VILLA AUGUSTUS

 28 29

Tatilim var, param var, yürüyüp konuşabiliyorum ancak ne hikmet pek yerimden kıpraşamamak gibi bir hal içerisindeyim sürekli. Azanın şükrü güneş doğduktan sonra kuşluk namazı kılarak pek tabii verilebilir. Ancak bir de tebdil- i mekan edip sıhhat bularak şükre şükür katmak var.

1VA

Bu gün şeytanın bacağını bir güzel kırasım var. Bu gün her zamankinden bir farklı olasım var. Bu gün durgun sulara gidesim var. Bakalım ne kadar varlık göstereceğim.

2VA

Dordrecht’te bulunan Villa Agustus, otel, restoran, pazar, kafeterya, bahçe ve salonlarıyla, ne ararsanız bulabileceğiniz bir vakit geçirme mekanı. Yaz boyu devam eden konserler, bahçesinde ansızın karşınıza çıkan kah şarkı söyleyip kah dans eden oyuncularıyla bir gezme-görme, eğlence-dinlence mekanı. Web sitesinin bile kendine has bir tarzı var.

43

Bahçesi ki Villa’nın kalbi, çiçek-böcek, meyve-sebze her tür baharat-yeşillik ve dinlenme mekanı yanı sıra çocuklar için ufacık da olsa bir oyun alanı var. Alan dediğime bakmayın, tek bir tahterevalli ve ikili bir salıncaktan oluşuyor.

4647 4849

Kafeteryasında yine büyük kısmı kendi bahçelerinde yetişen mevsim meyveleriyle hazırlanan tartları var dense de, ben limonlu ve karamelli tarttan başkasını görmedim. Sanırım bir iki tür de kek vardı. Gerek bahçede yetişen ürünlerden gerekse fırında pişirilen ekmek, kurabiye türlerinden evinize giderken satın da alabiliyorsunuz. Ateş pahası!

 4VA5VA 6VA7VA

8VA9VA  11VA  13VA14VA

2715VA16VA

Bacım her gittiği yerde mutlaka bir tanıdık bulmalı.

17VA 18 

Masalarda peçete niyetine kocaman kocaman kurulama bezleri var. Teyzeler amcalar bunları üstlerine açıp yemeklerini yiyorlar. Tam bir protokol durumu yani.

2021 2212VA

3VA45 23

Zaten fotoğraflardan da gördüğünüz gibi üç beş çol çocuğu saymazsak gerisi hep aristokrat.

25 26     

Toplantı, yemek daveti, sunum ya da resepsiyon vermek için bulunan salonlarının yanı sıra limon ağaçları dışarı çıkarılınca sadece yaz ayarlında kullanılan Limonia adında bir serası var.

3031

3233

3435  41

Bir de her tür zamazingonun bulunduğu hediyelik eşya dükkanı var ki ıvır zıvır, entel-dantel her şey mevcut. Burası adeta geri dönüşümün tavan yaptığı bir minik dükkancık. Boyanmış ve ağzı dantellenmiş deterjan kutularından tutun da aklınıza teneke ve plastikten dönüştürülmüş, çapıttan yamanmış, ne geliyorsa her bir çiriş mevcut. Abim bile görse babama fırsat bırakmadan çiriş, çiriş, çiriş derdi eminim. :) Laf aramızda ben bile dedim.

363738394042

Sakın ha, diyerek sıkıca bir tembihleyeyim ki gidenler şaşırmasın. Villa Agustus dediğiniz yer öyle aman aman bir yer değil. Gayet basit, ancak düzenli olduğu için pek bir gösterişli. Hele bahçesindeki sandalye ve masaları hiç görmeyin; hepisi pas içinde, ancak otantik bir hava var hepsinde de. Yani şehir içinde bir köy, ya da köyümsü ama lüküs bir mekan diyelim. Artık pasın, tenekenin, plastiğin neresi lüküsse?

1910VA

Nasıl mı buldum? Çok basit. Zamanın en kısa ifadesiyle “internetten”. Biraz teferruatlı anlatmam gerekirse, Ingrid’in blogu Woodwoolstool ve CafeNohut‘un sahibesi Ayda’nın vesilesiyle diyeyim. İngrid hanım her zamanki gibi yoktu tabii, o hafta perşembe günü olacakmış orada. Hatta perşembe günü gitmiş olsaydık bir buket çiçek de alabilirdik.

24

Amsterdam’a yaklaşık , 1,5 saat mesafede. Önce trenle Dordrecht* şehrine, oradan da 15 numaralı otobüsle beş dakikalık bir yolculuktan sonra kolayca ulaşabiliyorsunuz.

