RAMASLAR VE BİZ

Tanışıklığımız taa, ben dünyaya gelmeden öncesine dayanıyor. Babamın meslektaşı, aynı mahallede yaşarız yıllardır. Birisi kuzeyin batısından, diğeri güneyin doğusundan gelir vaktiyle ve Amsterdam’da buluşurlar.

10

RC’nin doğum günüdür. Annem kalkar bir pandispanya gönderir fırına ve pastaya girişir. Bizimkiler ne vakittir doğum günü kutlarlar anlamadım. Doğum günü çocuğu da şaşırır bu işe. Annem bu pasta işini bana devrettiğinden beri pasta yapmazken, eski günleri anarak bir rulo pasta yapar. Ben böyle başarılı bir pandispanya görmedim. Görüntü konusunda çalışmamız gerekse de lezzet olarak muhteşem bir pasta yapmış annişim.

11

Ben son günlerde adet olduğu üzere, mangolu bir çizkekle katıldım oturuma. Tabii, uhm, yine adet üzere sabah kahvemin yanına bir dilimini yürüttüm.

IMG_0002 IMG_0005IMG_0003

Ramaslar bir süredir Türkiye’ye giderlerken ‘güle güle’ye, geldiklerinde de ‘hoş geldin’e gideriz. Yaşlarının bizimkilerinkinden büyük olmasının rolü var bunda. Zaten gelmeleri ile gitmelerinin arasında öyle pek uzun zaman yoktur. Bu nedenle de iadeyi ziyaretler de olmaz. Ancak bu defa olaya el koyup bu geleneğe bir ‘dur’ dedim. :)

Sahi kaç yıldır Ramaslar bize gelmiyordu acaba? En iyisi onları davet etmek. Tam aksiyon adamıyım vesselam. Keşke her konuda böyle kafama koyduğum gibi eylem gerçekleştirebilsem. Birileri keşke her konuda fiiliyata izin verse.

3

Tabiiki tüm bunları bir günde yemedik. Geçtiğimiz yıllardan fotoğraflar.

Neyse, bizimkiler onay verir, onlar da kırmayıp gelirler. Fena da olmaz hani. Onlar bize nasıl ve neden geldiklerini, babam da bu davetin  öncesinde bizim nasıl ve neler konuştuğumuzu gülerek anlatırlar karşılıklı.

42

Pek çok çekilmiş fakat nedense yayınlanmamış fotoğraf var. Bu vesile ile hepsini yayınlayayım istedim.

5

İki meslektaş

8

Benim çizkek denemelerimden narlı cheesecake ve Sevgili Şerife’nin sofrası.

67

5 ÇAYI İLE SOSYALLEŞME


Yıllardır uygulanmayan bir gelenek. Amsterdam’a yeni geldiğimde pek fazla bilinmeyen bir olgu idi 5 çayı, hatta hiç bilinmeyen. Oysa İstanbul’da olağandı. İçerisinde yoğrularak büyüdüğüm tam bir Türk geleneği idi benim için. Zaman içinde öğrenirim ki meğer benim içinde yoğrulduğum, özümsediğim, benimsediğim 5 çayı biz Türklere İngilizlerden geçmiş.

Hani daha önce yazmıştım onun şimdi asker olduğunu. Annemlerin oturma odası yıllardır işgal altında. Şimdi hazır işgalci anavatanı, memleketi beklemeye gitmişken biz de bayanlar olarak bir 5 çayını vesile kılarak vaderland dediğimiz ‘baba vatanda’ bir nebze sosyalleştik. Sosyal medyada sosyalleşmeden bahsedenlere taş çıkartırcasına kurulu bir masanın etrafına toplanarak hem dahi çayımızı yudumlayarak söyleştik. :) Bu arada bizim askerin çok hoşuna gider bulunduğu ortam on beş ay subay olarak kalmaya karar verir. Sanırım bir çay sofrası başında sosyalleşmek için pek çok fırsatımız olacak.

5 çayı bayanlara özgüdür, bir erkek işi değildir yani. Kısır gibi, hani o da bir bayan yiyeceğidir ya. Fakat son zamanlarda erkekler fena halde sahiplendiler kısıra. 5 çayı bayanların, ‘kabul günü’ bayanların, kısıra da bayanların dedik. Erkeklerin nesi vardı sahi? Bir saniye bir düşüneyim. Iııııııım…hala bulamadım, ıııııııı… Hah şimdi buldum onların askerliği var.

