NDSM WERF (IJHALLEN) BİT PAZARI

woensdag8-7-2009 139

P1110846    P1110816

Daha çok NDSM Werf bit pazarı adıyla tanınır (en-dey-es-em şeklinde okunur, werf de avlu anlamına geliyor). Fakat resmi adı Ijhallen vlooienmarkt yani Ijhallen bit pazarı. Sadece Amsterdam’ın değil, hatta sadece Hollanda’nın da değil Avrupa’nın en büyük bit pazarı. Diğer bir deyişle kıtamızdaki tüm bit pazarlarının şahı. Web sitesi bile var.

P1110793

P1110876 P1110885

Efendim NDSM vaktiyle tersaneydi. Bildiğiniz gemi tersanesi. Altmışlı yıllarda iş göçüyle gelen büyüklerimiz burada çeşitli kademelerde gemi yapımında çalıştılar. Örneğin o yıllarda NDSM’de kaynakçı olarak çalışmış pek çok Türk’e rastlamak mümkün. Gençlerden de duyarsınız ‘benim babam NDSM’de çalışmış, benim dedem NDSM’de çalışmış şeklinde.

P1110815 P1110804

Hala eski mimarisiyle şu an yıkık dökük duran bu binanın bir kısmında sanatçıların atölyeleri var. Örneğin bir mobilya tasarımcısı, ya da ebru sanatçısı, ya da ne bilim davulculara filan rastlamak mümkün. Ayda bir kez de hem binanın dışında girişte hem de binanın içinde devasa bir bit pazarı kurulur. Aşağı yukarı 450 tezgah bulunuyor. Girişi ücretli. Tuvaleti ücretli.

P1110868 P1110827

P1110812 P1110863

Ne ararsanız, ama ne a-rar-sa-nız mevcut. Yok yok bu pazarda. Kirli paslı olması hiç önemli değil. Annem hep bitli paklanın kör alıcısı olur der. Hollandacasıyla ‘gezelligheid’ denen olgunun dibine vurulduğu yer. Havanın soğuk olması, yağmurlu olması ya da ne bilim kundakta bebeğinizin olması, hasta bir köpeğinizin olması ya da sizin koltuk değnekleriyle yürüyor olmanız, evet bunların hiç birisi bu bit pazarına gitmemeniz için engel değil.

P1110869 P1110881

P1110855 P1110830

P1110880 P1110856

Ameliyat malzemeleri bile var.

P1110844  P1110840 P1110839 P1110838     P1110825 P1110820 

Gelelim fiyat konusuna. Ucuz mu? Değil. Evet ucuz değil. Dehşet fiyatlar söylüyorlar. Örneğin şu gördüğünüz fincanın tanesi on Euro. Yok efendim Royal Albert’mış. Neyse ne, olurunu söyle. Hatta satıcının bir tanesi Türk’tü. Ma-aile geliyorlarmış her ay satış yapmaya. Çok pahalı söylüyorsun dedim. Abla bu Royal Albert dedi. Vaaay, sen de nerden biliyorsun Royal Albert’i dedim. Bu işi yapıyorsan onu da bileceksin dedi. Ama öyle takım filan değil, bildiğiniz tek tük kalmış, eski fincanlar.

P1110795P1110794

P1110805P1110803

İşte şu gördüğünüz maymuncuk bile adeta burda fiyatlar maalesef böyle diyor.

P1110843 P1110849

Ben ne mi aldım? Annemlerin de hala sahip olduğu benim pek bir sevdiğim yetmişli yıllara ait kareli kumaş kaplı bir fotoğraf albümü aldım. Satıcı iki Euro deyince, gel etme eyleme bir Euro olsun dedim, senin dediğin de olmasın benimki de olmasın gel bir buçuk Euro olsun dedi. Hadi dedim olsun.

