LAHMACUNLA İMTİHANIMIZ

Yoğun bakımda yatıyorum. Sabahleyin bir hemşire geliyor ve diyor ki “sizi travmatolojiye geçireceğiz, annenizin durumu ağır onu da akademi hastanesine göndereceğiz. Gitmeden önce bir görüşün, anneniz de yoğun bakımda, fakat o tek kişilik bir odada yatıyor, sizi bölüme geçirmeden önce yatağınızla birlikte annenizin odasına götürelim” diyor. Böylece kısa bir yolculuğa çıkıyoruz. Az sonra yatağım annemin yatağının yanında. Annemin her yanında envai çeşit kablolar ve bunların bağlı olduğu envai çeşit aletler… ve gözleri kapalı.

Sızılar içerisinde güç bela kımıldanıp sol elimle annemin sağ elini tutma çabasındayım. Kısa kısa olanı biteni anlatma gayretiyle biraz konuşmaya çalışıyorum annemle. Bende çeşmeler bozuk. Annemin hali hal değil. Annem hafiften bir gözlerini kımıldatıyor ve soruyor “kızım lahmacunlar nerde?” (şimdi yazarken bile gülmekten kendimi alamıyorum). Lahmacun???? O da ne???? Ben şaşırıyorum. Çünkü biz başka bir dertteyiz. Büyük bir trafik kazası oldu. Arabamız toto loş. 15 dakikada bir morfin yememe rağmen gece sabaha kadar gözümü ne açabilmişim ne uyuyabilmişim. Ağrımdan feryat etsem yeri. (Ama kızların sesi çıkmaz!) Yanımdaki yatakta da yaşlı bir adamcağız yatıyor. Hoş arada perde var, görmüyorum ama, iniltisi beynimde ötüyor adeta, korkuyorum bir taraftan, adam sanki öldü ölecek. Aman Allah’ım ben bir ölünün yanında mı sabahlıyorum? Yanımda sabaha kadar bekleyen hemşire “korkma ben buradayım ölmez, yaşıyor” diyor. Acaba annemle babam ne durumdalar diye düşünüyorum. Ve annemle ilk karşılaşmamda soru “lahmacunlar nerede” oluyor. Güler misiniz, ağlar mısınız? Oysa benim hiç aklıma bile gelmemişti lahmacunlar.

Bu kadar mı? Tabii ki de hayır. Yaklaşık bir hafta kadar sonra hastaneden çıkmışım. Evde yatıyorum. Babamdan bir telefon “kızım arabayı kaldırdıkları yere gittim, arabayı buldum, lahmacunlar hala arabadaydı, onları alıp kuşlara attım”. Eh yani ben şimdi ne diyim. Ne bitmez lahmacunumuz varmış bizim. Aman Allah’ım bu nasıl bir muhabbet?

Efendim hikaye şöyle: bir ramazan bayramının ertesi günü. Annem lahmacun yapmış, misafirleri de var. Bana telefon ediyor, lahmacun yaptığını ve benim de tatmamı çok istediğini söylüyor ve sayıyor bak filan filan da burada diye. Ben gitmiyorum tabii.

Ertesi gün annemlerdeyim, bahsi geçen lahmacundan yiyorum. Babam ısrarla beni arabayla evime bırakmak isteyinceee … olanlar oluyor. Annem bir paket yapıp eline alıyor, beni evime bıraktıktan sonra abime uğrayacaklar, o da tatsın istiyor. Bana da ısrar ediyor ‘ille bir paket de kendine yap’ diye. Ben de zaten yemişim ya orada, istemiyorum. Neden sonra annemin ısrarlarına dayanamıyorum, hadi içine dert olmasın düşüncesiyle iki lahmacun paketleyip alıyorum elime. Aradan 2 bilemediniz 3 dakika geçiyor. Aniden bir araba arkadan gelip tam da evimin kapısının önünde bize tosluyor. Aman ya Rabbim o ne inanılmaz, ne dehşet bir çarpma gürültüsüydü öyle. Derken ortalık ana-baba gününe dönüyor bir anda. Benim o telaş anlarında gördüğüm kadarıyla, bir kaç polis arabası, sonrasında beş ambulans peşinden de iki itfaiye harıl harıl uğraşıyorlar. Hastane hemen karşısı. Vakit adeta geçmek bilmiyor, oysa saniyeler önemli. Ben sokaktayım, ayakta, annemle babam arabada sıkışmış. Ağzımın içinde cam parçaları. Tükürsem mi ağzımdaki cam parçalarını yere? El ne der? Herkes bize bakıyor… Yere tükürülmez! (nasıl yetiştirildiysem?) Yetmiyor bir de Türk’üz ya hani. Sanıyorum biz bu kompleksi bir kaç nesil daha yaşayacağız. Aklım allak bullak… İnanılmaz bir hızla bin bir türlü düşünce geçiyor zihnimden. Yıl 2004, aylardan Kasım, bir çarşamba günü.

