CRANBERRYLİ CHEESECAKE /ÇİZKEK

 P1110689

Misafirlerime ne yapsam o kadar da havada değilim diye düşünürken derin dondurucuda bir parça cheesecake hamuru, buzdolabında da bir paket taze crannberry bulunca ne yapacağıma karar vermek pek zor olmadı. Ben yine de aşağıda hamur ölçüsü veriyorum.

P1110680 

Yazı/malzemeler ya da yapım aşamaları sizi ürkütmesin. Alt tarafı bir sos hazırlayıp, pişirdiğiniz yumurtalı kaymak karışımının üzerine döküyorsunuz.

P1110671 P1110674

P1110687 P1110673

Aşağıda ölçülerini verdiğim hamur oldukça fazla oluyor. Siz 28 cm’lik kelepçeli kalıbınıza yeteri kadar döşeyip gerisini bir sonraki kullanım için derin dondurucuya kaldırabilirsiniz. Kalıba hamurun yerleştirilmesi elle parça parça ince bir katman halinde olacak. İsterseniz kenarlarına da bir parmak kadar hamur yerleştirebilirsiniz. Sadece altına döşemek isterseniz öyle de olabilir. Artık biliyorsunuz canınız hamur yoğurmak istemiyor, derin dondurucuda önceden hazırlanmış hamurunuz da yoksa tabansız cheesecake de yapabilirsiniz.

 P1110681

Cranberry’nin ekşimtırak, acımtırak bir tadı var. Kış mevsiminde olduğumuz için Amsterdam’da crannberry zamanı. Siz bulunduğunuz yerde istediğiniz kırmızı bir meyveyle bir cheesecake yapabilirsiniz. Prensip şu: meyvenizi damak tadınıza göre az bir miktar şekerle pişirip, koyulaşması gerekiyorsa bir kaşık nişasta ilave ederek yoğunlaştırıp bir sos elde etmek. Burada bir hatırlatma yapayım. Nişasta her zaman soğuk su ile karıştırılıp ilave edilir, pişmekte olan sıcak malzemenin içine asla nişasta karıştırmıyorsunuz, topaklanır.

Malzeme

Hamur için:

  • 1 çay bardağı pudra şekeri
  • 1 adet iri yumurta
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 4 çay bardağı un
  • 75 gr tereyağı (küp küp doğranmış ve soğuk)

Tercihen

  • 1 çay bardağı badem unu/ezilmiş kabuksuz badem

Kaymaklı kısım için:

  • 500 gr yağsız kwark/labne peyniri
  • 1 çay bardağı şeker
  • 100 gr tereyağı (eritilmiş)
  • 2 irice yumurta
  • 2 yemek kaşığı nişasta
  • 1 paket vanilya şekeri

Üzeri için:

  • 1 paket taze cranberry
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • 1 paket vanilya şekeri

Yapılışı

  1. Tüm hamur malzemelerini mutfak robotunun haznesine atıp bıçaklı bölümü ile karıştırıp bir hamur yapın. Hamur bıçağın etrafında toplandıysa hamurunuz olmuş demektir. Ya da benim bugün yaptığım gibi donmuş tereyağını rendeleyerek tüm malzeme birbirini tutuncaya dek elle hamurunuzu karıştırarak hazırlayabilirsiniz.
  2. Yağladığınız kelepçeli kalıbın tabanına ve isterseniz kenarlarına da hamuru parçalar halinde yapıştırarak döşeyin.
  3. Önceden ısıtılmış fırında 150-180 derecede 25 dakika hamuru pişirip soğutun.
  4. Kaymaklı kısım malzemelerini de karıştırma kabına atıp bir çırpıcı yardımıyla tüm malzemeleri tamamen birbirine karıştırın.
  5. Bu karışımı soğumuş olan hamurun üzerine döküp tekrar fırına gönderin. Bu aşamada eğer isterseniz kalıbı tezgahın üzerine vurarak çırpmanın etkisiyle kremaya doldurduğunuz hava kabarcıklarını söndürebilirsiniz.
  6. Bu kez yine 150 derecede 50 dakika pişirip fırından çıkartın ve soğumasını bekleyin.
  7. Cranberryleri bir kabın içinde bol suda yıkayın, arada çürükleri varsa alın. Ufak bir tencerede üzerine şeker ilavesiyle kısık ateşte pişmeye bırakın. Suya kestikten sonra altını açıp suyu çekilinceye kadar pişirin. Dikkat edin yanması an meselesi. Şekerini damak tadınıza göre ayarlayabilirsiniz. Soğuduktan sonra içine bir paket vanilya şekeri ilave edip karıştırın. Fırından aldığınız cheesecake soğuduktan sonra hazırladığınız bu crannberry sosunu üzerine dökün.
  8. Tamamen soğuduğundan emin olduğunuz cheesecake ertesi gün, ya da sabah erken hazırladıysanız akşam geç saatlerde yenmek üzere buzdolabında yerini alabilir. Buzdolabının kokusunun sinmemesi için üzerini bir kapak ya da bir poşetle örtmeyi unutmayın.