P1110873 P1110872

P1110852 P1110850 

P1110864 P1110878P1110877 P1110819

Gözümün kaldığı şeyler oldu ama kararlıydım almadım. Fiyatlar gerçekten hiç hoşuma gitmedi. Başka yerlerde elli cente satılan şeyler orada bir iki Euro. Dehşet fark var arada. Sonra satıcılarda bir alım bir çalım. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Kibar insan yok muydu? Evet vardı. Bir babayla oğul fotoğraf çekerken poz bile verdi. Söz verdim kendilerine bu gün itibariyle fotoğraflarını gönderdim. Yine bir satıcı, fiyat sorduğumda kaç Euro ödemek istersiniz diye kibarca karşılık verdi. Adam kibar olunca benim de kibarlığım tuttu iki Euro öderim dedim. Sanırsam bu kibarlık bulaşıcı. Sonra içim bir yandı, kesin fazla söylemiştim. Keşke bir Euro deseydim. Öyle bir yandı ki içim gözüme kestirdiğim bir cam ürününü de yanında hediye olarak istedim. :) huyum kurusun. Adam hiç ikiletmedi hemen onu da paketledi.

P1110814 P1110813

Şu gördüğünüz bebek porselenmiş. Yanlış hatırlıyor olabilirim, kırk Euro mu demişti yoksa yirmi beş mi? Tam hatırlayamadım, geçmiş gün.

P1110802 P1110800

Şu sağda gördüğünüz vazolara Amsterdam deniyormuş, kızın söylediğine göre bunların koleksiyoncusu varmış. İşte bunda da gözüm kaldı. Yirmiden mi ne açmıştı ağzını, hem de ufacık bir şey için. Ama mavisi aldı beni götürdü.

P1110818 P1110817

İşte şu alttaki tabağa da bittim. Ama fiyat bile sormadım. O kadar yani. Neredeyse şeytana uyup şu yetmişlerden kalan tabakları alıyordum. Kararlıyım ya hani son anda bıraktım.

P1110862 P1110858 P1110857 P1110879

Soldaki fotoğrafta 1953 şubatında Hollanda’da yaşanan sel felaketini yansıtan bir harita tablo var. Dedeler de pul koleksiyonlarına dalmışlar. Hangisi satıcı hangisi alıcı pek belli değil. Bizim alt katımızda vaktiyle yaşayan dede ve ninenin de pul koleksiyonları vardı. Hatta hırsızlığa karşı sigortalı olduğunu anlatmışlardı bir defasında. Onlar öldükten sonra acaba oğlu gelini ya da torunları sahip çıktı mı yoksa o da mı böyle yalan oldu aklıma geldi bunları görünce. Dünya gerçekten boş ve yalan. Ama yine de uğraşıyoruz işte. Allah imandan ibadetten ayırmasın.

P1110866 P1110865

Bacım hem kurmuş tezgahı satışını yapıyor, hem örgüsünü örüyor.

P1110801 P1110871

Aslında kurallara göre yeni ürün ya da parti ürünü satmak yasak. Gel gör ki insanoğlu bu, yasak dinler mi? Yeni ürün satan tüccarlara sordum, gerçekten yeni miydi yani? Evet yeniymiş. Ama ben yasak diye biliyorum. Eskiyle yeniyi karıştırıp satıyorum. Bunlar yeni ürünler, şu gördüklerin de eski ürünler. İşte bu tip tüccarlardan da bi dolu var pazarda.

P1110842 P1110841

P1110832 P1110828

P1110799 P1110798 P1110797 P1110796

Çocukların sevdası tabii ki oyuncakçılar ve kitapçılar. Erkek çocukları, kız çocukları, bebe belek. Engelliler, yaşlılar-gençler, bisikletliler-yayalar, yalnızlar, aileler, arkadaş toplulukları, turistler, herkesler orada. Tabii bir de çocuklarda yeme içme hevesi. Onlara bir eğlence olsun. Ucuz pahalı onları pek ilgilendirmiyor. Onlar için felekten çalınan bir gün bu.

P1110823 P1110875

P1110822 P1110821

P1110835 P1110833

P1110848 P1110836

Bir anne- kız önüm sıra atışarak gidiyorlar. Anne diyor ki:

– İçiyorsun ve tuvalete gidiyorsun. Hayır, içme ve tuvalete gitme. Her tuvalete gitmen bir euroma mal oluyor. Tabii her bir içecek için de bir euro harcandığını düşünürseniz tek bir çocuk için sadece içecek ve tuvalet bazında bit pazarının masrafı beş euroyu buluyor. Girişin de ücretli olduğunu hatırlarsak bir bitpazarına gitmenin maliyetini varın siz hesaplayın. Tevekkeli değil bit pazarına nur yağmış denmesi.

