NOORDER MARKT (MAANDAG PAZARI)


Daha önce bir defa bahsetmiştim, en çok sevdiğim iki pazardan biri olduğunu. Aslında kuzey pazarıdır –Noordermarkt– pazarın tam Türkçesi. Fakat Türkler arasında, sadece pazartesi günleri (9.00 – 12.00 arası) açık olmasından ötürü, pazartesi pazarı anlamına gelen yarı Türkçe yarı Hollandaca maandag pazarı diye anılır olmuştur. Hatta sadece maandag dendiği çoktur: “maandag’a gidiyor musun?”, ya da “maandag yaptım bugün” şeklinde cümleleri sıkça duymak mümkün.

Anneme ‘yarın maandag yapmak istiyorum, bana katılır mısın?’ diye sorduğumda “şu soğukta mı, hava sıcaklığı sıfırın altına düşmüşken maandag filan olmaz, gelemem” dedi üstüne üstlük bir de sıkı sıkıya tembihledi beni, ‘sakın kumaş yüklenip gelme yine!’. Peşinden babam ‘rahmetlik Mustafa geldi aklıma’ diye devam etti. Mustafa amca “bizim bodrumdaki çapıt manifaturacı dükkanında yoktur, hanım ne zaman pazara gitse toplayıp geliyor” diye anlatırmış. Hatırladığım kadarıyla hanım dikiş de bilmezdi. Sanıyorum Mustafa amca kendisi diker, işin içinden çıkamadığı zamanlarda da babamdan destek isterdi. Bir odasını dikiş odası olarak düzenlemişti.

Alış veriş yaparken tabii insan ihtiyacını almalı, alış veriş olsun diye bir şeyler toplanmamalı. Pazara meyve sebze alma amacıyla değil de, benim gibi bunların dışında kalan ne varsa artık, kıyafet ve ev eşyası olabilir, ya da aklınıza gelen gelmeyen ne var ne yok düşüncesiyle dolaşmak ve gözlemlemek, ya da ne bileyim sırf keyif çatmak için gidiyorsanız bu bilinçle gittiğinizi ve hiçbir şey almak zorunda olmadığınızı hatırlayarak hatta bunları kendinize telkin ederek yola çıkabilirsiniz. Benim alış veriş tercihim ürünlerin dükkan fiyatlarına oranla %90 indirimli olanları. “Yok artık, var mı böyle bir şey ya?” diyenlere: “Maandag’la birlikte var artık!”.

Gelelim pazara. Pazar Amsterdam’ın merkezinde tek bir sokak, ama uzuunca bir sokak, devamındaki küçük meydancık da bit pazarı olarak kurulur. Sabah 9.00 sularında pazarda olabilirseniz ne mutlu size. Sonrasında zaten çok dar olan pazar insan kalabalığından pazar keyfi yerine çile haline dönüşecektir. Şehrin merkezinde olduğu için her milletten, en yoksulundan en zenginine, her dilden ve türden insana rastlamak mümkün.

Geleneksel Hollanda kıyafetiyle dolaşan köylü kadınlardan rahibelere, yerli ve yabancı turistlere ve hatta pek çok tanıdık simaya da rastlanılabilir. Çekim yapmak için gelenler olduğu gibi polisler pazarın olmazsa olmaz ziyaretçileridir.

Pazar aynı zamanda kumaş pazarı Hollandacasıyla lappen markt olarak da anılır. Özellikle kumaşçı çoktur, en ucuzu 50 centten başlayıp en pahalısının metresinin 30-40 Euro’yu bile bulabildiği renk renk, çeşit çeşit ve her kalite alabildiğine kumaş, perde… Moda akademisi öğrencilerinin yoğun olarak ziyaret ettiği pazarda kumaşın yanı sıra kıyafet de bulmak mümkün. Pazar kıyafetlerinin dışında pazar fiyatına marka kıyafet bulmak da mümkün. Bir tane sebzecisi de vardır pazarın, ama sadece bir tane. Bundan başka bir de özellikle portakal suyu sıkıp satan küçük bir meyveci var ikinci bölümdeki bitpazarının hemen dibinde.

Geçenki schiphol havalimanı yazımda bahsetmiştim. Bu Hollandalılar ticareti biliyorlar… Amsterdam şu günlerde kar altında. Sabahleyin ben pazardayken zaten hafiften kuru bir kar çiseliyordu. Portakal suyu sıkıp satan pazarcı soğuktan yola  çıkarak Hollanda mutfağının en meşhur çorbalarından olan kabak çorbası yapmış, sabahın köründe kara kazanı kaptığı gibi tutmuş pazarın yolunu.