Afiyet olsun!

Her zaman yazdığım gibi, pişme süresi fırından fırına değişebilir. Cheesecake yüzeyinin beyaz kalması buna karşın bu beyaz olan kaymaklı kısmın pişerek katılaşması gerekiyor. Biraz sancılı bir süreç evet. Fakat deneyim edindikten sonra hiçbir sorun kalmadığını göreceksiniz.

P1110682

Bu vesile ile, kendisi katılamayıp soframa ayva tatlısı, poğaça ve dolma gönderen sevgili Canan’a bir kez de buradan teşekkür ediyorum.     

NDSM WERF (IJHALLEN) BİT PAZARI

woensdag8-7-2009 139

P1110846    P1110816

Daha çok NDSM Werf bit pazarı adıyla tanınır (en-dey-es-em şeklinde okunur, werf de avlu anlamına geliyor). Fakat resmi adı Ijhallen vlooienmarkt yani Ijhallen bit pazarı. Sadece Amsterdam’ın değil, hatta sadece Hollanda’nın da değil Avrupa’nın en büyük bit pazarı. Diğer bir deyişle kıtamızdaki tüm bit pazarlarının şahı. Web sitesi bile var.

P1110793

P1110876 P1110885

Efendim NDSM vaktiyle tersaneydi. Bildiğiniz gemi tersanesi. Altmışlı yıllarda iş göçüyle gelen büyüklerimiz burada çeşitli kademelerde gemi yapımında çalıştılar. Örneğin o yıllarda NDSM’de kaynakçı olarak çalışmış pek çok Türk’e rastlamak mümkün. Gençlerden de duyarsınız ‘benim babam NDSM’de çalışmış, benim dedem NDSM’de çalışmış şeklinde.

P1110815 P1110804

Hala eski mimarisiyle şu an yıkık dökük duran bu binanın bir kısmında sanatçıların atölyeleri var. Örneğin bir mobilya tasarımcısı, ya da ebru sanatçısı, ya da ne bilim davulculara filan rastlamak mümkün. Ayda bir kez de hem binanın dışında girişte hem de binanın içinde devasa bir bit pazarı kurulur. Aşağı yukarı 450 tezgah bulunuyor. Girişi ücretli. Tuvaleti ücretli.

P1110868 P1110827

P1110812 P1110863

Ne ararsanız, ama ne a-rar-sa-nız mevcut. Yok yok bu pazarda. Kirli paslı olması hiç önemli değil. Annem hep bitli paklanın kör alıcısı olur der. Hollandacasıyla ‘gezelligheid’ denen olgunun dibine vurulduğu yer. Havanın soğuk olması, yağmurlu olması ya da ne bilim kundakta bebeğinizin olması, hasta bir köpeğinizin olması ya da sizin koltuk değnekleriyle yürüyor olmanız, evet bunların hiç birisi bu bit pazarına gitmemeniz için engel değil.

P1110869 P1110881

P1110855 P1110830

P1110880 P1110856

Ameliyat malzemeleri bile var.

P1110844  P1110840 P1110839 P1110838     P1110825 P1110820 

Gelelim fiyat konusuna. Ucuz mu? Değil. Evet ucuz değil. Dehşet fiyatlar söylüyorlar. Örneğin şu gördüğünüz fincanın tanesi on Euro. Yok efendim Royal Albert’mış. Neyse ne, olurunu söyle. Hatta satıcının bir tanesi Türk’tü. Ma-aile geliyorlarmış her ay satış yapmaya. Çok pahalı söylüyorsun dedim. Abla bu Royal Albert dedi. Vaaay, sen de nerden biliyorsun Royal Albert’i dedim. Bu işi yapıyorsan onu da bileceksin dedi. Ama öyle takım filan değil, bildiğiniz tek tük kalmış, eski fincanlar.

