ARAPSAÇLI YUMURTA

P1120860 P1120862 

İzmir’e gelip de ot yemeden tabii ki olmaz. Sabah ot, öğlen ot, akşam ot. Çocuklar ve evin sultanı isyanlarda. Hep bir ağızdan “yine miiii oooooooooot” diye feryat etmedeler. Fakat aile reisi vejeterjan olduğu ve otu da çok sevdiği için ot hanenin bir numaralı yemeği.

Bu sabah kahvaltıda Arapsaçı kavurmasına kırılmış yumurta yedim. Arapsaçı yani Hollandacasıyla venkel. Tadı bir parça anason tadını andırıyor. Fakat diğer otlar gibi baskın bir ot tadı yok.

Tarifi şöyle. Arapsaçlarını bir güzel yıkayıp normal doğruyorsunuz. Zeytin yağı ve bir parça tereyağı ilavesiyle kavuruyorsunuz. Otlar öldükten sonra yumurtasını kırıyorsunuz. Yumurtalarla birlikte otları bir kaç kez daha karıştırıp, yumurtanın tamamen piştiğinden emin olduğunuzda ateşten alıyorsunuz.

P1120863

UNSUZ KAHVALTI EKMEĞİ

  P1120502

Hani bizim şu minnak nar tanesi var ya, geçenlerde haber salmış unsuz tarifler bekliyorum senden, diyesiymiş. Yeni trend bu, unsuz tarifler. En iyisi şöyle, bir yaprak lahanayı yerleştiriyorsunuz tabağınıza üzerine tereyağı-bal sürüp hapur hupur yiyorsunuz çayın kahvenin yanına. Al sana hem kahvaltı, hem ara öğün, hem de unsuz. Unsuz ekmek nasıl olur ki diye düşünürken bu gün seher vakti kalkıp ekmeğimi yaptım.

Malzeme:

  • Biraz yulaf kepeği
  • Biraz çavdar
  • Biraz kırılmış yulaf
  • 1 yemek kaşığı keten tohumunu makineden geçirip ufaltmaya çalıştım
  • 1 yemek kaşığı zeytin yağı
  • 1 adet yumurta
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 2 tatlı kaşığı şeker
  • Evde tarihi geçmiş süt vardı, baktım bozulmamış,
  • 1/3 paket maya, yani 42 gramlık paketin üçte biri

P1120501

Yapılışı:

  1. Bütün malzemeleri karıştırma kabına koyup sıcak süt ilavesiyle mayayı karıştırıp bir bulamaç yaptım.
  2. Elimi hamurdan çekmeden, bu nasıl tutacak bari bir de yumurta kırayım dedim. Sonra baktım ki elimi bulamaya bile gerek yokmuş, bir kaşık yardımıyla tüm malzemeyi karıştırıp aynı kaşıkla da parşömen kağıdı döşenmiş tepsiye bolca birer kaşık koysam olacakmış hani. Bu arada parşömen kağıdı demişken öyle bir kullanmaya çöpe atmıyorsunuz değil mi? Biliyorsunuz bu kağıtlar çok kullanımlık.
  3. Neyse ben bir kere elimi karıştırmıştım. Elimde büyükçe sıkmaçlar yapıp tepsiye yerleştirdim.
  4. Isıtıp söndürdüğüm fırına gönderdim.
  5. Bir müddet sonra yani tam olarak kabarıp kabarmadığını anlamadan fırını yaktım ve 200 derecede ekmeklerimin altı ve üstü kızarıncaya kadar belki yarım saatten biraz fazla pişirdim.

Buram buram kahvaltı kokan sıcak ekmekçiklerim soframda hazırdı. Daha ne isteyim.

KAHVALTICIK

P1110595

Severim tek kişilik sade kahvaltıcıkları.

Yeşil salata üstü haşlanmış yumurta ve çay.

