Amsterdam’da yıllar böyle gelip geçer. Sonrasında bir iki göç yaşanır. Ve sonunda yine Amsterdam’da alırız soluğu. Bu kez başka bir evde.

Seksenli yıllardır… Bir gün babam, o yıllarda eşi Türkiye’de yaşayan, bir arkadaşını aniden alır getirir eve. Hemen mutfağa girer ve annemden yemek hazırlamasını rica eder. Gerçi annem alışıktır aniden gelen misafirlere güler yüzle çeşit çeşit yemekler hazırlamaya. Fakat olacak o ya, evde hiçbir şey yoktur o gün. Annem der ki babama böyleyken böyle ve peşinden de ocakta epeydir bir dibine yakma suyu kaynadığını sadece onu yapabileceğini söyler. Babam karınlarının pek bir aç olduğunu, o vakte kadar hiçbir şey yemediklerini, bir şey olup olmamasının çok fark etmeyeceğini, dibine yakmanın yeterli olduğunu ve hemen sofrayı hazırlaması gerektiğini söyler. Hani dibine yakma da babamın başyemeğidir ya, o bakımdan hiç sorun yoktur. Sanıyorum bunun yanında turşu da vardır. Hatta o vakitler yoğurt evde çalınırdı. Ben evde mutlaka yoğurt da olduğundan yola çıkıyorum. Babam ve arkadaşı doyururlar karınlarını. “Elhamdülillah Allah olmayanlara da versin, kimseyi açlıkla imtihan etmesin” diye dua da ederler büyük ihtimal.

Ve yine aradan yıllar geçer. Bu kez doksanlardayız… Annemlerin evi kalabalıktır. Ve misafirlerin arasında babamın yıllar evvel ilk defa evimize gelen ve yine ilk defa dibine yakma yiyen arkadaşı M. Amca ve eşi de var bu kez. M. amca “ben yıllar evvel bu evde bir pilav yemiştim, ama öyle böyle bir pilav değildi, ben hayatımda öyle pilav yemedim, yenge neydi o pilavın adı”? şeklinde söze başlayınca bir dibine yakma sohbeti başlar ki sormayın gitsin. Annem de gayet mütevazı, o gün evde başka hiçbir şey olmadığı için nasıl mahcup olduğunu söyler ve muhtemelen dibine yakmanın suyunun iyice kaynamış olduğu için pilavın çok lezzetli olmuş olacağını söyler. Çünkü dibine yakmanın bulgurunu koyar koymaz beş-on dakika içerisinde pişeceğinden ve hemen tüketilmesi gerektiğinden babam eve gelinceye kadar konmamıştır bulguru. Annem ikide bir saate bakıp durur o gün, “nerede kaldı bu adam, bir gün de vaktiyle gelseydi de şu dibine yakmanın bulgurunu koysaydım” diye hayıflanmıştır muhtemelen. Ocağın altını da söndürmemiştir ki, hani ha geldi ha gelecek beklemektedir. Annem bana hep anlatmıştır, dibine yakmanın suyunun iyiiiiice kaynatılarak bu suyun hallolması gerektiğini, böyle olursa pilavın çok lezzetli olacağını. Ha, bir şey daha var. Eğer renkten feragat etmek isterseniz, domatesin bol olduğu mevsimlerde her ne kadar rengi salça kullandığınızda olduğu kadar kırmızı olmasa bile lezzet açısından muhteşemdir domatesle yapılan dibine yakmalar.

Adına gelince… Vurguyu emir kipinde olduğu gibi son kelimeye koymayıp isim olarak kullandığınızı düşünerek iki kelimeyi de vurgusuz okuyacaksınız. Yani burada bir yemeğin adından bahsettiğimizi unutmayarak emir kipi şeklinde kullanmayacaksınız dibine yakma’yı. Bu yemeğin neden böyle bir adı vardı? Yıllar evvel bunu anneme sorduğumda anlatmıştı: yemeğin üzeri sulu gibi görünse bile, dibi hemen tutan bir pilav türü olduğundan, pilavın yüzündeki suya aldanıp da dibine yakmamak gerektiğinden, dikkat et “dibine yakma!” demişler. O gün bu gün bu yemek bu isimle anılır olmuş. Hep şahit olmuşumdur, kadınlar birbirleriyle konuşurken anlatırlar “ocağa bir dibine yakma suyu koydum…”, ya da “o gün hemencecik bir dibine yakma yaptım…”, ya da “…eve gelir gelmez bir dibine yakma suyu koydum ocağa da karnımızı doyurduk…”, ya da “…hazırda bir dibine yakma suyumuz var, altını yakıp bulgurunu koyalım da hemen karnımızı doyuralım.” şeklinde günlük ev hali konuşmalarında yerini her daim almıştır dibine yakma. Haydi, siz de ocağa bir dibine yakma suyu koyun ve sakın dibine yakmayın! Olur mu? :)