P1110795P1110794

P1110805P1110803

İşte şu gördüğünüz maymuncuk bile adeta burda fiyatlar maalesef böyle diyor.

P1110843 P1110849

Ben ne mi aldım? Annemlerin de hala sahip olduğu benim pek bir sevdiğim yetmişli yıllara ait kareli kumaş kaplı bir fotoğraf albümü aldım. Satıcı iki Euro deyince, gel etme eyleme bir Euro olsun dedim, senin dediğin de olmasın benimki de olmasın gel bir buçuk Euro olsun dedi. Hadi dedim olsun.

P1110873 P1110872

P1110852 P1110850 

P1110864 P1110878P1110877 P1110819

Gözümün kaldığı şeyler oldu ama kararlıydım almadım. Fiyatlar gerçekten hiç hoşuma gitmedi. Başka yerlerde elli cente satılan şeyler orada bir iki Euro. Dehşet fark var arada. Sonra satıcılarda bir alım bir çalım. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Kibar insan yok muydu? Evet vardı. Bir babayla oğul fotoğraf çekerken poz bile verdi. Söz verdim kendilerine bu gün itibariyle fotoğraflarını gönderdim. Yine bir satıcı, fiyat sorduğumda kaç Euro ödemek istersiniz diye kibarca karşılık verdi. Adam kibar olunca benim de kibarlığım tuttu iki Euro öderim dedim. Sanırsam bu kibarlık bulaşıcı. Sonra içim bir yandı, kesin fazla söylemiştim. Keşke bir Euro deseydim. Öyle bir yandı ki içim gözüme kestirdiğim bir cam ürününü de yanında hediye olarak istedim. :) huyum kurusun. Adam hiç ikiletmedi hemen onu da paketledi.

P1110814 P1110813

Şu gördüğünüz bebek porselenmiş. Yanlış hatırlıyor olabilirim, kırk Euro mu demişti yoksa yirmi beş mi? Tam hatırlayamadım, geçmiş gün.

P1110802 P1110800

Şu sağda gördüğünüz vazolara Amsterdam deniyormuş, kızın söylediğine göre bunların koleksiyoncusu varmış. İşte bunda da gözüm kaldı. Yirmiden mi ne açmıştı ağzını, hem de ufacık bir şey için. Ama mavisi aldı beni götürdü.

P1110818 P1110817

İşte şu alttaki tabağa da bittim. Ama fiyat bile sormadım. O kadar yani. Neredeyse şeytana uyup şu yetmişlerden kalan tabakları alıyordum. Kararlıyım ya hani son anda bıraktım.

P1110862 P1110858 P1110857 P1110879

Soldaki fotoğrafta 1953 şubatında Hollanda’da yaşanan sel felaketini yansıtan bir harita tablo var. Dedeler de pul koleksiyonlarına dalmışlar. Hangisi satıcı hangisi alıcı pek belli değil. Bizim alt katımızda vaktiyle yaşayan dede ve ninenin de pul koleksiyonları vardı. Hatta hırsızlığa karşı sigortalı olduğunu anlatmışlardı bir defasında. Onlar öldükten sonra acaba oğlu gelini ya da torunları sahip çıktı mı yoksa o da mı böyle yalan oldu aklıma geldi bunları görünce. Dünya gerçekten boş ve yalan. Ama yine de uğraşıyoruz işte. Allah imandan ibadetten ayırmasın.

P1110866 P1110865

Bacım hem kurmuş tezgahı satışını yapıyor, hem örgüsünü örüyor.

P1110801 P1110871

Aslında kurallara göre yeni ürün ya da parti ürünü satmak yasak. Gel gör ki insanoğlu bu, yasak dinler mi? Yeni ürün satan tüccarlara sordum, gerçekten yeni miydi yani? Evet yeniymiş. Ama ben yasak diye biliyorum. Eskiyle yeniyi karıştırıp satıyorum. Bunlar yeni ürünler, şu gördüklerin de eski ürünler. İşte bu tip tüccarlardan da bi dolu var pazarda.