Ofiste bir arkadaşıma bir gün kabak tatlısından bahsetmiştim de ‘kabaktan tatlı mı olur, kabaktan çorba yapılır’ şeklinde karşılık vermişti. Sonrasında annemin yaptığı kabak tatlısından tadınca ‘siz Türkler ağzınızın tadını biliyorsunuz’ demişti. Pazardan sonra annemlere uğrayıp anneme nicedir kabak çorbası yapmak istediğimi, pazarda da gördüğümü artık bir an evvel kabak çorbasına bir nokta koymak istediğimi söyleyince evdeki kabağını bana verdi. Yanına iki de muz ekledi. Zaten bir de Helal Lokmaya gitmişim (yakında Helal Lokmadan bahsedeceğim inşallah), maandag pazarı alış verişinin yanında bu alış veriş de olunca annemin verdiği poşeti bisikletin direksiyonuna takıp evime doğru hareket etmeden önce poşetin sağlam olup olmadığını özellikle sormuştum. Fakat gelin görün ki kavşağı geçtikten hemen sonra arkamdan gelen bisikletli bir hanım, “mevrouw, mevrouw uw boodschappen zijn gevallen” şeklinde seslenerek yanımdan hızlıca geçip gider. Hemen durup arkama baktığımda çorbalık kabağımın az geride yerde hünkar taşı gibi oturduğunu onun biraz daha ilerisinde iki muzun da yerlerde süründüğünü görünce gülmekten kırılırım. Bunu hemen fotoğraflamam lazımdı. Açıkçası poşetin patlayacağı hiç aklıma gelmemişti benim kaygım kulpunun sağlam olup olmadığı noktasındaydı.

Amsterdam dışından gelecekler için pazarın tam adresini vermek istiyorum. Jordaan mahallesinde bulunan pazar Marnixstraat’daki Marnixbad’ın yani yüzme havuzunun tam karşısında bulunan Westerstraat üzerinde kurulur. Devamında bit pazarının kurulu olduğu küçük meydan Noorder kilisesinin (Noorderkerk) hemen dibindedir.

Sırada Albertcuyp, Ten Cate ve Dapper pazarları var. Fotoğrafları ve yazıları taslak olarak hazır. Dilerim en yakın zamanda yazılar olgunlaşır ve yayınlarım. Bunların yanı sıra bahsetmek istediğim bir de bit pazarı var.

BOS EN LOMMER MARKT/ÇUKUR PAZARI/ SUQ UL HUFRA

Açıklama: yemek adına pek bir şey yapamıyorum son zamanlar. Fakat Flickr sayfama (http://www.flickr.com/photos/cafeteryaginkgobiloba/) yeni fotoğraflar ekledim. Bunlardan bayramla alakalı olanı sadece annemin hazırladığı hurma tabağı.


Bos en Lommer markt yada nam-ı diğer çukur pazarı. Faslıların deyimiyle suq ul hufra yani çukur pazarı. :)

A’dan Z’ye ne ararsanız bulabileceğiniz, salı-cumartesi arası, haftanın beş günü açık olan sevimli ve en sevdiğim pazar.

Öncelikle mübarek Kurban bayramınızı tebrik ediyorum. Bugün cumartesi, bayramın ikinci günü. Bugün de etsiz geçti. Her ne kadar birileri akşama kadar ‘et… et’ diye tekrarladıysa bile benim için günün etsiz geçmesi sorun değil. Hani benim kısa bir süre önce bisikletim çalınmıştı ya. İşte o bisikletle birlikte yağmurluğum da gitmişti. Sorun arıyorsanız, işte sorun bu. Açıkçası bir dükkâna gidip yağmurluk almak gibi bir düşüncem olmadı. Piyasanın fiyatı malum. Bir süredir bisikletin tepesinde yağmurdan şap yaş oluyordum. Hani yağmur dönemi de başladı, sicim gibi yağıyor mübarek. Bir umutla bir süredir gidemediğim çukur pazarıma gittim bugün. Ve çok münasip bir fiyata yağmurluk buldum. Tabii “arayınca bulunmuyor belki lazım olur” diye hazır bulmuşken ben kendimi tutamayarak bir kaç tane aldım. :(

Davul zurna ekibi çukurda ne arıyordu gerçekten bilmiyorum.