 P1110860 P1110861

Şu abinin paltosu milattan fırlamış gibiydi.

P1110808P1110807

Evvel zaman içinde Hollanda’da banyo takımları kum, sabun ve soda şeklinde üçlü takımlardan oluşuyormuş.

P1110806

 

P1110895P1110894

Yırtılan bisiklet koltuğunu kız koli bandıyla yapıştırmış, yine de pazardan vaz geçmemiş.

Valizini kapan, bisikletine atlayan gelmiş.

P1110826 P1110884

P1110889

Ufukta feribot göründü.

İşte şu gördüğünüz an koyunun kuzuya karışma anı. Feribottan inen akıncılar, ve ganimetleri toplamış dönen gaziler. Önce akıncılar inecek ki gaziler binebilsin.

P1110893P1110890

Satıcılar olduğu kadar pazarın ziyaretçileri de tip. Örneğin şu valizli teyze, uzuuunca saçları var, ağarmış olması hiç sorun degil, saçın yarısı örgülü yarısı değil, kahverengi palto, yeşil çanta, lacivert valiz, koyu mavi etek, eflatun pantolon mu pijama mı ayırt edemedim, bir de açık mavi sal. Ben mi? Ben ayrı bir tipim zaten. Günün anlam ve önemine uygun giyindim. Siyah ayakkabı, pembe çorap, deve tüyü rengi pantolon, üstüne mavi üzeri çiçekli entari, lacivert ceket.

P1110829 P1110888

P1110789 P1110882

O gün akşam arkadaşlara bit pazarına gittiğimi anlatınca n’aptın dediler. Tek kelimeyle ba-yıl-dım, dedim. Biz de o zaman yarın gidelim de bi de biz bayılalım diyiverdiler.

P1110810P1110809

Ulaşım şöyle: merkez istasyondan (CS’in tam arkası) Amsterdam’ın kuzeyine (Noord) kalkan üç tane feribot var. İşte onlardan en solda olanına NDSM Werf yazan duraktakine bineceksiniz. Feribot ücretsiz, yanılmıyorsam yarım saatte bir geliyor. Yaklaşık on beş dakika sürüyor yolculuk.

ndsm1

P1110792

Feribottan indikten sonra herkesin akın ettiği yöne doğru yürümeniz gerekiyor.

Ulaşım konusunda İngilizce okumak isterseniz şu linki tıklayabilirsiniz.

Ne zaman gidilir?

Ayda bir kere kurulduğu için kuruluş tarihleriyle ilgili en doğru bilgiyi web sitesinden alabilirsiniz.

Tam adres:

IJ-Hallen
T.T. Neveritaweg 15
1033 WB Amsterdam-Noord

NOORDER MARKT (MAANDAG PAZARI)


Daha önce bir defa bahsetmiştim, en çok sevdiğim iki pazardan biri olduğunu. Aslında kuzey pazarıdır –Noordermarkt– pazarın tam Türkçesi. Fakat Türkler arasında, sadece pazartesi günleri (9.00 – 12.00 arası) açık olmasından ötürü, pazartesi pazarı anlamına gelen yarı Türkçe yarı Hollandaca maandag pazarı diye anılır olmuştur. Hatta sadece maandag dendiği çoktur: “maandag’a gidiyor musun?”, ya da “maandag yaptım bugün” şeklinde cümleleri sıkça duymak mümkün.

Anneme ‘yarın maandag yapmak istiyorum, bana katılır mısın?’ diye sorduğumda “şu soğukta mı, hava sıcaklığı sıfırın altına düşmüşken maandag filan olmaz, gelemem” dedi üstüne üstlük bir de sıkı sıkıya tembihledi beni, ‘sakın kumaş yüklenip gelme yine!’. Peşinden babam ‘rahmetlik Mustafa geldi aklıma’ diye devam etti. Mustafa amca “bizim bodrumdaki çapıt manifaturacı dükkanında yoktur, hanım ne zaman pazara gitse toplayıp geliyor” diye anlatırmış. Hatırladığım kadarıyla hanım dikiş de bilmezdi. Sanıyorum Mustafa amca kendisi diker, işin içinden çıkamadığı zamanlarda da babamdan destek isterdi. Bir odasını dikiş odası olarak düzenlemişti.