Oranjelaan 7

3311 DH Dordrecht

Telefon: 078-639 31 11

*Sakın ola, siz benim gibi fazladan bir de para ödeyip hızlı trenle gitcem diye aktarmalı gitmeyin. İstasyonlarda inip binerken, ve tren beklerken zaten dolaşmalı giden trenle aynı vakitte ulaşıyorsunuz. Dolaşarak gidin ama tek trenle gidin. Bu gün NS’e hakkatten gıcık oldum. Onların sözünü dinlemeseydim, bindiğim tek trenle güzel güzel gidecektim. Ah NS ben sana ne deyim, bilmem ki?

Bir şey daha var, sabah erken saatte çıkarsanız yola, vakitlice mekanda olursunuz. Nitekim bu yolun bir de geri dönüsü var.

Ümîde sarıl sımsıkı!

Üstad Mehmet Akif sanki taa 1913’de bana seslenmiş. Ne derin bir anlatım, ne içten bir ifade. Yazdan kalma görseller eşliğinde bir seda vermek isterim.

P1050363

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:

P1050364

Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.

P1050365

Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?

P1050366

Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver… Kalma yolundan.

P1050367

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?

P1050368

Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez…
En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye’s ile şirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel’un daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
Nevmid olarak rahmet-i mev’ûd-u Hudâ’dan,
Hüsrâna rıza verme… Çalış… Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

P1050369

Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş…
Sesler de: ‘Vatan tehlikedeymiş… Batıyormuş! ‘
Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
Tek kol da yapışsam demiyor bir taraftan!
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

P1050370

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!
Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
‘İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma.

Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.  14 Mart 1913

P1050372

Köprü açık mı…

P1050373

…yoksa kapalı mı? Kime göre açık, neye göre kapalı?

P1050374

Hadi bu da dinlemek isteyenlere gelsin.

AMSTERDAM’da KOMŞULUK 1

Ah bir evim olsaydı diye dualar ederken bir de bakmışım, ilk defa bir evim olmuş. Heyecan sıkıntıya karışmış, nasıl yaparım, nasıl yetiştiririm, geçim nasıl ederim zihnimde dolaşan pek çok kaygıdan sadece bir kaçı. Henüz eşyanın e’si yokken kapıda beliren ev şirketi yetkilisi bir tanışma günü organize etme derdinde ve şimdilik beni konu komşuyla kapı ağzında tanıştırmaya gelmiş. Derken komşularımla tanışırım.

En alttaki komşu kadın, çocuklar nerede, kaç çocuk diye sorar. Ne sandıysa? Çocuk mu? Çocuk benim ya? Sonra, sahi sen Türkiye’ye ne zaman döneceksin, demesin mi? Siz hiç yeni gelen birine ne zaman gideceksin diye sorulduğunu duydunuz mu? (Ah pardon, evet onu daha önce İstanbul’da da duymuştum. Okul yıllarında İstanbul’da yaşarken, annemi havaalanında karşılamaya gitmek üzereyken , akrabayı taalluktan bir edepsiz  ‘annen ne zamana gidecek’ diye sormuştu). Onun tam üstündeki hanım ters ters bakıp tepeden tırnağa inceler. O zamanki karşı komşum, kapıyı hafiften aralayıp görevlinin maruzatını dinleyince aralıktan isteksiz elini uzatır ve ‘beni hiç göreceğini sanmıyorum, günde sadece iki saatliğine evdeyim, onda da görüşeceğimizi sanmıyorum” deyip kapıyı kapatır. Ben neye uğradığımı şaşırırım, eh yani ben de senin için ölmüyorum ya. Derken onun altına ineriz. Bu kez bir adamla karşı karşıyayız, ev şirketinden gelen yetkili yine eski komşuyla yeni taşınan komşuyu, yani beni, tanıştırmak istediğini söyleyince adam, sizin için şimdi vaktim yok, lütfen gidin der.  Beriki tekrar vaktinizi almayacağız, sizi sadece tanıştıracağım, der. Adam yine vaktinin olmadığını ve gitmemizi istediğini söyler. Yetkili kişi tekrar maruzatını dile getirir, içeri girmek gibi bir derdimizin olmadığını daha önce de bir komşuyu tanıştırmaya getirdiği gibi beni tanıştırmak için dolaştığını, sadece elini sıkıp gideceğimizi uzuuun uzuun anlatır. Ve bu kez adamın “merhaba” demek için vakti vardır her nasılsa. Oysa bu kadar muhabbet yerine çoktan kırk kere merhaba der geçerdik ve bir araba dolusu laf işiteceğime kurban ederdim elimi. Ha bu arada Hollandalılar tanımadıkları insanların elini sıkmazlar. Ben çok meraklıydım sanki tanımadığım insanların elini sıkmaya.

