BABAM VE ARKADAŞI İBRAHİM AMCA

P1110640  

Tüm bildiklerimi unuttum. Tüm ezberleri bozdum. Tüm alışkanlıklardan vaz geçtim. Aa aaa, çok özgürüm! Bu arada özgürlük nedir bilir misiniz? Vazgeçebilmektir özgürlük. Bu konu derin, biz soframıza dönelim.

Bildik, ezberledik ve alıştık deyince insanın aklına lahmacun, içli köfte, sarma-dolma, tavuklu yemekler, et yemekleri, köfteler, patlıcan kebapları, yeşil fasulye, ve saire ve saire geliyor. Ha bir de olmazsa olmazlardan pirinç pilavı var, bir de mercimek çorbası. Düşündükçe bu liste uzayıp gidecek. Ha bir de tatlılar var: sütlaç, keşkül, baklava, revani, şeker pare gibi… İşte bu akşam bütün bu bilinenlere sırt çevirdim. Bir bildiğim daha var o da ‘misafire bulgur olmaz’  anlayışı. Bunu daha önce de yazmıştım. Bu anlayışı da hiçe saydım.

Anneme yapacağım yemekleri madde madde geçince, tüm şaşkınlığıma ragmen annem “çok iyi” dedi. İtiraf ediyorum ben bir baş kaldırış bekliyordum ama neylersiniz ki insan her zaman umduğu tepkiyle karşılaşmıyor. Eğer annem onayladıysa o işten korkma, pek bir mesud oldum, korkusuzca atıldım.

Listem şöyle:

  • Mercimek cıyıklaması (çorba yerine) iki gün önce vaz geçtik, çünkü bunun içinde bulgur var, üstüne dibine yakma olmaz, o bulgur, bu bulgur.
  • Erişte çorbası (çorba mı yemek mi tam çıkartamadım ama sulu olduğu için daha çok çorba sanırım).
  • Dibine yakma (pirinç pilavına alternatif, ana yemeğimiz)
  • Fırında patates (pişman değilim)
  • Yeşil salata (çok tüketmemiz lazım)
  • Börek (bu kadarcık kusur kadı kızında da olur)
  • Kabaklı cheesecake (Hollanda-Türkiye sentezi, siz bunu bilinen şekliyle doğu- batı sentezi şeklinde de okuyabilirsiniz).
  • Ve son anda yaptığım me’muniye tatlısı.

Gelelim misafirime. Bu akşamki misafirim ağır top. Ağırlığı adından, yapmış olduğu çalışmalardan, makamdan, mevkiden değil. Baba arkadaşı olması. Hepsi bu. Evet sadece bu. Her bir misafir kıymetlidir. Annemin dediğine göre misafire hizmet Allah için hizmettir. Ancak babanızın ya da annenizin arkadaşı deyince orada bir durun. Üç yıldır mı desem daha mı fazla İbrahim amcaları davet etmek istedim. Evveliyatı var tabi. Sonra ben onlara gittim. Sonra Reyhan yenge hastalandı. Sonra Reyhan yengenin hastalığı kısa bir sürede iyiden iyiye arttı ve geçtiğimiz yıl kendisini kaybettik. Allah rahmet etsin. Sonra biz taziye ziyaretinde bulunduk. Sonra araya başka başka şeyler girdi. Nasip kısmet işte. Derken nihayet randevumuz gerçekleşti.

P1110652

Türk erkeleri çiçek almasını bilmez diyenler hele beri gelsinler.

İbrahim amcayla babamın tanışıklığı bundan yaklaşık elli yıl öncesine dayanıyor. Gezgin babam 1966 yılında adım atar Amsterdam’a, henüz 24 yaşında çıta gibi delikanlı. İbrahim amca ondan daha kıdemlidir, 1964’te üstelik bir miktar İngilizce bilgisiyle gelmiştir, o bakımdan konu dil olunca 1-0 öndedir. Namaz vakitlerini ayarlayabilmek için babam haftada en az bir gün güneşin doğuşunu ve batışını izlemeye çalışır. Böylelikle sabah ve akşam namazlarının vakti bellidir. Geriye kalan üç vakit de gün doğumu ve batımına göre ayarlanır.

Babam genclik Ibrahim amca

Bir şey dikkatimi çekti. O günlerde gençlik beyaz gömlek giyer ve kravat takarmış. Gömlek her daim ütülü.

Tam olarak nerede ve nasıl tanışırlar? İbrahim amca babamların tercümanlığına gelir, öylelikle bir tanışıklık başlamıştır zaten. İşte orada ne olursa olur, tercümanı fıtık ederler. Sürekli bir haksızlık vardır, beriki denk duramaz ver ha karışır. Derler ki sen tercümansın, paranı al otur, suya sabuna karışma. Ancak gel gör ki tercüman delikanlının kanı öyle böyle değil bayağı bir delidir, duramaz yerinde alır başını gider.

Daha sonra babam bir kaç arkadaşıyla bir ekip kurar, der ki, Hollandaca biliyorsun gel İbrahim sen de katıl. “Adama demişler ya hani, ne iyi yaptın, sana da bu yakışırdı, denizde boğulmakta olan birini kurtardın. Adam sorar ‘beni denize kim itti?’. Amcam bu örneği verir ve beni denize atan işte senin baban, der.

P1110651

Gelelim yemeğe, “yediğin içtiğin senin olsun, gördüğün güzellerden ne haber” derler ama, bu bir yemek bloğu olduğu için ben yemekleri de sorcam. O günlerde neler yenilip içildi? Ibrahim amca der ki, bir zamanlar Balistraat’a gelirdik, orada buluşur, sohbet eder, yer içerdik. Yine babanlarla birlikte hep birlikte bir sofradayız şimdi senin evinde. Yıllar çabuk geçiyor.

Efendim o günlerde lahmacun, içli köfte, burma tatlısı filan olmazsa olmazlarıdır bizimkilerin. Bir de eti kendileri kestikleri için her kesimden sonra tava kebabı. Yokluk çektikleri günler de olmuştur, çok sıkı çalışırlar, imkansızlıklar içinde imkan bulmaya çalışırlar, pek çok rahattan feragat ederler, gönüllülük bazında dernekçilik çalışmalarında daha altmışlı yıllarda ve yetmişlerin başında onlar atarlar hep ilk adımı.

 

Oldukça iyi de beslenirler, beslenmek önemlidir. Harama helale dikkat ederler. Etin beslenmedeki yeri kuşkusuz tartışılmaz. Diğer taraftan önemli bir husus var ki insan yediğine içtiğine dikkat etmeli, öyle her bulduğunu yememeli, özenli olmalı. Bu sebepten iyi ki memleket yemekleri var. Ve iyi ki bu gün soframı dibine yakmayla taçlandırdım. Ve iyi ki blogum var.

Ne mutlu beslenmesini bilenlere. Ve ne mutlu şükredenlere.