P1110596

AMSTERDAM’DA GÜN DOĞUMU

Bu sabah Amsterdam. Ay, yıldız, gün doğarken.

P1110599

CUMARTESİ GEÇ KAHVALTI


Daha geçenki yazımda demiştim “dilerim en kısa zamanda sevgili Beyhan ve Leyla ile de bir 5 çayında buluşabiliriz” diye. Aman Allah’ım insanın duası bu kadar çabuk mu kabul olur? Bu yazıyı yazdığım günlerde Leyla ile henüz bir çay sofrasında buluşamamıştık ama hanım Hollanda’nın bir ucundan çıkıp Amsterdam’a gelir. Yok canım benim için değil. Gelmişken bana da, ofise, uğramayı ihmal etmez. Hatırlarsınız belki ‘kelepçeli kek kalıbım yok diye’ çıtlatmıştım blogdan, kimse tınmadı. Ben de çareyi bangır bangır bağırmada buldum. Yani bağırmak dediysem baktım ki dolaylı olarak söyleyince olmadı, doğrudan Leyla’ya söyledim. Bana, adını dahi söyleyemediği 26 santimlik kelepçeli kek kalıbı almış. (Sanıyorum piyasada bundan bir kaç santim daha küçük iki farklı ölçüsü daha var). :) Yanında bir paket de kardelen. Hep kardelenlerim olsun istemişimdir. :)

Derken ve biz cuma gününe henüz girmişken bir mesaj gelir: ‘yarın Amsterdam’da olacağım müsaitsen uğrayayım’. Beyhan’la görüşmeyeli sanıyorum iki yıl oluyor. Bir taraftan keyfim yok, diğer taraftan işler şu sıra çok yoğun, sonra bir de iş gereği yurt dışına gitmem gerekiyor, ‘hayır uğrama’ diyemeyecek kadar uzak, kafamı yastığa koyup yanında yatacak kadar yakın. Hazır gelmişken ben biraz kestireyim varsın valizimi de o hazırlasın.

Bu kadar ani gelene, üstelik yola da çıkacakken, ne yapılıp ikram edilir ki? Baktım ertesi gün Beyhan gelecek, akşam eve gelince önce çamaşırları makineye atıp serdim. Bu arada bulaşıkları yıkayıp yerleri silmeyi de ihmal etmedim. Peşinden bir de Paris Güzeli. İş çıkışı marketten, hazır almaya hiç alışkın olmadığım, tereyağlı bir yaprak hamuru ve iki meyve almıştım. Ne yalan söyleyeyim yaprak hamurunu ben misafirlerime kendim hazırladığımda daha bir mutlu olurum. İki yıl evvel çukurdan aldığım fondu takımını ilk defa Beyhan için kullanacağım hiç aklıma gelmemişti. Yaprak hamurunu uyduruk, acele, hızlı bir pizza için kullandım. Dolapta bulduğum tüm malzemelerle bir de makarna salatası yaptım içinde yok yok.

Kahvemizin yanına sevgili Beyhan’ın getirdiği ve altını çizerek ‘alkolsüz-katkısızdır’ şeklinde italiklediği el yapımı çikolatalarımızı gönül rahatlığı ile atıştırıyoruz.

“Cumartesi sabahı Beyhan gelmeden bir de çukur yaptım” demeyi çok isterdim. Biliyorsunuz sahip olduğum tek gezme gününde çukuru kolaçan etmeden rahat etmem. Beyhancımla akşam konuştuk ve onu bana erken gelmesi durumunda birlikte çukur yapabileceğimiz sonra da enine boyuna bir kahvaltı yapabileceğimiz konusunda ikna ettim. Sevgili Beyhan bir sürpriz yapar ve bundan yaklaşık 20 yıl evvel üniversitede Hollandaca öğrenme gayreti içinde aynı sıralarda dirsek çürüttüğümüz ablasını da getirir. Hem de ne getiriş? Sabah 9:00 sularında ablasını arar ve Amsterdam’a gideceğini bana da uğrayacağını söyler. Üstelik arabasında bir kişilik yer de vardır. Gülhan bu teklifi hiç düşünmeden kabul eder ve atlar arabaya. Sağ olun var olun beni sevip-sayıp geldiniz, kahvaltıcığıma eşlik ettiniz.