P1110842 P1110841

P1110832 P1110828

P1110799 P1110798 P1110797 P1110796

Çocukların sevdası tabii ki oyuncakçılar ve kitapçılar. Erkek çocukları, kız çocukları, bebe belek. Engelliler, yaşlılar-gençler, bisikletliler-yayalar, yalnızlar, aileler, arkadaş toplulukları, turistler, herkesler orada. Tabii bir de çocuklarda yeme içme hevesi. Onlara bir eğlence olsun. Ucuz pahalı onları pek ilgilendirmiyor. Onlar için felekten çalınan bir gün bu.

P1110823 P1110875

P1110822 P1110821

P1110835 P1110833

P1110848 P1110836

Bir anne- kız önüm sıra atışarak gidiyorlar. Anne diyor ki:

– İçiyorsun ve tuvalete gidiyorsun. Hayır, içme ve tuvalete gitme. Her tuvalete gitmen bir euroma mal oluyor. Tabii her bir içecek için de bir euro harcandığını düşünürseniz tek bir çocuk için sadece içecek ve tuvalet bazında bit pazarının masrafı beş euroyu buluyor. Girişin de ücretli olduğunu hatırlarsak bir bitpazarına gitmenin maliyetini varın siz hesaplayın. Tevekkeli değil bit pazarına nur yağmış denmesi.

 P1110860 P1110861

Şu abinin paltosu milattan fırlamış gibiydi.

P1110808P1110807

Evvel zaman içinde Hollanda’da banyo takımları kum, sabun ve soda şeklinde üçlü takımlardan oluşuyormuş.

P1110806

 

P1110895P1110894

Yırtılan bisiklet koltuğunu kız koli bandıyla yapıştırmış, yine de pazardan vaz geçmemiş.

Valizini kapan, bisikletine atlayan gelmiş.

P1110826 P1110884

P1110889

Ufukta feribot göründü.

İşte şu gördüğünüz an koyunun kuzuya karışma anı. Feribottan inen akıncılar, ve ganimetleri toplamış dönen gaziler. Önce akıncılar inecek ki gaziler binebilsin.

P1110893P1110890

Satıcılar olduğu kadar pazarın ziyaretçileri de tip. Örneğin şu valizli teyze, uzuuunca saçları var, ağarmış olması hiç sorun degil, saçın yarısı örgülü yarısı değil, kahverengi palto, yeşil çanta, lacivert valiz, koyu mavi etek, eflatun pantolon mu pijama mı ayırt edemedim, bir de açık mavi sal. Ben mi? Ben ayrı bir tipim zaten. Günün anlam ve önemine uygun giyindim. Siyah ayakkabı, pembe çorap, deve tüyü rengi pantolon, üstüne mavi üzeri çiçekli entari, lacivert ceket.

P1110829 P1110888

P1110789 P1110882

O gün akşam arkadaşlara bit pazarına gittiğimi anlatınca n’aptın dediler. Tek kelimeyle ba-yıl-dım, dedim. Biz de o zaman yarın gidelim de bi de biz bayılalım diyiverdiler.

P1110810P1110809

Ulaşım şöyle: merkez istasyondan (CS’in tam arkası) Amsterdam’ın kuzeyine (Noord) kalkan üç tane feribot var. İşte onlardan en solda olanına NDSM Werf yazan duraktakine bineceksiniz. Feribot ücretsiz, yanılmıyorsam yarım saatte bir geliyor. Yaklaşık on beş dakika sürüyor yolculuk.

ndsm1

P1110792

Feribottan indikten sonra herkesin akın ettiği yöne doğru yürümeniz gerekiyor.

Ulaşım konusunda İngilizce okumak isterseniz şu linki tıklayabilirsiniz.

Ne zaman gidilir?

Ayda bir kere kurulduğu için kuruluş tarihleriyle ilgili en doğru bilgiyi web sitesinden alabilirsiniz.

Tam adres:

IJ-Hallen
T.T. Neveritaweg 15
1033 WB Amsterdam-Noord

BABAM VE ARKADAŞI İBRAHİM AMCA

P1110640  

Tüm bildiklerimi unuttum. Tüm ezberleri bozdum. Tüm alışkanlıklardan vaz geçtim. Aa aaa, çok özgürüm! Bu arada özgürlük nedir bilir misiniz? Vazgeçebilmektir özgürlük. Bu konu derin, biz soframıza dönelim.