Binaya taşınan ikinci yabancı, hatta diğerinin Surinamlı olduğunu düşünürsek ilk yabancı, ve ilk Türk ve ilk Müslüman olduğumu, hatta sokaktaki yanılmıyorsam ilk Türk olduğumdan böyle olduğunu bugün olanları kafama takmamam gerektiğini, salık veren yetkili bir tanışma günü organize etmek istediklerini ısrarla tekrarlar. Önceleri pek bir sıcak bakarım, adetleri böyle demek ki diye düşünürüm, fakat gelin görün ki bu ilk gün olanlar fazlasıyla canımı sıkmıştır. Sonra yetkili bir gün ‘ev kontrolü’ diye kapımı çalınca kan beynime sıçrar. Fakültede bir arkadaşıma anlatınca, ortaçağda mı yaşıyoruz ev kontrolü de neyin nesi, destur, anlamında bir  şeyler söyler. Derken ertesi gün ve bir gün sonra yetkili yine gelmiştir, yine yeniden beni her iki defasında da evde bulamamıştır. Bulamaması bir şey değil, bir de posta kutuma not bırakır ve  der ki iki defa geldim sizi evde bulamadım, siz gerçekten bu evde yaşıyor musunuz? Komşularla tanışma günü organize edeceğiz. Çaylar, kahveler ve kurabiyeler sizden, davetiye-organize bizden! Bu adam çıldırmış olmalı.

Gündüzleri fakültede olan, okuldan çıktıktan sonra geçim etmek, geçinmek için çalışan ben, yemek için telefon için anneme giden benim evde gündüz saatlerinde bulunmamam bu kadar mı garipti? Hele de yeni  taşınmış, henüz yerleşiyorken. Sahi bu Hollandalıların hepsi 7/24 evlerinde bulunuyorlar mı? Bu arada ben renklerden renklere, şekillerden şekle girer bir dertlere kalırım ki sormayın gitsin. Ertesi gün yetkili kişiden bir kart daha. Geldim evde bulamadım, beni arayın! Telefon ederim, karşıma çıkan görevli kendisiyle görüşmem gerektiğini ve şu an yetkili kişinin ofiste olmadığını ertesi gün, yarım saat sonra, bilemedin üç-beş saat sonra tekrar denemem gerektiğini bildirir. Derken berikinden bir kart daha.  Bu arada ben ver ha fakültedeki arkadaşıma dert yanarım, iki göz iki çeşme. Arkadaşım her defasında ortaçağ zihniyeti, ver cevabını yumuşak yumuşak konuşma, ödlek olma sesini yükselt, cesur ol der. O günlerde telefonum olmadığından evime yakın kulübeye giderim ver ha. Sonra bakarım ki böyle olmayacak, annemlerde yemek yerken bir gün yine ararım. Adam yine ısrarla tanışma günü organize etmek istediğini, komşularla bana oturmaya geleceklerini söyler. Fakat bu süreç içinde benim canım öyle bir su olmuştur ki, son noktayı koyarım. Evet ev sizin, fakat kiracı benim, ben kirayı öderim, gündüz okulda akşam işte olan benim nasıl oluyor da evde olmamı bekliyorsunuz, üstelik de geçen yine kart atmışsınız, geldim evde yoktunuz, sahi siz bu evde yaşıyor musunuz? Bu ne demek? Bu nasıl bir suçlama? Yalnız yaşayan birinin nasıl olur da 24 saat evde olmasını beklersiniz. Kiramı ödüyorum, kiramı ödeyebilmek için evde olmamam olağan bir durum değil midir? Üstelik o acayip insanları eşiklikten öte görmek istemiyorum, son sözüm budur, demem gerekiyormuş meğer. Kırk dereden su getiren adam, beni dinler ve ‘hanımefendi diyecek hiçbir şey bulamıyorum, yerden göğe haklısınız, tamam tanışma günü yok, güle güle oturun, deyi verir. Bu kadar da basittir yani bazen meram anlatmak. Ben bir rahatlarım, bir rahatlarım gider bir şükür namazı kılarım. Bu ne ya? Sen ev şirketi yetkilisi olarak ortaçağ zihniyetiyle ikide bir üzerimde psikolojik baskı uygulayacaksın. Hem daha apartmana taşınırken burun kıvıracaksın, hem de Hollandalıların mahrem saydığı evime gireceksin.  Olacak iş değil. Destur!