Kalabalık olduğumuz için ölçümüz biraz fala. Tek bir soğan ve bir bardak bulgurla da pek ala yapabilirsiniz. Ölçü şöyle: bulgur pilavı yaparken bir bardak bulgura bir buçuk bardak su koyuyorsak eğer, dibine yakmada su ölçüsü bir iki bardak fazla oluyor. Kaynayıp suyun buharlaşarak kaybolma payı var.

P1110628 P1110629 P1110630 P1110631 P1110633 P1110636

Malzeme

  • 1-2 adet soğan
  • 3 diş sarımsak (siz bunu 9 olarak da okuyabilirsiniz)*
  • 250 gr. Kuşbaşı et (100 g. da olabilir, etsiz de olabilir)
  • 3 yemek kaşığı domates salçası
  • 3-4 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 3 su bardağı pilavlık bulgur
  • 7 su bardağı su
  • Yeteri kadar tuz, kırmızı biber
  • 2-3 kaşık tereyağı

Bizde vardı bir kırmızı biber de doğradık.

Yapılışı

  1. Eti ocağa koyup biraz sıvı yağ ile kapağını kapatarak suyunu bırakmasını bekleyin.
  2. Bu arada soğanı ayrı bir kaba doğrayabilirsiniz.
  3. Kısık ateşte arada bir karıştırarak, kapağı kapalı et suyunu çekince soğanı koyup kavurun.
  4. Soğan kavrulunca peşinden salçayı ve tereyağını ilave edip bir iki de onunla kavurup üzerine 7 bardak su ilave edin. Bu aşamada tuz ve acı isteyenler için kırmızı biber atmayı unutmuyorsunuz.
  5. Su kaynadıktan sonra ocağın altını kısıp tencereyi sakin bir şekilde kaynamaya bırakın. Yaklaşık 1 saat kadar kapağı yarım kaynamalı). Bu suyun bir iki bardak kadar kısmı azaldıktan sonra bulgurunu da ilave edip kapağını kapatın.
  6. Bu kaynama işleminden sonra altını kapatıp yiyeceğiniz zaman da tekrar ısıtıp bulgurunu koyarak da yapabilirsiniz.
  7. Bir müddet sonra yüzü sulu görünse bile dibini kontrol edin. Dibinde su bitmişse ocağı söndürüp beş dakika kadar pilavı dinlendirin.

Dibine yakmanın yanında yoğurt, ya da ayran ve dahi turşu ve hatta ekmek çok iyi gider. Hele de ekmek yufka ekmekse bu daha da efdaldir.

Dibine yakmaya soğanın yanı sıra yeşil biber de konabilir. Bizde kırmızı biber vardı onu kabaca doğrayıp koyduk. Minik minik de doğranabilirdi. Bunun patlıcan ve patatesli olan versiyonları da var. Fakat bizim dibine yakma deyince aklımıza gelen en bi sade olan varsa bu etli yoksa da etsiz versiyonudur.

Ve geliriz iki binli yıllara… Bu yazıyı 2009 yılı sonlarında kaleme almışım. 2011 yılında bir yayınlama teşebbüsünde bulunmuşum ama nedendir yine olmamış. Bugünlere kadar gelmişiz. An itibariyle son noktayı koyuyorum. Mesudum. Annem sadece Amsterdam’a ayak bastığında yediği ilk yemek değil, dibine yakma tarihinde bir ilk daha var. O da blog vesilesiyle annemin anıları eşliğinde tarifinin yayınlanıyor olması. Darısı mercimek cıyıklamasına.

*Anneme yani 1 bardak bulgurla yaptığımız zaman 1 diş sarımsak mı kullanıyoruz dedim. Ben b ir bardakla da yapsam 3 diş sarımsak kullanıyorum dedi. Hoppalaaa. Hele ondan babam bu dibine yakmayı yerken “ben yapsaydım daha güzel olurdu” dedi. Skandal!

Yorum Yapın