Bildik, ezberledik ve alıştık deyince insanın aklına lahmacun, içli köfte, sarma-dolma, tavuklu yemekler, et yemekleri, köfteler, patlıcan kebapları, yeşil fasulye, ve saire ve saire geliyor. Ha bir de olmazsa olmazlardan pirinç pilavı var, bir de mercimek çorbası. Düşündükçe bu liste uzayıp gidecek. Ha bir de tatlılar var: sütlaç, keşkül, baklava, revani, şeker pare gibi… İşte bu akşam bütün bu bilinenlere sırt çevirdim. Bir bildiğim daha var o da ‘misafire bulgur olmaz’  anlayışı. Bunu daha önce de yazmıştım. Bu anlayışı da hiçe saydım.

Anneme yapacağım yemekleri madde madde geçince, tüm şaşkınlığıma ragmen annem “çok iyi” dedi. İtiraf ediyorum ben bir baş kaldırış bekliyordum ama neylersiniz ki insan her zaman umduğu tepkiyle karşılaşmıyor. Eğer annem onayladıysa o işten korkma, pek bir mesud oldum, korkusuzca atıldım.

Listem şöyle:

  • Mercimek cıyıklaması (çorba yerine) iki gün önce vaz geçtik, çünkü bunun içinde bulgur var, üstüne dibine yakma olmaz, o bulgur, bu bulgur.
  • Erişte çorbası (çorba mı yemek mi tam çıkartamadım ama sulu olduğu için daha çok çorba sanırım).
  • Dibine yakma (pirinç pilavına alternatif, ana yemeğimiz)
  • Fırında patates (pişman değilim)
  • Yeşil salata (çok tüketmemiz lazım)
  • Börek (bu kadarcık kusur kadı kızında da olur)
  • Kabaklı cheesecake (Hollanda-Türkiye sentezi, siz bunu bilinen şekliyle doğu- batı sentezi şeklinde de okuyabilirsiniz).
  • Ve son anda yaptığım me’muniye tatlısı.

Gelelim misafirime. Bu akşamki misafirim ağır top. Ağırlığı adından, yapmış olduğu çalışmalardan, makamdan, mevkiden değil. Baba arkadaşı olması. Hepsi bu. Evet sadece bu. Her bir misafir kıymetlidir. Annemin dediğine göre misafire hizmet Allah için hizmettir. Ancak babanızın ya da annenizin arkadaşı deyince orada bir durun. Üç yıldır mı desem daha mı fazla İbrahim amcaları davet etmek istedim. Evveliyatı var tabi. Sonra ben onlara gittim. Sonra Reyhan yenge hastalandı. Sonra Reyhan yengenin hastalığı kısa bir sürede iyiden iyiye arttı ve geçtiğimiz yıl kendisini kaybettik. Allah rahmet etsin. Sonra biz taziye ziyaretinde bulunduk. Sonra araya başka başka şeyler girdi. Nasip kısmet işte. Derken nihayet randevumuz gerçekleşti.

P1110652

Türk erkeleri çiçek almasını bilmez diyenler hele beri gelsinler.

İbrahim amcayla babamın tanışıklığı bundan yaklaşık elli yıl öncesine dayanıyor. Gezgin babam 1966 yılında adım atar Amsterdam’a, henüz 24 yaşında çıta gibi delikanlı. İbrahim amca ondan daha kıdemlidir, 1964’te üstelik bir miktar İngilizce bilgisiyle gelmiştir, o bakımdan konu dil olunca 1-0 öndedir. Namaz vakitlerini ayarlayabilmek için babam haftada en az bir gün güneşin doğuşunu ve batışını izlemeye çalışır. Böylelikle sabah ve akşam namazlarının vakti bellidir. Geriye kalan üç vakit de gün doğumu ve batımına göre ayarlanır.

Babam genclik Ibrahim amca

Bir şey dikkatimi çekti. O günlerde gençlik beyaz gömlek giyer ve kravat takarmış. Gömlek her daim ütülü.

Tam olarak nerede ve nasıl tanışırlar? İbrahim amca babamların tercümanlığına gelir, öylelikle bir tanışıklık başlamıştır zaten. İşte orada ne olursa olur, tercümanı fıtık ederler. Sürekli bir haksızlık vardır, beriki denk duramaz ver ha karışır. Derler ki sen tercümansın, paranı al otur, suya sabuna karışma. Ancak gel gör ki tercüman delikanlının kanı öyle böyle değil bayağı bir delidir, duramaz yerinde alır başını gider.