Benim bayılarak alış-veriş yaptığım, her ayıldığımda tekrar tekrar yine uğradığım ve yeniden alış-veriş yaptığım ve yine bayıldığım bir pazardır çukur pazarı. Benim en sevdiğim iki pazardan birisidir bu. Bir şeyler bulamadığımda biraz buruk ayrıldığım, bulduğumda ise yüzümde güller açmasına sebep, Amsterdam’ın keseye hem dost hem düşman bir pazarı. Eğer bu pazara hiç özel olarak gelmediyseniz, yada hiç yolunuz düşmediyse, kendi cüzdanınızda bir nevi hırsızlık yapmışsınız demektir.

Pek çok kadına artık kendisinden alış-veriş yapmama adına yemin ettiren, sonra yine aynı kadınlara bir gün yeminlerini eseflenerek bozdurup bir şeyler aldırtan sonra tekrar ‘ama bu kez kesin son’ dedirten ve sonrasında tekrar bu yeminleri bozdurtan sevimli pazar.


Hatta kimi zaman da insanların birbirinden kaçtığı, kimilerinin aslında hiç çukur pazarından çıkmamasına rağmen çukurcu görünmekten hoşlanmadıkları ve gittiklerini inkâr eder tavırlar sergiledikleri, gizlemeye-gizlenmeye çalıştıkları sosyal anlamda enteresan bir gerçekliği ortaya koyan bir mekân. Hani İngilizlerin meşhur bir dizisi vardır. Taa altmışlı yıllarda çekilmiş olan keep up apearenses adındaki o meşhur sit kom. Bu tür insanları gördüğüm zaman hep bu dizideki Hyacint karakteri gelir aklıma. Hayatın gerçeklerinden birini sunan ve benim de gülmekten kırıldığım tek İngiliz dizisidir bu. Bu dizi altmışların İngiltere’sinde çekilmiş ya hani, biz de iki binlerin Amsterdam’ında yaşıyoruz ya, insan insana ne kadar da çok benziyor, insanlar, sosyal statü meseleleri her daim, her yerde, her coğrafyada aynı. Sosyal yaşantının yada sosyal statünün dini, imanı, ırkı, milleti yok!

Çukur pazarı ile sayısız anım vardır. Bunlardan belki en kayda değeri Medine’de yaşadığım bir diyalog. Bundan bir kaç yıl evvel, Medine’de Mescid-i Nebevi’de oturuyorum. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamı ziyaret edeceğiz. Sıramızı bekliyoruz. Oradan bir başka bölüme, o bölümden bir başkasına geçirip duruyorlar, ortalık ana baba günü. Millet birbirini çiğneyecek neredeyse. Sonra oturduk bir yere, ‘burada bekleyin’ dediler. Aslında esas olan orada bol bol salâvat getirmek, dua etmektir. Bir an arkamı döndüm ve arkamdaki bayana nereden geldiklerini sorma gafletinde bulundum. Hollanda’dan geliyorlarmış. A, a biz de oradan geliyorduk. Hangi şehir diye sorduğumda ise aldığım cevap beni çocukluk yıllarıma doğru bir yolculuğa çıkardı. Neden mi çocukluk yıllarım? Bu hanımın yaşadığı şehir olan Harderwijk’te Dolfinarium denen yunus balıklarının ve balinaların gösteri yaptığı bir merkez vardır. Çocukken babam bizi oraya götürmüştü, o bakımdan yine 1970’lere gitmiştim bir an. Doğal olarak o hanım da bana sordu nereden geldiğimi. Ben Amsterdam der demez, ‘orada bir çukur pazarı var bilir misiniz’? diye ikinci bir soru ekledi peşinden. Ayol bilmez miyim, benim bir ayağım hep çukurda. :)

Bu rendeden annem alıp hediye ettim.

Bir gün toru topu ben deyim otuz, siz deyin kırk Euro’luk bir alış-veriş yaptım çukurdan. Büyük bir keyifle evime geldikten sonra aldıklarımın etiket fiyatlarını topladım. Tamı tamına altı yüz Euro’luk alış-veriş yapmıştım. İyice iştahım kabarmıştı. Eh yani ben çukura nasıl gitmeyeyim. Keyifli bir pazar olmasının sırrı kalitesinde… Ve onunla kalmıyor tabii, keyfi kalitesiyle mukayeseli fiyatında gizli.

Eğer bütün bu yazdıklarımdan sonra hala evinizde kös kös oturuyor ve çukuru şöyle bir kolaçan etmiyorsanız, size kötülük yapacak birilerini aramayın hiç. Siz kendinize kötülüğün daniskasını yapıyorsunuz derim ben. Haydi, kalkın yerinizden, silkelenin şöyle bir ve alış-veriş yapmak için değil sadece bir kolaçan etmek için çukura doğru bir yürüyüşe çıkın.