KURBAN BAYRAMI DÖRDÜNCÜ GÜN


Bu gün kurban bayramının dördüncü günü. Annemle birlikte hafta sonu gelecek misafirlerimize aşure yaptık. Bu kez aşureyi yarım ölçü yaptık. Malzemelerin bir kısmını bir gün önceden, diğer bir kısmını da ondan bir gün önce hazırlayıp anneme gönderince, ofisten çıkınca annemin vakitlice pişirmiş olduğu yarmayla diğer tüm malzemeleri karıştırıp servis yapmak sadece yarım saatimi aldı.

Aşure yapımı için bkz: tatlı: 12-1-2010

KURU KAYISI TATLISI

Bugün akşam bir arkadaşım yemeğe gelecekti. Maalesef haber bile vermeden gelmedi. Ben onu aradım. “Sana akşam mesaj göndermiştim onu almadın mı?” diye sordu. Meğer telefon numaramı yanlış kayıt etmiş. Bahsedilen mesajdan haberim dahi olmamıştı. Hayat işte oluyor böyle. Üstelik daha dün görüşmüştük ve “yarın geliyorsun değil mi? Bir aksilik yok değil mi?” diye üzerine basarak sormuştum. Bir de Hollandalıların randevularına çok sadık olduğunu söylerler. Hava! Ya da istisnalar kaideyi bozmaz mı desek? Sanıyorum bunlar hep benim büyük konuşmalarımdan geliyor başıma. İlk gençlik yıllarımdı, arkadaşları kazık attığı için annemlerin sofraları hazırlanıp hazırlanıp öyle kalırdı. Moralimiz bozulurdu. Hani bir de biraz özeniyorsunuz ya… Aman misafirim gelecek sofram düzenli, uyumlu olsun diye… “Yaa, ne arkadaşlarınız var böyle” diye eseflenirdim anneme. İşte şimdi benim başıma geliyor. Hatta bu durumla oldukça sık karşılaşıyorum desem abartmış olmam.

Ama yine de hakkını yememek lazım. Kuru kayısı tatlısının bugün yapılmasının ve yayınlanmasının en büyük sebebi yemeğe gelmeyen arkadaşım. “Acaba ne tatlısı yapsam, kız diyette” diye düşünürken dolabımı açıp şöyle bir bakmıştım. Ve uzun zamandır bir türlü kullanamadığım kuru kayısılar gözüme ilişmişti. “Tamam” demiştim. “Kayısı tatlısı”. Hamur tatlılarına oranla nispeten daha zararsız. Ya da diyet dostu bir tatlı da diyebilirim.

Dün akşam ben bulaşıklarımı yıkayana kadar kayısılar da geniş bir kapta bol suyun içinde biraz tozunu toprağını saldı. Sonra yine soğuk suyla bir güzel yıkayıp küçük bir tencereye aldım. Üzerine de bir bardak su ve iki kaşık kahverengi şeker ilave ettim. Ertesi akşama kadar zavallıcıklar ööyle bekleştiler.

Bugün ofisten eve gelene kadar “olsun hayat bu, hiç moralimi bozmayacağım, olur böyle şeyler, ben tatlımı yapıp yiyeceğim” şeklinde  telkinler verdim kendime. Hani işe de yaradı. Yemeği sipariş vermiştim zaten, bir kaç ilave yapacaktım. İlaveleri çıkarttım programdan. Gelir gelmez, çakıldaklı ayran eşliğinde yemeğimi yedim. Sonra geçtim mutfağa kısık ateşte kayısılar suyu çekip şerbet koyulaşıncaya kadar piştiler. Yine dolapta bulduğum bademleri bir tepsiye boşaltıp 3-5 dakika kadar 150 derecede fırının ızgara ayarında beklettim. Bademler fırında kavrulurken n’olur – n’olmaz, bademcikler yanmasın diye de başlarında bekledim tabii. Kayısı tatlımı soğuduktan sonra tabağa boşaltınca da fırından çıkartıp hemen sıcakken robottan geçirdiğim bademleri üzerine serpiştirdim ve bademler biraz sertleşinceye kadar bekledim. Ehm…, sonrasında afiyetle yedim.

Malzeme

  • 1 su bardağı dolusu kuru kayısı
  • 1 su bardağı su
  • 2 yemek kaşığı kahverengi toz şeker
  • 2-3 avuç badem

Yapılışı

  1. Biraz suda bekletip bütün tozunu toprağını yıkadığımız kayısıları akşamdan bir bardak su ve iki kaşık şekerle ıslatmaya bırakıyoruz.
  2. Ertesi gün kısık ateşte kayısılar suyu çekinceye kadar pişiriyoruz.
  3. Ateşten alıp soğuduktan sonra servis tabağına transferini yapıp üzerine kavrulmuş ve mutfak robotundan geçmiş bademleri serpiştiriyoruz.