O günlerde bu olan biteni kime anlattıysam ilk defa böyle bir şey duymuş. Sosyal kontrolün bir nevi legalize edilmiş hali, yetkili memur eliyle kontrolü elde tutma diyelim. Sizin bir birinizi kontrol etmenize gerek yok, biz ev sahibi olarak, ev şirketi/korporasyon olarak, ve bir adım ötede belediye olarak sizi kontrol etmeye yeteriz. Hollanda özgürlükler ülkesi olarak bilinir, öyledir de fakat özgürlük içinde bir kontrol, ya da diğer bir deyişle kontrol altında bir özgürlük vardır aslında.

O günkü saftirikliğim ve cahilliğimle ‘aman evi elimden alırlar da’ diyerek tırsıp boş bulunarak böyle bir tanışma günü organize etmediğim için yatıp kalkıp şükrederim hala. Yoksa şimdilerde yatıp kalkıp böyle bir aptallığı yaptığım için hayıflanıp duracaktım.

Ve işleri güçleri yok kapı önlerinde Hollandalı amca ve teyzelerin birbirlerine, Türk kızı geldi, Türk kızı gitti, gidiyor, Türk kızının annesi babası geldi, Türk kızının babası gidiyor bak, annesi evde gibi sözleri ya henüz merdivenden çıkarken arkamdan ya da kapıyı henüz kapatmadan söylemiş olacaklar ki hep duyarım. Komşuyu kişiflemek, taciz etmek bu olmalı. İnsan insana davranış biçimi olarak bu kadar mı benzer, pek çok defa şahit oldum, gerçekten de insanlar farklı kıtalarda coğrafyalarda da yaşıyor olsalar birbirlerine işte böylesi benziyorlar.

Eskiden, yani annemlerde yaşarken, bu mahallede zenginler yaşar sanırdım, niye öyle sanırsaydım? Hatta Türkiye’den yeni geldiğim yıllarda pazarcıları çok zengin sanırdım. Hatta marketteki kasiyerleri de öyle sanırdım. Hatta Hollandalıları dedi kodu yapmaz sanır, dedi kodu yapmanın Türklere ait bir şey olduğunu sanırdım. Zaman içinde hepsi yalan oldu. 

Aradan yıllar geçti, o günkü tüm komşularım taşındı gitti, yenileri geldi. Hatta karşıma tam bir kaçık, kendini sosyeteden sanan cadaloz bir Surinamlı geldi ki sormayın gitsin. Derken üç beş yıl oturup o da taşındı. Hani asil ya. Bir şükür de onun taşınması için. Sonra Allah yüzüme baktı da karşıma kibar bir aile taşındı, bu kez Faslı.

Tepemde sabaha kadar dertli dertli arabesk dinleyip göbek atan ve geçenlerde de tüm şaşkınlığıma rağmen sessizce taşınıp giden Türk komşumu saymazsak diğerleri hep faslı ve çocuklu. :) Bir kaç kere ikaz etmiştim onu, güzellikle, kötü yüz olmamak için çok uğraşmış, bunun için çok dua etmiştim. Varsın bu benim imtihanım olsundu. Yaka paça olmak an meselesiydi.  Bazen gecenin üçünde en fazla, sopayı alıp kapısına dayanmak yerine, tavana vurarak lütfen sessiz olur musunuz ben sabahleyin işe gitcem, demişimdir.

Şimdiki komşularım pek bir rahat, çocuklar bolluk çocuğu. Merdiven dairesi baştan aşağı sadece ambalaj değil, iki kere ısırılıp atılan çikolata, iki yalanıp atılan şeker, yerlere atılan ya da duvarlara yapıştırılan sakız, poşeti patlayıp saçılmış cips, gofret, çekirdek, mısır patlağı, hatta çitlenip atılan çekirdek kabuklarıyla dolu. Ama bunlara şükür etmek gerekiyor, bazen bisikletimi almak için kömürlüğe indiğimde kapıyı açıp içeri giremem, çünkü önünde bir motosikletle ya da bir bisikletle karşılaşmak mümkün. Ama bu daha bir şey değil, geçen yıl tam sabah işe giderken yine bisikletimi almak için aşağıdaki  kapıma yöneldiğimde burnumun direğini kiran bir kokuyla karşılaşırım. Birisi kapımın önüne kakasını yapmıştır  bu kez. Hemen ev şirketini arar, bu bir kediye mi ait, köpeğe mi yoksa bir çocuğa mı yahut yetişkine mi ait bilmiyorum, fakat bir şey biliyorum, ben bunu temizlemicem, ben gidiyorum! derim.