Onu görmeyeli yıllar olmuştu. Çok iyi oldu, hep birlikte çukurumuzu da dolaştık. Uzun zamandır döküntücü pazarcıya ‘düğme getirmiyor musunuz?’ diye sormaktan dilimde tüy bitmişti. Nihayet pembe bir düğme alabildim. Sonra pazarcının biri yine bir döküntü getirmiş ki sormayın: üç tane fincan sorarım “25 Euro” der. 4 tane tabağa 15 Euro ister. Kardeşim deli misin nesin? Git Allah aşkına. Bir de üşenmeden bana marka sayar… Yok, hele kimin tasarımıymış porselenler. Tamam, ama orası çukur pazarı, şimdi bu söylediğin fiyat hiç çukura yakıştı mı? Dolayısı ile düğmeden başka hiçbir şey alamadan geldim. Bir de ukala ‘almak zorunda olmadığımı’ söyler. Sanıyorum bu pazarcıların ortak ukalalığı. Hele bir de önüne her gelene “sana şu fiyat” demiyor mu? Bana o fiyat da, peki ilk defa çukur pazarına gelmiş arkadaşlarıma niye ‘hadi size şu fiyat’? Sanırım sürekli müşterisi olduğumu unuttu. Garip. Belli Türklerden öğrenmiş. Ama dersine iyi çalışmamış. Yoksa çok mu çalışmış? :)

İkram konusunda çok maharetli değildim kabul, fakat maksat sohbet olsun. Yüzeysel atıştırmalıklarımıza karşın sohbetimiz aksine bir o kadar derindi. Dilerim bu geç kahvaltı sofralarında sevgili Beyhan’la daha sık bir araya gelme fırsatı buluruz. Fakat bu kez daha hazırlıklı olmayı yeğlerim.

PASKALYA ÇÖREĞİ

Sabah kahvesi ile birlikte...

Yine yıllar evvelinden kalma bir tarif daha. Aklıma birden paskalya döneminde olduğumuz düşüverdi. Hoş paskalya filan kutladığımız yok ya. Çöreğini her daim yapıp yerdik bir ara. Nisan ayı ile birlikte Hollandaca da yazmaya başladığım için bu dönemi kaçırmadan paskalya çöreği tarifimi yayınlamak istedim. Çöreğimiz gayet basit bir mayalı hamurdan oluşup, örgü şekli verdikten sonra yine mayalanmaya bırakıp pişirmekten ibaret.

Bu kez iki avuç da kuru üzüm ilave ettim. İki farklı renkten kuru üzüm vardı evde ikisinden de birer küçük avuç aldım. Evde? Yani komşunun evinde. Mahlebi havanda dövmeye kalkıştım. Bir sonrakinde elektrikli kahve çekme makinesi kullanacağım bu işlem için. Komşuda var nasıl olsa. :)

File badem almayı unuttuğum için de tam fındık dövüp üzerine serpiştirecektim ki iki haftadır henüz yerine kaldırmaya fırsat bulamadığım yulaf poşetini gördüm.

...ya da arkadaşlarla birlikte çayın yanında.

Malzemeler

  • 500 gr. un
  • 3 adet yumurta (1’inin sarısı üzerine)
  • 50 gr. tereyağı
  • 100-125 gr. pudraşekeri
  • 1 çimdik tuz
  • 1 tatlı kaşığı mahlep
  • 2 avuç kuru üzüm
  • 1 çay bardağı ılık su
  • 1/3 maya (15 gr.)