Daha sonra babam bir kaç arkadaşıyla bir ekip kurar, der ki, Hollandaca biliyorsun gel İbrahim sen de katıl. “Adama demişler ya hani, ne iyi yaptın, sana da bu yakışırdı, denizde boğulmakta olan birini kurtardın. Adam sorar ‘beni denize kim itti?’. Amcam bu örneği verir ve beni denize atan işte senin baban, der.

P1110651

Gelelim yemeğe, “yediğin içtiğin senin olsun, gördüğün güzellerden ne haber” derler ama, bu bir yemek bloğu olduğu için ben yemekleri de sorcam. O günlerde neler yenilip içildi? Ibrahim amca der ki, bir zamanlar Balistraat’a gelirdik, orada buluşur, sohbet eder, yer içerdik. Yine babanlarla birlikte hep birlikte bir sofradayız şimdi senin evinde. Yıllar çabuk geçiyor.

Efendim o günlerde lahmacun, içli köfte, burma tatlısı filan olmazsa olmazlarıdır bizimkilerin. Bir de eti kendileri kestikleri için her kesimden sonra tava kebabı. Yokluk çektikleri günler de olmuştur, çok sıkı çalışırlar, imkansızlıklar içinde imkan bulmaya çalışırlar, pek çok rahattan feragat ederler, gönüllülük bazında dernekçilik çalışmalarında daha altmışlı yıllarda ve yetmişlerin başında onlar atarlar hep ilk adımı.

 

Oldukça iyi de beslenirler, beslenmek önemlidir. Harama helale dikkat ederler. Etin beslenmedeki yeri kuşkusuz tartışılmaz. Diğer taraftan önemli bir husus var ki insan yediğine içtiğine dikkat etmeli, öyle her bulduğunu yememeli, özenli olmalı. Bu sebepten iyi ki memleket yemekleri var. Ve iyi ki bu gün soframı dibine yakmayla taçlandırdım. Ve iyi ki blogum var.

Ne mutlu beslenmesini bilenlere. Ve ne mutlu şükredenlere.

ŞEFTALİLİ ÇİZKEK/CHEESECAKE

    P1120007

Bu cheesecake’in temelini hepinizin de bildiği üzere ilk yaptığım mangolu versiyonu oluşturuyor.

P1120006 

Aşağıda ölçülerini verdiğim hamur oldukça fazla oluyor. Siz 28 cm’lik kelepçeli kalıbınıza yeteri kadar döşeyip gerisini bir sonraki kullanım için derin dondurucuya kaldırabilirsiniz. Kalıba hamurun yerleştirilmesi elle parça parça ince bir katman halinde olacak. İsterseniz kenarlarına da bir parmak kadar hamur yerleştirebilirsiniz. Sadece altına döşemek isterseniz öyle de olabilir. Artık biliyorsunuz canınız hamur yoğurmak istemiyor, derin dondurucuda önceden hazırlanmış hamurunuz da yoksa tabansız cheesecake de yapabilirsiniz.

 P1110965

Bende bu defa pudra şekeri olmadığı için bu kez hamurumu toz şeker kullanarak hazırladım. 

P1120003

Beni kırmayıp bu gün kahveye gelen misafirlerime ayrıca teşekkür ediyorum.

Malzeme

Hamur için:

  • 1 çay bardağı pudra şekeri
  • 1 adet iri yumurta
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 4 çay bardağı un
  • 75 gr tereyağı (küp küp doğranmış ve soğuk)

Tercihen

  • 1 çay bardağı badem unu/ezilmiş kabuksuz badem

Kaymaklı kısım için:

  • 500 gr yağsız kwark/labne peyniri
  • 1 çay bardağı şeker
  • 100 gr tereyağı (eritilmiş)
  • 2 irice yumurta
  • 2 yemek kaşığı nişasta
  • 1 paket vanilya şekeri

Üzeri için:

  • 1 teneke konserve şeftali (ya da 1-2 adet şeftali pişirilerek kullanılabilir)