Alış veriş yaparken tabii insan ihtiyacını almalı, alış veriş olsun diye bir şeyler toplanmamalı. Pazara meyve sebze alma amacıyla değil de, benim gibi bunların dışında kalan ne varsa artık, kıyafet ve ev eşyası olabilir, ya da aklınıza gelen gelmeyen ne var ne yok düşüncesiyle dolaşmak ve gözlemlemek, ya da ne bileyim sırf keyif çatmak için gidiyorsanız bu bilinçle gittiğinizi ve hiçbir şey almak zorunda olmadığınızı hatırlayarak hatta bunları kendinize telkin ederek yola çıkabilirsiniz. Benim alış veriş tercihim ürünlerin dükkan fiyatlarına oranla %90 indirimli olanları. “Yok artık, var mı böyle bir şey ya?” diyenlere: “Maandag’la birlikte var artık!”.

Gelelim pazara. Pazar Amsterdam’ın merkezinde tek bir sokak, ama uzuunca bir sokak, devamındaki küçük meydancık da bit pazarı olarak kurulur. Sabah 9.00 sularında pazarda olabilirseniz ne mutlu size. Sonrasında zaten çok dar olan pazar insan kalabalığından pazar keyfi yerine çile haline dönüşecektir. Şehrin merkezinde olduğu için her milletten, en yoksulundan en zenginine, her dilden ve türden insana rastlamak mümkün.

Geleneksel Hollanda kıyafetiyle dolaşan köylü kadınlardan rahibelere, yerli ve yabancı turistlere ve hatta pek çok tanıdık simaya da rastlanılabilir. Çekim yapmak için gelenler olduğu gibi polisler pazarın olmazsa olmaz ziyaretçileridir.

Pazar aynı zamanda kumaş pazarı Hollandacasıyla lappen markt olarak da anılır. Özellikle kumaşçı çoktur, en ucuzu 50 centten başlayıp en pahalısının metresinin 30-40 Euro’yu bile bulabildiği renk renk, çeşit çeşit ve her kalite alabildiğine kumaş, perde… Moda akademisi öğrencilerinin yoğun olarak ziyaret ettiği pazarda kumaşın yanı sıra kıyafet de bulmak mümkün. Pazar kıyafetlerinin dışında pazar fiyatına marka kıyafet bulmak da mümkün. Bir tane sebzecisi de vardır pazarın, ama sadece bir tane. Bundan başka bir de özellikle portakal suyu sıkıp satan küçük bir meyveci var ikinci bölümdeki bitpazarının hemen dibinde.

Geçenki schiphol havalimanı yazımda bahsetmiştim. Bu Hollandalılar ticareti biliyorlar… Amsterdam şu günlerde kar altında. Sabahleyin ben pazardayken zaten hafiften kuru bir kar çiseliyordu. Portakal suyu sıkıp satan pazarcı soğuktan yola  çıkarak Hollanda mutfağının en meşhur çorbalarından olan kabak çorbası yapmış, sabahın köründe kara kazanı kaptığı gibi tutmuş pazarın yolunu.