Geçenlerde yine beni şaşırtan bir şey oldu. Apartmanın tüm çocukları toplanmışlar, başlarında bir de anne bir iştah merdiven dairesini köpük köpük tepeden tırnağa temizlerler.  :)

Bu temizliğin kaç gün dayandığını varın siz tahmin edin.

Beterin beteri vardır derler. Tüm bu olup bitenlere rağmen, ben evimi, ferah mahallemi pek bir severim.

DİNGİN ŞEHİR AMSTERDAM’da

KADİR GECESİ 2013

P1050238

Amsterdam pek bir dingindir. Tabii aynı şeyi Amsterdamlılar için söylemek mümkün değil.

Dilerim Allah bu gece hürmetine gönlüme, gönlümüze, aileme, eşe-dosta, konu-komşuya, şehrimize, ülkemize ve dünyamıza

Dinginlik verir,

Akıl verir,

Feraset verir,

Birlik verir,

Dirlik verir. Amin.

Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle, bizleri affeyle. Amin

3, 2, 1 POĞAÇA

   3pogaca

Oldukça pratik ve uygulaması hızlı bir tarif, hamuru yoğurup, poğaçaları yapıp doğruca fırına gönderiyorsunuz. Hamuru yoğurdum bekleyim, mayası gelsin, sonra poğaçaları yaptım yine bekleyeyim, kabarsın derdi yok.

Aşağıdaki satırlar bundan bir yıl öncesinden iki ay önce yazılmış. Tarifim misler gibi oldu. Pufuduk, pufuduk poğaçalarımı aldığım gibi Vondelpark‘a attım kendimi.

4pogaca

Bir de bunun 2,2,1 hatta 1,2,1 versiyonunu denesem acaba yine böyle nefis poğaçalar elde edebilir miyim bilmiyorum. Deneyecek olan olursa bana da haber etsin.

5pogaca

—————————————-

Geçtiğimiz hafta sonu ziyaretlerine gittiğimiz Muazzez abladan aldık bu tarifi. Kendisi tam bir yeni tarifler meraklısı. Dost TV’de görmüş bunu. Yapar mıydım bilmiyorum ama annem merak edince bari yazayım dedim. Sonra da kimilerine pratik tariflerin lazım olduğunu düşününce yapıp yayınlamak istedim.

Poğaçaların bir kısmını dikdörtgen bir kalıpla kesip haşhaş tohumuna buladım.

2pogaca1 pogaca

Hamurda maya yok, yumurta yok. Evinizde kek yapmak için kabartma tozu varsa eğer uygulayabileceğiniz bir poğaça hamuru. Gerçi kabartma tozu oldukça fazla kullanılıyor bu tarifte. Zaten poğaçayı kabartan ve yumuşak olmasını sağlayan da o.

Malzemeler

  • 3 adet kabartma tozu
  • 2 su bardağı yoğurt
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1,5 tatlı kaşığı tuz
  • Aldığı kadar un (Ben 4,5 su bardağı un kullandım) Malum şu ‘alabildiği kadar un’lu tarifleri hiç sevmem.

Poğaça içi

İstediğiniz her hangi bir poğaça içi hazırlayabilirsiniz.

  • Sadece beyaz peynir
  • Beyaz peynir ve maydanoz karışımı
  • Kavrulmuş kıyma
  • Patates kavurması

Üzeri için

Galeta unu (evdeki bayat ekmeklerden elde edilmiş olursa daha makbul)

Yapılışı

  1. Tüm  malzemelerle hamuru yoğurup poğaçaları yuvarlak olarak hazırlayıp doğruca galeta ununa bulayın.
  2. Parşömen kağıdı açılmış bir tepsiye aralıklı olarak yerleştirip önceden ısıtılmış fırında 200 derece fırında altı üstü kızarıncaya kadar pişirin.

——————————————————–

Evet üzerine yumurta sarısı filan sürmüyorsunuz. Hem zaten evde yumurta yoktu ya hani ;). Yine de çok güzel kızarması, hamurun büyük ölçüde yoğurt ve yağ içermesinden (bence).

Afiyet olsun!

6pogaca

Aslına bakarsaniz H. ile bir süredir birlikte bisiklete binmek istiyorduk. Her zaman söylerim, kel kız gelin olurken çarşı pazar kapanırmış. Olacak o ya, bizim hanımın bisikletine birisi bisiklet kilitlemis. Dolayısıyla bol bol oturduk….

11pogaca

… sonra da uzuuunca bir yürüdük.

7pogaca

Bizim hanım bana x cafede buluşalım der. Ben ne anlarım cafeden? Ben yaptığım poğaçaların yanına en fazla bir termos kaynamış su koyarım bisikletimin heybesine. :)

8pogaca