ANNEMSİZ OLMUYOR

“İş kurdum annemi cumartesi işine aldım”, diye takılıyordum. “Olur, gelirim, gencim yakışıklıyım, cebimde param da var diyerek gelirim” dedi annem. Güldük. Hatırlıyorum babamın böyle dediği günleri. Cumartesi işine giderken babam kravatı takar, elini cebine atıp bozuk paraları (iş için gerekliymiş bozuk para) şıkırdatır ve böyle söylerdi. ‘Tam olarak neresiydi?’ diye sordum babama. Ben sanki Tip de Bruin diye hatırlıyordum. “Yok” dedi, orada başka bir arkadaşı çalışıyormuş. Babamın çalıştığı yer City Huis imiş. Diğerine oranla biraz daha lüks, fakat şimdilerde yerinde yeller esiyor.

Neyse, annem biraz fazla kaptırmış olacak ki kendini, cumartesi sabahı başlamış poğaça yapmaya. “Hayırdır, yoksa havaya mı girmeye çalışıyorsun, ben seni akşam işine almıştım, bak sen bana akşam lazımsın” derim. Bu kardeşimin programı için. Bana söz verdiği üzere benim etkinliğim için akşam gelecek. Tüm malzemeleri masanın üzerine hazırlarım… gelince hemen işine koyulsun, kargaşa olmasın diye.

Gece saat 01.00’de ancak biter tüm hazırlıklarımız. Zaten her şey taze olsun düşüncesiyle ikindi üzeri geçmiştik ya işimizin başına. Son tepsiler tezgahın üzerinde, sondan bir önceki iki tepsi fırında. Masa toplanıp üzerine pişen kekler ve peynirli, kıymalı, patatesli poğaçalar yerleştirilip üzerleri örtüldü, yerler silindi. Bulaşıklar yıkandı.

Bütün bir akşam annemle didişip durduk. Biz annemle didişmeden mutfakta çalışamayız. Hele çamaşır hiç seremeyiz. Didişip güleriz. “Ne kadar mütevazısın” dedim anneme, bir ara hamur yoğururken neredeyse bırakıp gidecek diye korktum. Babam tutturmuştu, “o ne kadar maya öyle, çok oldu… Biraz daha un ilave etmen lazım, hamur kulak memesi yumuşaklığında olacak, …” ve daha neler neler. “Sen olmasaydın, ben böyle bir sorumluluğu asla alamazdım” dedim anneme. Oysa annem yaptıklarının benim vesilemle olduğunu, ben olmasaydım böyle bir çalışmadan haberi bile olamayacağını söyler. Hani çok mütevazıdır ya.

Ertesi gün…

Kapıdan girer girmez, mesai arkadaşlarımdan bir bey, iğne iplik var mı diye sormasın mı? İnanın aklıma gelmişti. Fakat amaaan, demiştim, kim isteyecek. “Olsa olsa bu sende olur diye düşündüm”, dedi yine güldük. Oysa yanıma “bakarsın belki birine lazım olur” düşüncesiyle neler almamıştım ki. Maalesef. Siz siz olun aman bir etkinliğe katılacaksanız yanınıza mutlaka iğne iplik alın. Bakarsınız birisine lazım olur. :)

Bir başkası başı ağrırmış, ağrı kesici var mı diye sorar, inanın o da gelmişti aklıma ama evde yoktu maalesef. Siz siz olun aman ha bir kaç tane de ağrı kesiciyi cüzdanınızdan, çantanızdan eksik etmeyin. Bakarsınız birileri sizden medet umarlar.

Ha bir şey daha var. Ağzı kuruyana, midesi bulanana, ağzının tadını değiştirmek isteyene… Bir kaç şeker, çantada mutlaka bulunmalı.

Ana baba günü millet birbirini yicek adeta. İmza isteyenler, birlikte fotoğraf çekinmek isteyenler, fotoğrafı beğenmeyip tekrar sıraya girenler… Yok, canım, tabii ki de benimle değil. Halbuki podyumun arkasında görmüştüm, karanlıkta eğreti bir yerde oturan mütevazı bir garip çocuk.

Bu millet niye feryat figan eder birini görünce, anlamam. Neyse program biter, imza, fotoğraf faslı da biter bir zaman sonra M. Zain annemle karşılaşır ve ona “dua et” der. Peki, annem ne der? İnşallah, sen de bize dua et demek ister ama hangi dilde söyler meçhul. “O beni anladı” deyip gülmekten kırıyor hepimizi. Dürüst olmam gerekirse ben tanımıyordum. Gece bir arkadaşımı rüyamda görünce ertesi gün aradım ve biraz değişiklik olsun diye akşam olan bitenden bahsettim. Sordum, o da tanımıyormuş, benim gibi hiç duymamış. Yaşlı bir nesilden olduğumuza karar verdik sonra. Ertesi gün, yine karşılaşırız. Kardeşime “bak normal normal bir insan görüyorsun değil mi” derim. O da beni tasdik edip hiçbir gayri normallik olmadığını normal bir insan olduğunu, insanların durumu o hale getirdiğini söyler.

Program bitiminde birden yanımda görünce kardeşimi bile göndermiştim. “Burada beklemeyin ayağımın dibinde, fotoğraf motoğraf çekinilmiyor, izin verilirse ve müsait olursa ben size haber veririm” diye. Bir zaman sonra öğrenirim ki fotoğraf çekiniliyor. Aslında büyük bir hata. Çıkartılacak dersler var tabi. Ortalık ana baba günü, iten kakan… Sonra bir de bakarım adamı ayağımın dibinden alır götürürler. Annem o kalabalığın içinde nerede ve nasıl görür anlamam. (Diğer taraftan adam giderken peşinden sel gibi akan bir kalabalığı görmemek mümkün değil). “Eyvah adamı götürüyorlar, çocuklar fotoğraf istiyorlardı” diyerek deli divane gibi dolaşır etrafımda. Yahu kardeşim adamın menajeri ben değilim ki. Gider… Gelir, adamların keyfi bilir. Bir zaman sonra esas adam gelir de, söz verdiğim fotoğraf mevzuunu hallederim. Neyse bugün, yani salı günü öğrenirim ki aslında adam fotoğraf çekinmiyormuş, hele birilerinin kendisine değmesini asla istemiyor. Kim ister ki zaten. Örneğin ben birilerinin bana değmesini bırakın, etrafımdaki teritoryuma dalmasından bile son derece rahatsız olurum.

Sonra dr. Hany El Banna, pek çok kimse için büyük bir ilham kaynağı, bir garip mütevazı adam da o. Bu yaşta bir adam, Afrika’da ve dünyanın pek çok yerinde pek çok acıya şahitlik etmiş, bu kadar mı enerjik olur, bu kadar mı dik durur, güler yüzüyle? Allah nazarlardan saklasın.

Karnı acıkan, poğaça ve kek yiyen mesai arkadaşlarımın, gönüllülerimizin iltifatlarına rağmen tecrübe edinirim ve anlarım ki, tüm organize ve üzerinde düşündüğümüz detaylara rağmen, sabah 10.00’dan akşam 22.00’ ye kadar kıpır kıpır bir o yan bir bu yana koşuşturan arkadaşlarıma daha iyi bir hizmet sunabilme adına, tüm diğer gerekli evraklarımın yanı sıra hazırladığım atıştırmalıklar için bana özel, ayrı ufacıcık da olsa bir bölüm olması şart. Bir sonraki sefere inşallah.

Yorum Yapın