Ofiste bir arkadaşıma bir gün kabak tatlısından bahsetmiştim de ‘kabaktan tatlı mı olur, kabaktan çorba yapılır’ şeklinde karşılık vermişti. Sonrasında annemin yaptığı kabak tatlısından tadınca ‘siz Türkler ağzınızın tadını biliyorsunuz’ demişti. Pazardan sonra annemlere uğrayıp anneme nicedir kabak çorbası yapmak istediğimi, pazarda da gördüğümü artık bir an evvel kabak çorbasına bir nokta koymak istediğimi söyleyince evdeki kabağını bana verdi. Yanına iki de muz ekledi. Zaten bir de Helal Lokmaya gitmişim (yakında Helal Lokmadan bahsedeceğim inşallah), maandag pazarı alış verişinin yanında bu alış veriş de olunca annemin verdiği poşeti bisikletin direksiyonuna takıp evime doğru hareket etmeden önce poşetin sağlam olup olmadığını özellikle sormuştum. Fakat gelin görün ki kavşağı geçtikten hemen sonra arkamdan gelen bisikletli bir hanım, “mevrouw, mevrouw uw boodschappen zijn gevallen” şeklinde seslenerek yanımdan hızlıca geçip gider. Hemen durup arkama baktığımda çorbalık kabağımın az geride yerde hünkar taşı gibi oturduğunu onun biraz daha ilerisinde iki muzun da yerlerde süründüğünü görünce gülmekten kırılırım. Bunu hemen fotoğraflamam lazımdı. Açıkçası poşetin patlayacağı hiç aklıma gelmemişti benim kaygım kulpunun sağlam olup olmadığı noktasındaydı.

Amsterdam dışından gelecekler için pazarın tam adresini vermek istiyorum. Jordaan mahallesinde bulunan pazar Marnixstraat’daki Marnixbad’ın yani yüzme havuzunun tam karşısında bulunan Westerstraat üzerinde kurulur. Devamında bit pazarının kurulu olduğu küçük meydan Noorder kilisesinin (Noorderkerk) hemen dibindedir.

Sırada Albertcuyp, Ten Cate ve Dapper pazarları var. Fotoğrafları ve yazıları taslak olarak hazır. Dilerim en yakın zamanda yazılar olgunlaşır ve yayınlarım. Bunların yanı sıra bahsetmek istediğim bir de bit pazarı var.

BOS EN LOMMER MARKT/ÇUKUR PAZARI/ SUQ UL HUFRA

Açıklama: yemek adına pek bir şey yapamıyorum son zamanlar. Fakat Flickr sayfama (http://www.flickr.com/photos/cafeteryaginkgobiloba/) yeni fotoğraflar ekledim. Bunlardan bayramla alakalı olanı sadece annemin hazırladığı hurma tabağı.


Bos en Lommer markt yada nam-ı diğer çukur pazarı. Faslıların deyimiyle suq ul hufra yani çukur pazarı. :)

A’dan Z’ye ne ararsanız bulabileceğiniz, salı-cumartesi arası, haftanın beş günü açık olan sevimli ve en sevdiğim pazar.

Öncelikle mübarek Kurban bayramınızı tebrik ediyorum. Bugün cumartesi, bayramın ikinci günü. Bugün de etsiz geçti. Her ne kadar birileri akşama kadar ‘et… et’ diye tekrarladıysa bile benim için günün etsiz geçmesi sorun değil. Hani benim kısa bir süre önce bisikletim çalınmıştı ya. İşte o bisikletle birlikte yağmurluğum da gitmişti. Sorun arıyorsanız, işte sorun bu. Açıkçası bir dükkâna gidip yağmurluk almak gibi bir düşüncem olmadı. Piyasanın fiyatı malum. Bir süredir bisikletin tepesinde yağmurdan şap yaş oluyordum. Hani yağmur dönemi de başladı, sicim gibi yağıyor mübarek. Bir umutla bir süredir gidemediğim çukur pazarıma gittim bugün. Ve çok münasip bir fiyata yağmurluk buldum. Tabii “arayınca bulunmuyor belki lazım olur” diye hazır bulmuşken ben kendimi tutamayarak bir kaç tane aldım. :(

Davul zurna ekibi çukurda ne arıyordu gerçekten bilmiyorum.

Benim bayılarak alış-veriş yaptığım, her ayıldığımda tekrar tekrar yine uğradığım ve yeniden alış-veriş yaptığım ve yine bayıldığım bir pazardır çukur pazarı. Benim en sevdiğim iki pazardan birisidir bu. Bir şeyler bulamadığımda biraz buruk ayrıldığım, bulduğumda ise yüzümde güller açmasına sebep, Amsterdam’ın keseye hem dost hem düşman bir pazarı. Eğer bu pazara hiç özel olarak gelmediyseniz, yada hiç yolunuz düşmediyse, kendi cüzdanınızda bir nevi hırsızlık yapmışsınız demektir.