Üzeri için

1 yumurtanın sarısı

File badem, fındık ya da yulaf


Yapılışı

  1. Akşamdan üzümleri bol suda ıslamaya bırakın.
  2. Hamur leğeninize unu eleyerek ortasını açıp suyun yarısıyla mayayı ezerek üre hazırlayın.
  3. Unun üzeri çatlayınca ortayı tekrar açıp yağı ve yumurtaları ilave edin. Diğer malzemeleri de unun etrafına döküp cıvıkça ve yumuşakça bir hamur hazırlayın.
  4. Sonra yıkayıp ayıklamış olduğunuz üzümleri de içine atıp bir ikide bununla karıştırıp hamurun kapağını kapatarak mayalanmaya bırakın.
  5. Mayalanan hamuru tekrar bir iki yoğurup un serpiştirilmiş tezgaha alarak 12 eşit parçaya bölün.
  6. Her bir parçadan ortası kalın kenarları daha ince çubuklar hazırlayın.
  7. Üç çubuğun ucunu birleştirerek saç örgüsü şeklinde örüp parşömen kâğıdı yaydığınız tepsiye yerleştirin ve üzerlerine yumurta sarısı sürüp file badem ya da yulaf ya da fındık serpiştirin.
  8. Sonra yine iki-üç misli kabarıncaya kadar tepside çöreklerin mayasının gelmesini bekleyin.
  9. Mayası gelen çörekleri önceden ısıtılmış 180-190 derece fırında altı ve üzeri pembeleşinceye kadar pişirin.

Bir kaç ekleme

İsterseniz fırından çıkınca üzerine pudra şekeri serpiştirebilirsiniz.


Bu kez ikinci mayalanma aşamasında mayalanma işlemini hızlandırmak için çörekleri hazırladıktan sonra önceden ısıtıp kapattığım fırında beklettim. Öyle uykum var ki uyumak istiyorum artık. Şu an saat 23:06.

İsterseniz 100 gr isterseniz de 125 gr pudra şekeri ilave edebilirsiniz hamurunuza. Ben geçen yaptığımda 100 gr. bu gün de 125 gr pudra şekeri kullandım. Geçenki 100 gr az gibime geldi. Çünkü yumurtalarım oldukça büyük. Fakat diğer taraftan üzerine de pudra şekeri serpiştireceğinizden yola çıkacak olursanız aslında içine konan şekerin 25 gram eksikliği ya da çokluğu arasında fazla bir fark hissetmeyeceksiniz.

Üre hazırlamak

Bu bir tür mayayı önce aktifleştirerek hamuru yoğurma işlemidir. Un hamur yoğuracağınız leğene elenip ortası havuz gibi açılır. Maya ılık* su ilavesi ile ya da süt ile ezilir. Bir miktar un alınıp hemen ortada cıvıkça bir hamur yapılır ve etraftaki unla hamurun üzeri kapatılır. On-on beş dakika kadar beklendikten sonra unun üzerinde çatlaklar oluştuğunu görürsünüz. Bu ürenin oluştuğunu gösterir. Bu aşamada un tekrar havuz şeklinde açılır ve diğer malzemelerin de ilavesi ile hamur yoğrulur.

*Ilık su demişken bir noktaya daha dikkat çekmeden geçemeyeceğim. Ilık su ile sıcak su arasında dağlar kadar fark vardır. Hele de bu ılık su ile hamur yoğrulacaksa suyun sıcaklık derecesi hayati önem kazanır. Ilık suyun derecesi serce parmağınızı suya daldırıp biraz beklettiğinizde parmağınızı acıtmayacak/yakmayacak şekilde bir ılık su. Yoksa bahsettiğimiz sıcak su değil. Mayayı sıcak su ile buluşturmanız halinde sıcak suyun etkisiyle maya pişerek bozulacağından ve kabarma etkisini kaybetmiş olacağından hamurunuz hüsrana uğrayacaktır.