ALMAMAK ÜZERİNE

Bu gün FB aracılığı ile karşılaştım bloğuyla. Hatunun adı Selma Hekim, bir yıldır almamaya çalışıyormuş. (Bakın Almanya’da çalışmıyor, almamaya çalışıyor, doğru okudunuz.) Takdir ettim. Deneyimlerini paylaştığı bloğuna şöyle bir baktım, sadece almamak değil, tasavvuftan ve yogadan etkilendiğini “bir lokma bir hırka” felsefesinden yola çıktığını anlatıyor. Hatta bu yola girince sigarayı bırakmış. Aklın yolu birdir. Fakat farkındalık herkeste aynı frekansta değil. Bloğu bugün keşfetmiş olmanın heyecanıyla ben de bir şeyler yazmak istedim.

EVİMDE OLMAYANLAR VE OLMAMASINA HALA SEVİNDİKLERİM.

  • Magnetron
  • Televizyon
  • Bulaşık makinesi
  • Vitrin
  • Dresuar (doğru yazdım mı bilmiyorum)

Evet bunlar benim evimde yok, yani yeni değil bu, yıllardır böyle. Aşağı yukarı bir yirmi yıllık hikaye. Evimde var olanlardan bahsetmiyorum tabii. Ancak bu saydıklarımı evime koymayı tüm ısrarlara ve kışkırtmalara rağmen hiç düşünmüyorum.

Zaman zaman bloğumda yemekle ilgili değerlendirmelerden bahsediyorum zaten. Fakat bu vesileyle diğerlerinden de bahsedeyim. Her ne kadar etrafımda pek çok kimse bunları anlamasa bile. Yanlış anlamalara sebep olmamak için baştan söyleyeyim. Bu yaptıklarımın baş kaldırmakla ya da bir şeyleri ispatlamakla ya da cimrilikle ya da pislikle uzaktan yakından alakası yok. Böyle düşünenler varsa zahmet edip yazımı hiç okumasınlar.

Ben böyle yetiştirildim. Bizim zamanımızda böyleydi yani. Bir şeyden başka bir şey yapılırdı. Eskisi olmayanın yenisi olmaz derdi annem hep. Çanta lazım annem dikerdi. Kalem cüzdanı lazım annem dikerdi. Güneşliklerimizi yazmıştım zaten annem şeker çuvallarından dikerdi. Maalesef bizden sonraki nesil böyle yetişmedi.

Yaptığımı itiraf ettiklerim:

  1. Ambalajları saklayıp sonra yine kullanmak.
  2. Çiçek paketlerinden çıkan rafyaları bile saklamak ve lazım olduğunda kullanmak.
  3. Hediye edeceğim çiçekleri büyük oranda kendim dikip yetiştirmek.
  4. Birisine hediye götürmek istediğimde önce evi arayıp taramak. (Hele bu madde hiç yanlış anlaşılmasın, evdeki vazoyu henüz hediye olarak götürmedim).
  5. Genelde kendim bir şeyler yapıp hediye etmek.
  6. Çamaşır makinesinden dökülen sularla balkonu yıkamak
  7. Çamaşır makinesinin özellikle son suyuyla yerleri silmek.
  8. Yerleri sildiğim sularla ya sokağı yıkamak ya da tekrar balkonu yıkamak.
  9. Elektrikli süpürgeyi mümkün olduğu kadar kullanmamak, bu uygulama için halınızın olmaması gerekiyor.
  10. Bulaşıkları bir kabın içinde ve elde yıkamak.
  11. Bulaşık duruladığım suyu biriktirip özellikle mutfağın yerlerini silmek.
  12. Bir şeyi çok sevdiysem eğer yırtılıncaya kadar giymek.
  13. Sonra onu pijama niyetine giymek.
  14. Tamamen yırtıldıktan sonra toz bezi yapmak.
  15. Toz bezi için yeterince eskidiyse tahta bezi yapmak.
  16. Başına bir kaza gelmiş ya da bazı yerleri kullanılamayacak kadar yırtık olan kıyafetlerden çanta dikmek.
  17. Hiç bir şekilde kullanılamayacak olan tekstil ürünlerini el işi dersinde kullanmaları için ilkokullara vermek.
  18. Dolapları toparlayıp ihtiyaç sahiplerine kendi elimle vermek. Bunları vermek için kapı kapı kurum aramamak. Yani zihniyet evde bir mıntıka temizliği yapayım değil. Bir iyilik yapayım olmalı. Hatta derneklerdeki ihtiyaç sahiplerine verilecek kıyafetleri düzenlemeye gitmek.
  19. Yaklaşık 12 yıldır bisikletle mobilizasyonu sağlamak, toplu taşıtları kullanmamak. (Hem kan dolaşımı için çok iyi, hem de keseye müthiş katkı sağlıyor).
  20. Hava alanına taksiyle değil trenle ya da metroyla gitmek.
  21. Bit pazarlarını, eskicileri, antikacıları pek bir severim bunu herkes biliyor zaten. İhtiyaçları mümkün olduğunca buralardan tedarik etmek.
  22. Suyu gerekli gereksiz şar şar akıtmamak.
  23. Suyu soğutmak için hele hiç boşuna akıtmamak. Soğuk su istiyorsanız ya buzdolabına bir şişe su koymak ya da buz kullanmak.
  24. Pazara giderken sadece dolaşmak amacıyla gittiğimi bilmek ve bu bilinçle pazarı dolaşmak.
  25. Becerebildiğim kadar kreatif etkinliklerde bulunmak.
  26. Mümkün olduğunca şu çığrından çıkmış, furya haline gelmiş İ harfi ile başlayan A harfi ile biten o dört harfli alış veriş canavarı dükkana gitmemek. Siz anladınız onu.
  27. Poşetleri tekrar tekrar kullanmak.
  28. Çiçeklerimi meyve, sebze yıkadığım sularla sulamak.
  29. Kapıma ‘reklam istemiyorum’ etiketi yapıştırmak.
  30. Sonra annemlerin kapısına da bu etiketlerden 3 tane yapıştırmak.
P1050716