Pek çok kadına artık kendisinden alış-veriş yapmama adına yemin ettiren, sonra yine aynı kadınlara bir gün yeminlerini eseflenerek bozdurup bir şeyler aldırtan sonra tekrar ‘ama bu kez kesin son’ dedirten ve sonrasında tekrar bu yeminleri bozdurtan sevimli pazar.


Hatta kimi zaman da insanların birbirinden kaçtığı, kimilerinin aslında hiç çukur pazarından çıkmamasına rağmen çukurcu görünmekten hoşlanmadıkları ve gittiklerini inkâr eder tavırlar sergiledikleri, gizlemeye-gizlenmeye çalıştıkları sosyal anlamda enteresan bir gerçekliği ortaya koyan bir mekân. Hani İngilizlerin meşhur bir dizisi vardır. Taa altmışlı yıllarda çekilmiş olan keep up apearenses adındaki o meşhur sit kom. Bu tür insanları gördüğüm zaman hep bu dizideki Hyacint karakteri gelir aklıma. Hayatın gerçeklerinden birini sunan ve benim de gülmekten kırıldığım tek İngiliz dizisidir bu. Bu dizi altmışların İngiltere’sinde çekilmiş ya hani, biz de iki binlerin Amsterdam’ında yaşıyoruz ya, insan insana ne kadar da çok benziyor, insanlar, sosyal statü meseleleri her daim, her yerde, her coğrafyada aynı. Sosyal yaşantının yada sosyal statünün dini, imanı, ırkı, milleti yok!

Çukur pazarı ile sayısız anım vardır. Bunlardan belki en kayda değeri Medine’de yaşadığım bir diyalog. Bundan bir kaç yıl evvel, Medine’de Mescid-i Nebevi’de oturuyorum. Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamı ziyaret edeceğiz. Sıramızı bekliyoruz. Oradan bir başka bölüme, o bölümden bir başkasına geçirip duruyorlar, ortalık ana baba günü. Millet birbirini çiğneyecek neredeyse. Sonra oturduk bir yere, ‘burada bekleyin’ dediler. Aslında esas olan orada bol bol salâvat getirmek, dua etmektir. Bir an arkamı döndüm ve arkamdaki bayana nereden geldiklerini sorma gafletinde bulundum. Hollanda’dan geliyorlarmış. A, a biz de oradan geliyorduk. Hangi şehir diye sorduğumda ise aldığım cevap beni çocukluk yıllarıma doğru bir yolculuğa çıkardı. Neden mi çocukluk yıllarım? Bu hanımın yaşadığı şehir olan Harderwijk’te Dolfinarium denen yunus balıklarının ve balinaların gösteri yaptığı bir merkez vardır. Çocukken babam bizi oraya götürmüştü, o bakımdan yine 1970’lere gitmiştim bir an. Doğal olarak o hanım da bana sordu nereden geldiğimi. Ben Amsterdam der demez, ‘orada bir çukur pazarı var bilir misiniz’? diye ikinci bir soru ekledi peşinden. Ayol bilmez miyim, benim bir ayağım hep çukurda. :)

Bu rendeden annem alıp hediye ettim.

Bir gün toru topu ben deyim otuz, siz deyin kırk Euro’luk bir alış-veriş yaptım çukurdan. Büyük bir keyifle evime geldikten sonra aldıklarımın etiket fiyatlarını topladım. Tamı tamına altı yüz Euro’luk alış-veriş yapmıştım. İyice iştahım kabarmıştı. Eh yani ben çukura nasıl gitmeyeyim. Keyifli bir pazar olmasının sırrı kalitesinde… Ve onunla kalmıyor tabii, keyfi kalitesiyle mukayeseli fiyatında gizli.

Eğer bütün bu yazdıklarımdan sonra hala evinizde kös kös oturuyor ve çukuru şöyle bir kolaçan etmiyorsanız, size kötülük yapacak birilerini aramayın hiç. Siz kendinize kötülüğün daniskasını yapıyorsunuz derim ben. Haydi, kalkın yerinizden, silkelenin şöyle bir ve alış-veriş yapmak için değil sadece bir kolaçan etmek için çukura doğru bir yürüyüşe çıkın.