Babam, ibadet ehlidir. Bu olaydan bir yıl kadar evveldi… Ameliyattan çıkıp yoğun bakımda yatarken gözlerini bile aralayamadan hafiften bir kımıldanıp “akşam namazı oldu mu?” diye sormuştu. Yine babamın sürekli ev alıp satan bir arkadaşı da ameliyatından sonra yoğun bakımda ayılırken eşinin “yo hayır sen ölmedin, yaşıyorsun” şeklindeki telkinlerine rağmen, kendisinin öldüğünü söylerken hangi evleri satıp hangisinde yaşaması gerektiğini anlatırmış eşine. Anneme gelince, anemin eline ver her gün iki kilo un onunla uğraşsın dursun, ikram etsin, yedirsin-içirsin. Hoş annem yoğun bakımda söylediği hiçbir şeyi hatırlamıyor. Hatta orada yattığını da hatırlamıyor ama şimdilerde biz bunu anlatıp anlatıp gülüyoruz: lahmacunlar nerede? Annem artık iyice anlamış, kanaat getirmiş: bir insan bu dünyada ne ile uğraşırsa, öte dünyada onunla haşr olacak.

Lahmacunlar burada, efsus.org‘da :) :)

Gelelim annemin elinden meşhur lahmacunumuza:

Lahmacunla ilgili

tüm detaylar için lütfen bir sonraki yazıma bakınız.

Lahmacun içi

  • 1 kg kıyma
  • 2 adet soğan
  • 5-6 sarımsak
  • 2 adet acılı ya da acısız yeşil ya da kırmızı biber
  • 2 tatlı kaşığı kırmızı biber
  • 1 yemek kaşığı biber salçası
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • 1 tatlı kaşığı karanfil
  • 1 çay kaşığı tarçın (opsiyonel)
  • 1 demet maydanoz


Yorumlar
  • ibrahim gormez diyor ki:

    eh be yavrum Allah iyiligini versin okurken guleyimmi agliyayimmi diye tereddudler icin kaldim ne kadarda guzel anlatmissin hele birde bu hikayeyi okumazdan bir gun evvel Allah uzun omurler versin annenin o meshur lahmacunlarindan kana kana yimis oldugumdan bu hikaye bana daha cok tesir etti masaallah annen hakikaten iradesi saglam rahmetli reyhan yengenin deyimiyle gayet entellektuel olan annen tum zorluklara ragmet kendini gayet guzel yetistirmis bildiklerinin ve hamaratliliginin cok az bolumunu aciga cikarmasina ragmen pirlanta gibi 5 evlat yetistirmis muhterem bir insan ne mutlu sizlere boyle bir anneye sahip oldugunuz icin tekrar ellerine saglik insaallah birdahaki seferde bende bulusmak umidiyle selamlar yavrum

    • efsus diyor ki:

      Eksik olma Ibrahim amca, kirmadiniz geldiniz, ayaginiza, gonlunuze saglik. Ah annem evet, annem cok onemli bir hatundur. Ondan ogrenmemiz gereken cok sey var. Bir kere ne yokluktan sikayet etti, ne de hastanede kimildamadan aylarca yatarken sikayetlendi. Allah saglikli uzun omurler versin. Amin

Yorum Yapın