Az evvel kabul gününü de zikredince annemin anlattığı bir anekdot geldi aklıma. Yıl 1962, rahmetli Mahi-Nur teyzem nişanlıdır. Memlekette komşunun kabul günü vardır. Fakat anne başka bir şehirde yaşayan kızının doğumundan dolayı şehir dışında olacağından kabul günü iptal edilir. Telefon yoktur henüz o yıllarda, yakında olanlara haber verilir, ancak uzaktakiler durumdan bihaber çaresiz geleceklerdir. Evin kızı, Hüseyin onbaşının kızı Naciye, bir kaç kaymaklı bisküvi alır ve teyzemle annemi de davet eder. Durumu izah eder onlara, fazla kimsenin gelmeyeceğini yine de uzakta olduklarından ötürü haber veremedikleri hanımların geleceğini söyler ve der ki teyzeme ‘memurla nişanlandın, sabah evlenip başka bir şehre gideceksin… Memur karısı olacaksın… Sen de gel de kabul günü nasıl kutlanır adetleri öğren’. Pardon, nesi var ki öğrenilecek?

Anneme sorarım, ‘siz de gittiniz ha?’ diye. Evet, gitmişlerdir. Teyzem annemi de alır yanına giderler. Öyle ya kabul gününün de kendine özgü adetleri, görgü kuralları vardır. Ben olsam büyük ihtimalle ‘kardeşim git Allaha sen de’ derdim. Eve gelen misafirle sohbet edilir, ona ikramda bulunulur, bunu zaten içinde yetiştiğiniz ailenizden öğrenirsiniz.

Teyzem rahmetli daha sonra bu deneyimine binaen evlenerek yerleştiği Muş’ta kabul günlerini kutlamaya başlayacaktır.

Annemler gittiklerinde henüz kimse yoktur. Önce kahve ikram edilir. Normalde ev yapımı atıştırmalıklar da olmalıdır, fakat dediğimiz gibi anne şehir dışındadır ve bu aslında kural dışı bir kabul günüdür, o sebepten bisküvi ile idare edilecektir. Annemler otururlarken Saime abla gelir (o da Ihsan öğretmemin karısıdır. Şimdiki Yargıtay başkanı Nazım Kaynak’ın yengesi). Annem kendisine ikram edilen kahveyi almak istemez. Kibarca “Saime ablaya verseydin’ der.

Kabul günü kural bir: kapıdan gelenin eline hemen çay/kahve tutuşturulmaz!

Kabul günü kural iki: ikramda büyük küçük sırası gözetilmez!

Önce gelen önce yer sonra gelen sonra yer.

Kabul günü kural üç: 10-15 dakika oturan gider. Aynen ölü evine gelenin biraz oturup kalktığı gibi. Öyle sabahtan gelip de akşama kadar yayılmak yoktur. Bakmayın evin erkeği sabah erkenden evi terk etmek ve geç saate kadar eve gelmemek durumundadır. Anneme bunu nereden bildiğini sorduğumda müftü efendinin de eşinin kabul günü olduğunu ve o gün müftü efendinin geç saate kadar dedemin dükkanında oturduğundan bildiğini söyler. Yani istisnasız bütün memur hanımlarının günü vardır, sadece yerliler gün kutlamazlar. Yerlilere her dakika gelebilirsiniz, herkes her daim ‘hoş geldi safa geldi’, ikramda izzette kusur edilmez. Ne demiştik daha önce? Misafire hizmet Allah için hizmet. Gerçi şimdilerde yerlilerin de günü varmış, onların günü özellikle sülale kadınları arasında oluyormuş.

Bu da annemin işlediği çay takımından bir parça. İstanbul’da bulmuştum, bir süredir bende.

Bu arada çay takımı örtüsünü ve peçetelerini unutmamak lazım. Tabii o zamanlar kağıt peçete yoktur henüz, ya da yaygın değildir. O günlerde yine konuşulan konulardan bir tanesi de çay takımının kimilerine göre çok gereksiz olduğudur. Oysa takımların içinde en kullanışlısı çay takımıdır. Bisküvi ikram edilmeden önce çay peçetesi ikram edilir ki her ısırıldığında bisküvi kırıntıları yerlere dökülmesin. Her kızın çeyizinde bulunmalıdır.

Yine aynı dönemde annemlerde ‘sofra’ kültürü hakimdir. Yere serilen bir sofranın üzerine bir kalbur yerleştirilip üzerine sini konur ve onun başına toplanılır ve eğer her hangi bir pirinç ya da bulgur tanesi dökülüyorsa sofra bezine dökülür. Sofra da yemekten sonra tavukların önüne silkelenir ve katlanıp kaldırılır.