Yapılışı

  1. Tüm hamur malzemelerini mutfak robotunun haznesine atıp bıçaklı bölümü ile karıştırıp bir hamur yapın. Hamur bıçağın etrafında toplandıysa hamurunuz olmuş demektir. Ya da benim bugün yaptığım gibi donmuş tereyağını rendeleyerek tüm malzeme birbirini tutuncaya dek elle hamurunuzu karıştırarak hazırlayabilirsiniz.
  2. Yağladığınız kelepçeli kalıbın tabanına ve isterseniz kenarlarına da hamuru parçalar halinde yapıştırarak döşeyin.
  3. Önceden ısıtılmış fırında 150-180 derecede 25 dakika hamuru pişirip soğutun.
  4. Kaymaklı kısım malzemelerini de karıştırma kabına atıp bir çırpıcı yardımıyla tüm malzemeleri tamamen birbirine karıştırın.
  5. Bu karışımı soğumuş olan hamurun üzerine döküp tekrar fırına gönderin. Bu aşamada eğer isterseniz kalıbı tezgahın üzerine vurarak çırpmanın etkisiyle kremaya doldurduğunuz hava kabarcıklarını söndürebilirsiniz.
  6. Bu kez yine 150 derecede 50 dakika pişirip fırından çıkartın ve soğumasını bekleyin. Soğuyan cheesecake ertesi gün, ya da sabah erken hazırladıysanız akşam geç saatlerde yenmek üzere buzdolabında yerini alabilir.

Afiyet olsun!

Her zaman yazdığım gibi, pişme süresi fırından fırına değişebilir. Cheesecake yüzeyinin beyaz kalması buna karşın bu beyaz olan kaymaklı kısmın pişerek katılaşması gerekiyor. Biraz sancılı bir süreç evet. Fakat deneyim edindikten sonra hiçbir sorun kalmadığını göreceksiniz.

P1110964

Fotoğrafta da gördüğünüz gibi tenekeden iki adet şeftali kullandım. Şeftalilerin tamamen suyunun süzülmesi gerekiyor. Ufak bir mutfak robotundan geçirip soğuyan kekinizin üzerine dökebilirsiniz. Ben bir kaşık da limon suyu ilave ettim. 2 adet şeftali fazla bile geldi diyebilirim.

Şeftalinin bol zamanında taze şeftali kullanmak isterseniz kabuklarını soyup doğrayın. Küçük bir tencerede damak zevkinize göre biraz şeker ve su ilave ederek bir miktar pişirin. Koyulaştırmak için soğuk suda erittiğiniz bir kaşık nişastayı ilave edip bu şekilde bir şeftali sosu elde edebilirsiniz.

ERİŞTE ÇORBASI (MERCİMEKLİ)

  P1110641

Yine bir memleket klasiğiyle devam ediyorum. Aslında planda mercimek cıyıklaması yapmak vardı ama yemekte dibine yakma olunca annem o bulgur, bu bulgur olmaz dedi. Bu sebepten erişte çorbasına döndük. Bizde erişte çorbası kahverengi mercimekle yapılıyor.

P1110632

Malzeme

  • 200 gr. Kuşbaşı et (100 g. da olabilir, etsiz de olabilir)
  • 2 yemek kaşığı domates salçası
  • 3-4 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 1/2 su bardağı kahverengi mercimek
  • 1 su bardağı erişte
  • 6 su bardağı su
  • Yeteri kadar tuz

Yapılışı

  1. Eti ocağa koyup biraz sıvı yağ ile kapağını kapatarak suyunu bırakmasını bekleyin.
  2. Bu arada mercimeği seçip içinde bulabildiğiniz taşları çeri çöpü alıyorsunuz.
  3. Et suyunu çektikten sonra üzerine suyunu ve mercimeğini ilave edip kaynamaya bırakın. Kapağını yarı açık koymayı unutmayın.
  4. Mercimek piştikten sonra eriştesini ilave edin ve erişte yumuşayıncaya kadar yine pişirin.
  5. Bir kaç kaşık yağ ile salçayı kavurup üzerine dökün. Bir dakika sonra çorbanız hazır.

P1110634P1110635

Salçayı eti kavurduktan sonra da birlikte kavurup üzerine suyunu ilave edebilirsiniz. Ancak bu şekilde mercimeğin kaynama süresince rengini vereceğinden salçanın kırmızı rengi kaybolur. Renkten taviz vermek istemiyorsanız salçayı çorba tamamen piştikten sonra kavurup üzerine dökerek bir kaç taşım kaynatmanız yeterli.

Erişte çorbasına soğan konmuyor, yani annem öyle diyor.