Bu hayır, hayır versiyonu. Bunların bir de hayır, evet versiyonu var.

Şimdilik aklıma gelenler bu şekilde. İlerde yaptığım halde yazmayı unuttuğum maddeler olursa yine ekleyebilirim. Neticede bilimsel bir çalışma değil bu.

PAZAR GÜNÜ EVLERE ŞENLİK GÜNÜ

Bayram kahvaltımı bile yayınlayamadım. Oysa ne de güzel fotoğraflar çekmiştim. Sadece bir gün süren tadilatın peşinden iki aydır toparlanamadım. Şu sıralar işlerimiz de yoğun olup haftanın altı günü çalışınca bana kalan tek gün pazar günü. Ne alış-veriş, ne çukur ne de bit pazarı keyfi .  Şimdilerde keyif çalışma keyfi. :) Allah tüm işsizlere iş, tüm çalışanlara çalışma aşkı versin. Amin!

Perdelerimi  yıkayıp ütüleyip yerlerine astım. Yırtık olan bir tülü de atıp yenisine başladım. Ne var ki malzeme eksikliğinden bir türlü dikemedim. Her gün bir mutfak dolabını yerlere sermek suretiyle mutfağı da büyük ölçüde tepeden tırnağa temizleme faslının sonlarına yaklaştım.  Haftalardır  her boş bulduğum fırsatta dolap temizlemekten bu gün zıvanadan tamamen çıkmış mutfağımı bir kenara bırakıp fırına bir kek yolladım. Öyle ki garip bir şekilde rüyalarımda kek yapar olmuştum.

Bildiğiniz köy keki. Ekstradan geçen babamın kırıp ayıkladığı fındık ve cevizlerden serpiştirdim. Bu kez yumurtalar her zamankinden bir ölçü küçük olduğundan iki yerine üç adet yumurta kullandım. Fakat gelin görün ki kekim normal sürecinde çatlayıp patlarken  garip bir şekilde kabardı. Şenlik kısmı işte bu görüntü. Bitmedi!

Şenliğin devamı var. Cıvataları tamamen sıyırmış olmalıyım ki bir yığın dikilecek işim başlı ve makinenin başında duruyorken, eş-dost e-mail gönderip tariflerini yazılarını bekliyoruz, yayın neden yok diye soruyorken,  ben cumartesi günü ofisten çıkınca yorgunluğuma aldırmadan perde malzemelerini alacağım pazarcının toparlanmış olduğunu görünce uzuuuuunca bir zamandır girmek istediğim dükkana yeltenip yedi renk yün aldım. Açık pembe, koyu pembe, yeşil, eflatun, beyaz, kırmızı, mavi… Altı değil, sekiz de değil ille de yedi. :) Ve başladım battaniye örmeye.  Aslında ördüğüm battaniye değil, kederim ya da kaderimdi. Tığı her battığımda ayrı bir hüznümü gömerken her çıkarttığımda bir mutluluk zuhur etti. Ve ilk parça…

Uzun yıllardan sonra ilk defa  şal örerek yeniden örgüye başlamıştım. Ondan bir yıl sonra hızımı alamamış olmalıyım ki kilim örmüştüm. Hani dünya kupası bittiğinde ne yapacağınızı bilemez, birden bir boşluğa düşersiniz ya işte kilim bitince ben de öyle olmuştum. Ofisten geldikten ve rutin işlerimi, ritüellerimi bitirdikten sonra ‘ee şimdi n’apıcam?’ diye mel mel bakar olmuştum. İşte o gün bugün aklıma koyduğum battaniye yapımına nihayet başlamıştım. Bir kaç yap bozdan sonra nihayet ilk parçayı bitirdim. Sahi ben size kilimimi de göstermedim değil mi? Söz en kısa zamanda.

Bu arada daha önce söz verdiğim üzere, dibine yakma, lahmacun ve daha pek çoğunu yapıp yayınlamayı hala planlıyorum, verdiğim sözleri unutmadım.

Güzel bir hafta olmasını diliyorum.

Hepinize hayırlı geceler.