Bir günde iki üç ‘gün’ olur.

Bakın bu da çok komik. Annem 10-13 yaşlarında çocuktur ya henüz, bir şey ikram edildiğinde ‘yok başka almayım, bir günüm daha var’ cümlesine bir türlü anlam veremez, cümleyi kavrayamaz. ‘İki günüm daha var, ben artık kalkayım’ :) :) Gerçekten de bu konuya yabancı birinin anlaması hele de bir çocuğun anlaması imkânsız gibi, yani bir günde iki üç gün olması eşyanın tabiatına aykırı. Nasıl yani ‘bir günde iki gün var’. Tam komedi…

Memur hanımı olmak da zordur sanırım o yıllarda… Bir günde iki üç kabul günü olurmuş ya. Bir günden öteki güne yetişmek zorunda kalırmış hanımlar. Sıkar valla. En azından beni feci sıkar, zor iş.

Ufakken anneme ‘kabul günü ne demek, niye kabul günü demişler?’ diye sormuştum. Annem de bana ilk zamanlar bir ‘memur hanımları geleneği’ olduğunu daha sonraları da muhtemelen şehirlerde yaygınlaştığını (ya da tam tersi) ve şehirli hanımların ki bunlar (konumuzla alakalı olanlarından bahsediyorum) genelde ev hanımları oluyorlar, memur hanımları da zaten ev hanımları, her gün misafir kabul etmedikleri yılda sadece bir günde kapılarının misafire açık olduğu onun için adının ‘kabul günü’ olduğunu söylemiş ve bu hatırasını paylaşmıştı. Yani ev sahibi sadece o gün misafir kabul ediyor, başka hiçbir gün sizi eşiklikten öteye kabul etmiyor. O gün bu gün bu anekdotu yıllarca dinlemiş ve etrafımda kabul gününün ne anlama geldiğini bilmeyenler olduğunda hep annemin, yukarıda zikrettiğim, hatırasını paylaşmışımdır. Zaman içerisinde bu kabul günü, yanılmıyorsam 1990’lı yılların başlarında Amsterdam’daki Türk hanımları arasında da uygulamaya konulur. Etraftan duyardım “bizim bu hafta sonu günümüz var” dendiğini.

Neyse biz dönelim tekrar 5 çayımıza. Kabul günü bana göre ne kadar gıcıksa 5 çayı benim için o kadar keyiflidir. Çünkü 5 çayı bir keyiftir, kendi kendinize yaparsınız onu, gönlünüzden gelir… Bir zorlama, bir zorunluluk yoktur onda.

Uzun zamandır Paris Güzeli yapmak istiyordum. Bir canım çekti bir canım çekti sormayın. Fakat ben profiterol yapıp annem de zaten bir süre önce aldığı kabağı nihayet tatlı yapmaya karar verince üçüncü bir şekerliye gerek görmedim. Paris Güzeli bir başka vesileye inşallah. Annem klasiklerinden talaş böreği, mercimek gıyması ve yeni yaptığı turşusu ile katılacakken, tutar bir de kek yapar. Malum evde nane molla çok. Oysa ben bir de kağıtlı kek yapmayı çok istemişken, çeşit kargaşası yaşamama adına ondan bile vazgeçmiştim. Kağıtlı kek de yine benim çocukluk günlerimden. Bakmayın şimdilerde muffin olduklarına, o zamanlar kağıtlı kek denirdi.

Bu kurabiyecikler ve sunum da Kevser’den.

Dilerim en kısa zamanda sevgili Beyhan ve Leyla ile de bir 5 çayında buluşabiliriz.

Bu yazıyı yazarken çok güldüm. Aman bir yanlışlık olmasın diye anekdotla ilgili bölümü yazdıktan sonra anneme telefon edip yazımı okudum ve eksik kalan yerlerini tamamlamasını rica ettim. Annem kendini hatıralarına fazla kaptırmış olacak ki Hüseyin onbaşının kızının evlenmesinden, kiminle evlendiğinden, ondan önce kimin istemeye geldiğinden, Saime ablanın sülalesinden vs. vs. bile bahseder. Her defasında ‘bir dakika konu bu değil, sen o günki kabul günüyle ilgili olan kısımları anlat kâfi’ derim. Konu her dağıldığında gülmekten kırılır ve annemi sadede getirtinceye kadar belki elli defa “bi dakika, bi dakika” diyerek öğrenmek istediğim kısımları not almaya çalışırım.

Katkılarından dolayı annişime sonsuz teşekkürü bir borç bilirim.